İftara kalan zaman
20:41:00

Şa’yâ aleyhisselam çok nasihat etti ama... İbret almadılar!

Şa’yâ aleyhisselam çok nasihat etti ama... İbret almadılar!

Bir ağaç yarılıp açılır, Şa’yâ aleyhisselam kovuğuna girip saklanır. Ağaç kapanır ancak eteğinin ucu dışarıda kalmıştır. Apaçık mucizedir ama ibret almazlar. Baltalarla şehit ederler oracıkta.

Kudüs’te Sudîka adlı bir melik hüküm sürmektedir. Süleymân aleyhisselam neslinden olup sadık, salih ve adil bir zattır. 
Hâlbuki İsrailoğulları dinlerinde sebat göstermez, gönderilen nebileri ciddiye almazlar. 
Şa’yâ aleyhisselam onlara sabırla va’z-ı nasihatte bulunur, dinlemez, isyankâr olurlar. İş tehlikeli bir yere doğru gitmektedir. Allahü tealanın gadabına uğramak da vardır sonunda. 
Nitekim korkulan olur, Babil Hükümdarı Senharib (Nabupolassar) güçlü bir ordu ile Kudüs’e gelir, Beytü’l-Mukaddes kapılarına dayanır. Melik Sudîka o sıralar ayağından yaralıdır, kıpırdayacak hâli yoktur, kuşatma karşısında çaresiz kalır. 
Şa’yâ aleyhisselama “Allahü teala hakkımızda ne takdir buyuruyor” diye sorar. 
Mübarek bir şey söyleyemez, öyle ya vahiy inerse bildirebilir anca.
Ve vahiy iner, haber getirir ona: “Allahü teala ecelinin geldiğini bildirdi. Yerine bir halife tayin et, ölüme hazırlan.” 
Melik boynunu büker, takdire razı olur. Hulus-u kalp ile namaza durur. Kim bilir belki de son namazıdır bu! Açar ellerini yakarır, dua, dua, dua… Allahü teala, Şa’yâ aleyhisselama tekrar vahyedip, melikin niyazını kabul ettiğini, ömrünü uzattığını ve düşmanlarından koruyacağını bildirir. 
Melik rahatlar, ferahlar, secdeye kapanır, şükreder Allah’a (celle celalüh). 
Şa’yâ aleyhisselam melikin ayağı için de bir ilaç hazırlar, biiznillah iyileşip ayağa kalkar. 
Hazret-i Şa’ya “Allahü teala sana kâfidir” buyurur, “Sabah düşmanı tamamen kırılmış bulacaksın. Sadece, Senharib ve kâtipleri müstesna.” 
Melik Sudîka ertesi sabah ceset yığınları görür sağda solda. Koca ordu erimiş tükenmiştir. Kral Senharib’i beş adamıyla birlikte yakalar. Oğlu Buhtunnasar da vardır aralarında. 
Melik Sudîka bunlara zulmetmez, karınlarını doyurur, döşek gösterir hatta.
Ancak Babil kralı “İstersen beni öldür” der, “Ama böyle dolaştırma ortalıkta.” 
Şa’yâ aleyhisselam “Onu memleketine gönder gitsin” buyurur, Sudîka da büyük nebinin emrine uyar. 

