MURAT ÖZTEKİN
BİŞKEK

Askar Aytmatov, meşhur Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un oğlu… Sovyetlerin “sert ikliminde” hayata gözlerini açtı, çocukluğundan itibaren meşhur bir yazarın evladı olmanın mesuliyetini yaşadı. Babası gibi yazmak istese de hayatı diplomaside geçti; Kırgızistan Dışişleri Bakanlığına kadar birçok kademede vazife yaptı. Şimdilerde ülkesinin kültür sanat meselelerine kafa yoruyor. Biz de Türkiye âşığı olan ve Türkiye Türkçesini iyi bir şekilde konuşan Askar Aytmayov’dan babası Cengiz Aytmatov’la olan hatıralarını ve Sovyet günlerini dinledik.

Tanınmış bir yazarın evladı olmak nasıl bir durumdu?
Pek de iç açıcı bir şey değildi. Bu çok büyük bir mesuliyeti beraberinde getiriyordu zira. Kendimi bildim bileli bu sorumluluğu hissettim. Sokakta oynarken bile beni işaret edip “Bu meşhur Aytmatov’un oğludur” diyorlardı.

O yıllarda nasıl bir evde yaşıyordunuz?
Komünizm zamanında, hükûmet tarafından yazarlara evler tahsis edilirdi. Biz de o evlerden birinde yaşıyorduk. Çok değerli bir yerdi, etrafımızda birçok tanınmış yazarlar ikamet ediyordu. Oldukça kültürel bir mahaldi.

YAŞAR KEMAL BİZE GELİRDİ
Evinize yazar-şair takımından kimler geliyordu?
Babam yazarlar tarafından üstat kabul ediliyordu. Yerli ve yabancı çok sayıda kalem erbabı onunla görüşüyordu, fikir alışverişinde bulunuyordu. Ben çocukken yurt dışından misafir gelemiyordu. Ancak babam izin alarak birilerini ağırlayabiliyordu. Türkiye’den Yaşar Kemal ve Zülfü Livaneli’yi kabul ettiğini hatırlıyorum.

Babanızla olan münasebetiniz nasıldı?
Cengiz Aytmatov evlatlarını çok severdi. Çok meşgul olmasına rağmen bize mutlaka vakit ayırırdı. Çocukluğumda benim en büyük problemim aşırı kilolu olmamdı. Şişmanlığımla mücadele etmek için beni yürüyüş yapmaya çıkarıyordu. Bazen ben bundan kaçıyordum. Babam da bu yüzden bir usul geliştirdi: Her yürüyüşte bana masal anlatıyordu. Fakat bunları o esnada uyduruyordu. O masalların başkahramanı da hep bendim. Bunu hayatımın sonuna kadar unutmayacağım. (Ağlıyor)

Çocukluğunuzda Sovyet Kırgızistan’ında nasıl bir politik hava vardı?
70’li yıllarda sosyalizmin gücü kırılamaya başlamıştı, halkın refah seviyesi yükseliyordu. Ama yine de sert ideolojik dayatma devam ediyordu. Sovyet propagandası çok etkiliydi. Bize Sovyet rejiminden daha iyi bir rejim olmadığı öğretilmişti. Daha ilk mektebe başlamadan önce çocuk bahçesinde başlıyordu her şey.

Babanız ne gibi sıkıntılar yaşadı?
Babam da bu baskı ortamında sıkıntı çekti. Mesela, Kırgızlar için çok mühim bir eser olan Manas Destanı’nın yeni bir yazılı redaksiyonunu neşretti. Ancak “Bu eser, halka feodal duyguları aşılıyor” diye babamı topa tuttular. “Cengiz Aytmatov, Çinlilerin Sovyet topraklarına karşı yayılmacı politikasını destekliyor” dediler. Az kalsın hapse giriyordu.

Nasıl çalışma tarzı vardı?
Biz yatağa giderken onu hep bir şeyler yazarken görürdük. Gün ağarıp uyandığımızda onu hâlâ yazı yazarken bulurduk.  Kendisi geceleri çok çalışırdı. Bu yüzden daha çok küçükken yazarlığın ne kadar zor bir iş olduğunu öğrendim.

Nasıl bir ruhla yazardı peki?
Babam kalemi eline aldığında efkârlı bir ruh hâline bürünürdü. Her yazar gibi rahatsız edilmekten hoşlanmazdı. Eserlerini, el yazısıyla yazardı hep... Ömrünün sonuna kadar daktilo kullanmadı. El yazısının fikirleri yazıya dökmede özel bir faydası olduğuna inanıyordu galiba...

Cengiz Aytmatov yazarken nelerden ilham alıyordu?
Kırgız tarihi ve folklorunun yanında Rus klasik edebiyatından da ilham alıyordu. Hassaten Rus klasiklerini çok iyi okumuştu. Kendisi çocukluğunda köyde yaşarken kitap okuyabilmek için kütüphanelerde bekçilik yaparmış. Herhâlde kütüphane bekçisi olmasa Aytmatov olmazdı. Zaten evimizde büyük bir kütüphane vardı. Babam çok okur, yeni çıkan kitapları edinirdi.

ATEİSTTİ AMA İSLAM'A SAYGISI VARDI
“Babam ateistti fakat İslam’ın Kırgız halkı için ne kadar önemli olduğunu biliyor, saygı duyuyordu. Batı ile İslam dünyası arasındaki anlaşmazlıkların artması da onu üzüyordu. Kendisi insanların İslam dünyasını daha iyi anlaması için elinden geleni yaptı. Sırf onun kişiliği bile İslam’ın normal bir din olduğunu, Batılıların anlamasına yaradı.”

TÜRKİYE AYTMATOV'UN İKİNCİ EVİYDİ
Askar Aytmatov “Babanızın Türkiye hakkında görüşleri nelerdi” soruma şu cevabı veriyor: Türkiye seyahatleri onun için âdeta bir açılım oldu. Babamın Türkiye algılaması değişti. Biz tek bir milletiz diye düşünüyordu. Türkiye onun niçin âdeta ikinci bir evdi.

TÜRKİYE'YE GELİNCE KOLOMB GİBİ HİSSETTİM
Babanızla birlikte yaşadığınız en unutulmaz hatıra ne?

Soğuk savaşın dorukta olduğu yıllardı... Babamın kitaplarını Türkiye’de basan yayınevi kendisini ülkenize davet etti. Ben de babamla birlikte Türkiye’ye gitmek istedim. O zamanlar ortaokul talebesiydim. O yıllarda bir talebenin kapitalist bir memlekete gitmesi, Dünya’dan Ay’a gitmek gibi bir şeydi.
Babamın hususi bir konumu vardı ve o gidebiliyordu. Adeta Sovyetlerin vitrin yüzüydü. Aslında bu Sovyet propagandasının bir parçasıydı. “Sosyalist sistemde yazarlar hürdür” düşüncesini aşılayabilmek için yurt dışına çıkmalarına müsamahalı davranıyorlardı.
Ben Türkiye’ye gelebilmek için üç komisyondan geçtim. Komünist Politbüro idarecilerinin isimlerini ezberlettiler. Kapitalizmin kötülüklerini saydırdılar. Böylece yurt dışına çıkabildim. Türkiye’ye geldiğimde Kolomb, Amerika’yı keşfettiğinde neler hissettiyse ben de aynı duyguları hissettim. “Farklı bir dünya varmış, sosyalizm tek alternatif değilmiş” diye düşündüm.