İftara kalan zaman
20:31:00

Yanan ev olsun Mehmet Efendi

Yanan ev olsun Mehmet Efendi

Musahipzade Celâl anlatıyor: Rahmetli dedem iyi bir tacirdi. Dükkânı Kantarcılar’da imiş. Dökmecilik (dökümcülük) edermiş. Annem doğmadan evvel Süleymaniye’de beş altı odalı bir evi varmış, yanmış. Yatak yorgan üst baş, tencere tava, hepsi gitmiş bir anda. Dün zengindim bugün muhtaç. Yaşayan bilir anca.

Musahipzade Celâl anlatıyor: Rahmetli dedem iyi bir tacirdi. Dükkânı Kantarcılar’da imiş. Dökmecilik (dökümcülük) edermiş. Annem doğmadan evvel Süleymaniye’de beş altı odalı bir evi varmış, yanmış. Yatak yorgan üst baş, tencere tava, hepsi gitmiş bir anda. Dün zengindim bugün muhtaç. Yaşayan bilir anca.
Arkadaşları “Yanan ev olsun Mehmet Efendi” demişler, “çok şükür cana gelmedi ya!”
Güzel söylüyorsunuz da, çoluk çocuk var, daha ne kadar böyle dostların yanında...   
Sen üzülme demişler, icabında ev alırız sana. 
Hakikaten bir, iki gün sonra, yanan evin civarında, hem de denize nazır, iki selamlık odası ile beş de harem odası ve biraz da bahçesi olan bir ev bulmuşlar. Hatta yanan evden fazla olarak küçücük hamamı da var. 
Fiyatı dokuz yüz kuruş.
Dedemin çok hoşuna gitmiş ama beş yüz kuruş çıkarabilmiş ancak. 
Avarız sandığı dört yüz kuruş ilave ediyor, hemen o gün alıyorlar. 
400 kuruş! 
Peki bu para neye tekabül ediyor acaba?
Rahmetli anlatırdı: “Varna’dan. Köstence’den gelen yağ, pekmez çektirileri (küçük yelkenli tekneler) Yemiş ve Ayazma Kapısı İskelelerine yanaşırlardı. Reçel gibi koyu ağdalı, bir desti pekmez yüz paraya verilirdi ki, nereden baksan kırk okka, iki kulpu destilerle kaldırılabilirdi anca.  
Kuzu derisi içinde sızdırılmış tereyağı tulumu altmış, yetmiş para arasında. 
Bir kuruş kırk para, bir para üç akçe, bir akça üç pul. Lira altın zaten, ağır para. 
Ramazan-ı şerif yaklaşınca bir telaş başlar. Herkes kudretine göre zahiresini tedarikler atar kenara. 
Patatesini, soğanını, yağını, balını, odununu, kömürünü, bulamasını, reçelini, sucuğunu pastırmasını... Evin idaresine göre birkaç kıvırcık koyun kesilir, kemikli ve kuşbaşı kavurmalar ve kıymalar yapılır, küplere basılır. Eski kadınlar beceriklidir, hamur tahtasının başına oturur, yumurtalı yufkalar açar, erişte keserler sabırla. Kuskuslar, tarhanalar... Kilerlerin raflarına türlü türlü şurup şişeleri, reçel ve turşu kavanozları dizilir, küplere hardaliyeli üzüm turşusu kurulur. 
Sırıklara hevenk hevenk mor soğanlar asılır, tekerlek tekerlek Balkan kaşarları, tulum peynirleri Kızanlık’tan... 
Rahmetli büyükbabamın anlattığı bu bolluk bereket devrelerinde Kırım’dan, Kazan’dan ve Memleketeyn denilen Eflâk Buğdan’dan (bugünkü Romanya) zadü zahire gibi daha birçok mahsuller gelir. O zamanlar tarım daha çileli, yollar daha zahmetlidir. 
Lakin adı konmadık bir bolluk vardır, kim bilir bereket dedikleri odur belki.

 

05.06.2017 - 07:52

Günün Yemeği
Emrah Fandaklı’yla Şefin Ramazan Lezzetleri TGRT Haber ve TGRT EU’da

Taze Otlu Domates Çorbası Soğan Kebabı İncir Uyutma Reyhan Şerbeti Taze Otlu Domates Çorbası 1 kg domates 4-5 sarımsak 1 kırmızı soğan 3-4 dal taze kekik 2 dal taze biberiye maydanoz taze fesleğen tuz, karabiber, zeytinyağı çıt..