NABUKADNEZAR 
 Babilli Senharib hadiseden 7 yıl sonra ölür ve oğlu Buhtunnasar oturur tahta. (Hatırlarsanız Nabukadnezar olarak okumuştuk tarih kitaplarında) 
Bu arada Melik Sudîka da vefat eder. İsrailoğulları arasında saltanat kavgaları başlar. Cinayetler, suikastler, kargaşa…
Çaresiz oldukları günleri unutmuşlardır, birbirleriyle uğraşırlar, nimete kavuşunca.
Şa’yâ aleyhisselam çok nasihat eder ama kimin umurunda? İşimize karışma der, hatta Allah’ın peygamberini öldürmeye kalkarlar. Şa’yâ aleyhisselam bir fırsatını bulup uzaklaşır, o sıra bir ağaç yarılıp açılır, kovuğuna girip saklanır. Ağaç kapanır ancak eteğinin ucu kalmasın mı dışarıda? 
Apaçık mucizedir ama ibret almazlar. Baltalarla saldırır Şa’yâ aleyhisselamı şehit ederler oracıkta. 
Cenab-ı Hakk bu defa Hazret-i Harun neslinden Ermiya aleyhiselamı yollar onlara, lakin dinleyen kim? 
Sırf böylesi ikazlarda bulunduğu için Ermiya aleyhisselamı da bir mahzene kapatırlar.
Düşünün bir peygamber, küflü parmaklıklar arkasında…
Başlarında bir felaket dolanıyordur ama… 
Neticede Babil Hükümdarı Buhtunnasar büyük bir ordu ile gelip Kudüs’ü kuşatır (MÖ 586). Muhasaraya dayanamaz, getirip şehrin anahtarlarını sunarlar. Ama Kral öfkelenmiştir bir kere, erkekleri kırar, kadınları ve çocukları da zincire vurup, köle yapar. 
Değerli taşlarla bezenmiş Beytülmakdis’i yağmalatır, bununla da kalmaz yıktırır, kaldırır ortalıktan. Sonra bütün şehri ateşe verir, Tevrat nüshaları da yanar bu arada. 
Buhtunnasar, Ermiya aleyhisselamın yaşananları kavmine önceden haber verdiğini duyunca çok şaşar. Çağırtıp sorar “Benim buraya geleceğimi nereden biliyordun?” 
- Rabbim bildirdi.
Bakar emin, asil, zarif bir insan. Ermiya aleyhisselamın serbest bırakılmasını söyler adamlarına. Hatta “İstersen benimle gelebilirsin” der, “Dilersen burada kal, emân vereyim sana!” 
- Ben Rabbimin emânındayım zaten. Eğer kavmim de tabi olsaydı, düşmezlerdi bu duruma.” 
Buhtunnasar Kudüs’ten hesapsız ganimet toplar, yetmiş bin çocuğu da peşine takar. 
Götürüp beylerine dağıtır, köle yapar. 
İşgalciler gittikten sonra Ermiya aleyhisselam, Kudüs’te yalnız kalır. Harabe hâlindeki şehre bakıp, hüzünlenir. İsrailoğullarından, sağda solda saklananlar vardır, birer ikişer çıkar, toplanırlar. Yeni bir hayat için Mısır’a gitme kararı alırlar. 
Ermiya aleyhisselam da onlarla birlikte düşer yola. Bu insanlara tebliğ için vazifelendirilmiştir zira. Kavmini her fırsatta tövbeye çağırır, hakka davet eder sabırla. Lakin yaşadıkları felaketlerden ibret almazlar. “Amaan aldırma” derler, “Buhtunnasar’ın Mısır’a kadar gelecek hâli yok ya. Hadi diyelim geldi, savaş mı açacak koskoca firavuna?” 
O sıra Nil kenarındadırlar. Ermiya aleyhisselam, dört yassı taşı toprağa gömer ve “bakın” buyurur, “Buhtunnasar bu şehre gelir, tahtını da işte buraya kurar!” 
Çok geçmez. Buhtunnasar Mısır’a gidenlerin haberini alır, Firavun A’rec’ten İsrailoğullarını teslim etmesini ister, tehdit kokan bir üslupla.
Firavun “Bunlar köle değil” diye mektup yollar, “kaldı ki himayeme girmişler, teslim etmek, mürüvvetime yakışmaz.” 
İhtimal o da böyle basit bir meselenin büyütüleceğini sanmaz ama birden Babil ordusu görünür ufukta. Direnmeye çalışsa da başarılı olamaz, hiç de beklemediği bir mağlubiyet tadar.
Buhtunnasar’ın derdi İsrailoğulları iledir, alayını toplar, iğnenin deliğine girseler bulur çıkarır meydana. Bu esnada Ermiya aleyhisselamı görür ve sorar: “Ben sana Kudüs’te emân vermemiş miydim? Niçin katıldın düşmanlarıma?”
“Peygamberin vazifesi kavmini hakikate çağırmaktır, dinleseler de dinlemeseler de tebliğde bulunmalıyım onlara.” 
İsraloğulları “Evet bizi ikaz etti” derler, “Hatta, Buhtunnasar buraya gelir dedi ve delil olarak dört taş gömdü toprağa.” 
- Nerede o taşlar?
- Şu anda tahtınızı kurdurduğunuz noktada. 
Kazdırır tahtın ayaklarına gelen yerde dört taş. Büyük bir hürmetle “Serbestsiniz” der “Size dokunamam asla!”

04.06.2017 - 07:54

Günün Yemeği
Emrah Fandaklı’yla Şefin Ramazan Lezzetleri TGRT Haber ve TGRT EU’da

Taze Otlu Domates Çorbası Soğan Kebabı İncir Uyutma Reyhan Şerbeti Taze Otlu Domates Çorbası 1 kg domates 4-5 sarımsak 1 kırmızı soğan 3-4 dal taze kekik 2 dal taze biberiye maydanoz taze fesleğen tuz, karabiber, zeytinyağı çıt..