İftara kalan zaman
19:04:00

Yetimleri unutma

Yetimleri unutma

“Sofralarında yetim bulunduran kimselerin sofrasına şeytan asla yaklaşamaz.” (Taberânî )

Afrika’da anne ve babalarını kaybeden çocukların sayısı hiç de az değil. Sahipsiz minikler yetimhanelerde iyi kötü bir ranza buluyor, kıvrılıyorlar kuytulara. Yetimhanelerin imkânları dar, paşo (bir nevi darı tohumu ile yapılan bulamaç) dışında bir şey sunamıyorlar çocuklara. Kırk yılın başı bir misafir gelecek de adak kesecek, çikolata şekerleme dağıtacak. Türkleri gördüler mi bir sevinç nidası yükseliyor, gelip elinizi tutuyor, sarılıyorlar boynunuza. 
Başını okşayın yeter, bu anlatılmaz bir güven veriyor onlara. 
Bir defasında ayakkabı dağıtıyorduk diyor hayır kurumlarında birinin idarecisi. Küçük bir yetim vardı, ayakkabısını giyemeyecek kadar küçük. Onun bağcıklarını ben bağladım. İşim bitti öptüm kucakladım. Aaaa o da ne? Diğerleri de bağcıklarını çözmüş yüzüme bakıyorlar. 
Gel de ağlama!..
Afrika’ya gidenlerin dikkatini çeker, çocuklar daha bir olgundur sanki. Küçük ablalar görürsünüz kardeşleri kucaklarında. Ağlamasın diye şirinlik yapar, gözünü, burnunu siler ve kambur gibi gün boyu taşırlar sırtlarında. Âdeta anne yarısı, hakları nasıl ödenir acaba? 
Anlatılır. Adamın eline çamur bulaşmış, geçerken bir yetimin kafasına sürüp temizlemiş el çabukluğuyla. Çocuk başı okşandı sanıp, seviniyor. O gün adamın olmayacak işleri oluyor, kasası kesesi doluyor. Ben ne gibi bir iyilik yaptım da işim rast gitti derken yetimin gülümseyen yüzünü hatırlıyor. 
“Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır”. (Ahmed ibni Hanbel)
 “Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde (kul hakkı, şirk gibi), Allahü teala onu mutlaka cennete koyar.” (Tirmizî)
Efendimiz “Kim üç yetimi yetiştirir, nafakasını temin ederse, ömrü boyu geceleri namaz kılmış, gündüzleri oruç tutmuş ve sabahtan akşama yalın kılıç Allah yolunda cihad etmiş gibi sevap alır. Keza, ben ve o, şu iki parmak gibi cennette kardeş oluruz” buyurur ve şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yapıştırırlar. (İbn-i Mâce)
Mescid-i Nebevî’nin inşa edildiği arsa, Esad bin Zürâre’nin himayesinde bulunan Sehl ve Süheyl adındaki iki yetime aittir. Mescid için arsayı hibe etmek isterler, ancak Efendimiz bedelini öder fazlasıyla. 
Beşir (Bişr) bin Akrabe der ki: Babam Akrabe, Uhud günü şehid olunca ağlayarak Efendimize gittim.
“Ey sevgilicik! Sen ne diye ağlıyorsun?” buyurdular. “Sus ağlama! Senin baban ben olsam, annen de Aişe olsa, razı mısın?” 
- Anam babam sana feda olsun ya Resûlallah, kim razı olmaz?
Nebiyy-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Uhud Savaşı’nda şehid düşen amcası Hazreti Hamza’nın kızı Ümâme’yi çok gözetir. Onu ezvac-ı tahirattan Ümmü Seleme’nin oğlu Seleme ile (pırlanta gibi bir gençtir) evlendirecektir gelinlik kız olunca. 
Ümmü Seleme annemiz de beyi Uhud Gazvesi’nde şehit düşen dört yetimli bir duldur aslında. 
Peygamberimiz Mûte Muharebesi’nde de Ca’fer bin Ebi Talib’in şehadetini duyunca hemen evine koşar, çocuklarını bağrına basar. Abdullah bin Ca’fer (radıyallahu anh) anlatır: Hazreti Abbas’ın iki oğlu Kusem ile Ubeydullah sokakta oynuyorduk. Resûlullah Efendimiz bir binekle yanımıza geldi. Beni göstererek: “Şunu bana kaldırın” dedi ve beni ön tarafına oturttu. Kusem’i de göstererek “Şunu da kaldırın” dedi. Onu da terkisine aldı. Sonra üç defa başımı okşadı ve her seferinde: “Allah’ım! Ca’fer’in evlatlarına sahip çık!” diye dua buyurdular. 
Osmanlı sadece babasını değil anasını kaybeden çocuklara da sahip çıkar. Yetimlerin sicillerini tutar. Bakımları akrabası, yoksa vakıflar tarafından karşılanır. Kadı vasi tayin eder, mallarını muhafaza için gerekli tedbirleri alır onun adına. 
Yetim evi manasına gelen Darüleytamlar hazine yardımı ile ayakta kalırlar. 1851 yılında Emval-i Eytam Nezareti kurulur. Bilahare Şeyhülislamlık bünyesine sokulacak olan teşkilat, büyüyüp rüşdünü ispat eden yetimlere “Bu mallar senin” der teslim eder kuruşu kuruşuna. 
Yetimin ayakta kalabilmesi için sanat sahibi olması lazımdır. Burada ahiler (esnaf teşkilatları) devreye girer, üstlerine düşeni yaparlar. 
Darülaceze’de okumak istemeyen çocuklara marangozluk, demircilik, ciltçilik, hakkâklık, dokumacılık gibi bir sanat öğretilir. Kabiliyetliler sanayii nefise mekteplerine gönderilir. Kızlar da dikiş nakış ev idaresi ve aşçılık üzerine eğitim alırlar.  
Kız çocukları daha narin ve içlidir. Çeyizleri yapılmalı, helal süt emmiş biriyle evlendirilmelidir. Bu mahallelinin vazifesidir âdeta.
Şanlıurfalılar bunu kibarca yapar hissettirmezler asla. Ne bileyim sıra gecesinde babasız genç mırra verdi diyelim, yanılıp fincanı yere bırakırsan meclistekiler ayaklanır “Cezan büyük” derler, “Bu genci evlendireceksin o zaman!” 
Zaten evlendirecektir, fincan işin bahanesi, delikanlıyı incitmemek için böyle bir usul bulmuşlardır kendi aralarında.

 

21.06.2017 - 06:56

Günün Yemeği
Emrah Fandaklı’yla Şefin Ramazan Lezzetleri TGRT Haber ve TGRT EU’da

Taze Otlu Domates Çorbası Soğan Kebabı İncir Uyutma Reyhan Şerbeti Taze Otlu Domates Çorbası 1 kg domates 4-5 sarımsak 1 kırmızı soğan 3-4 dal taze kekik 2 dal taze biberiye maydanoz taze fesleğen tuz, karabiber, zeytinyağı çıt..