İftara kalan zaman
18:24:00

Kefeni sırtında...

Kefeni sırtında...

Dünya nimetlerini değil mihnetlerini sever, ferahlığı gamda kederde arar. Kefenini yanında taşır, üzerine secde eder, gözyaşı ile yuğar yıkar.

Hicri 95 yılları...
Orta Doğu’nun Venedik’i olarak tanınan “Basra” mamur, renkli ve zengin bir şehirdir. Fakiri fukarası da vardır elbet... Üç küçük kızıyla geçinmeye çalışan Derviş İsmail onlardan biridir mesela. 
Garibim, hamallık ırgatlık gibi günübirlik işler yapar, çorbasını çıkardı çıkardı, çıkaramasa da kimseden bir şey almaz. Öyle bir ahdi vardır zira. 
O gece hamile olan hanımı sancılanmış, mini mini bir kız daha katılmıştır aralarına. Diline geliveren ismi takar yavrusuna. Dördüncü! (Rabia)
İyi de evde bebeği saracak bez bile yoktur, hanımı “Lütfen komşuya kadar gider misin” der, “Hiç değilse biraz yağ iste lambamıza.” 
Komşusunun kapısına kadar gider, tokmağı duyamayacakları hafiflikte tıkırdatır ve döner gelir yine boş kapla. Kapıyı çaldı mı çaldı. Yalanı yok ya. 
Sabaha doğru içi geçer, Efendimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) görmekle şereflenir rüyasında. Ona yenidoğan kızıyla ilgili müjdelerde bulunur ve “yarın git” buyururlar “Basra Emîri İsa Zadan 400 dinar versin sana!” 
Emîr her cuma gecesi, Resûlullah Efendimize 400 salavat-ı şerif okumaktadır, o hafta unutmuştur nasıl olduysa. Sabah ilki işi gidip rüyasını anlatmak olur. Emîr evet der, maalesef öyle oldu. Bunu benden başka biri bilemeyeceğine göre demek ki rüyan hak. 
İşte Rabia böylesine bereketli bir çocuktur, ferahlık getirir mütevazı yuvaya. 
Yaşı ilerledikçe takvası artar, o kılı kırk yaran adamcağıza bile “aman baba” der, “N’olur haram karışmasın lokmamıza! Açlığa dayanabiliriz lakin cehennem azabına...” 
Yıllar akar, ablaları talipleriyle evlenip gelin olurlar. Evde sadece Rabia kalmıştır ki emrihak vaki olur. Annesini ve babasını kaybeder kısa aralıklarla. 
O hengâmede zalimin biri zincire vurur, sürükleyip götürür köle pazarına. Onu ihtiyar bir adamcağız satın alır, gerçekten ihtiyacı vardır. 
Rabia annemiz, sahibinin çamaşırlarını yıkar, yemeğini yapar. Gece odasına çekilince yayar seccadesini, zikre başlar. 
İffetine tesettürüne aşırı ihtimam gösterir, hatta bir keresinde namahrem gözünden kaçayım derken düşer, kolunu kırar. 
Bir gece ihtiyar uyanır, hizmetçisinin hücresinden ışık sızmaktadır. Hayırdır inşaallah, yaklaşır cama. Rabia Annemiz “Ya Rabbi” demektedir, “Benim tek arzum var, rızanı kazanmak. Eğer ihtiyarın hizmetinde bulunmasaydım, daha fazla ibadet ederdim sana.” 
O sıra dikkatini çeker, kandil kendiliğinden durmaktadır. Askıda sanki ööyle havada...
Sabah ilk işi “Bak kızım” demek olur. “Artık köle değil, serbestsin. Dilediğin yere gidebilirsin. Yok eğer burada kalmak istersen başım üzerinde yerin var, bu sefer ben hizmetçi olacağım sana.” 
Rabia Validemiz artık geceleri kaim, gündüzleri saim (oruçlu) olacak, vaktini ilim ve taat ile ziynetlendirecektir daima. Geçimini de örgü ile temin eder.
İki feracesi vardır, sokağa çıkarken giydiği ile katiyen namaza durmaz.
Kalp gözü açık olanlar Hazreti Rabia’yı keşfeder, duasını alırlar. Süfyan-ı Sevri ve Hasan-ı Basri hazretleri gibi mesela. 
Mübarek çok oruç tutar. İşte iftarsız sahursuz geçirip bitkin düştüğü günlerden birinde kapı çalar. Komşusu eşiğe bir kâse çorba koyar. Mum almaya gitmiştir, döndüğünde ne görsün? Kedi yemeği dökmüş, zemini yalamakta. Bari orucumu su ile açayım der, desti düşer kırılır bu defa. Bardağı ararken mum söner, ateş de yoktur, tuttuğu kurur âdeta... 
Bizim kaldıracağımız çile değil ama o güler geçer, sabreder imtihanına. 
O gece zikrederken seccade üzerinde uyuyakalmıştır.
Evine bir hırsız girer, çalmaya değecek bir şey bulamaz. İş olsun kabilinden birkaç parça alıp çıkmaya yeltenir. Aaaa kapı kayıp biraz evvel şuradaydı oysa! 
Aldıklarını bırakır, bakar kapı karşısında. Rabia Hatun o sıra uyanır. Hırsıza, bak kardeşim der testide su var, al abdestini de yeni bir hayata başla. 
Basra eşrafından tüccar Ebû Süleyman Haşimî, evlenmek için ihlaslı bir kız aramaktadır. Hazreti Rabia’yı tavsiye ederler ona. 
Tacirimiz bir mektup yazar; kendini, gelirini, maksadını anlatır kısaca. 
Para su üstündeki köpük gibidir, Hazreti Rabia bakar mı ona. Yine de mektubu cevaplar, reddeder kibarca.
Basra âlimleri “Eninde sonunda evleneceksin” derler “Böyle kaç kaç nereye kadar. Hani elin ayağın tutarken daha...”
- Benim üç büyük derdim var. Acaba son nefesimde imanlı olacak mıyım? Mahşerde kitabımı sağımdan mı verecekler yoksa solumdan mı? İnsanlar cennet ve cehennem yolunda ikiye ayrıldığında hangisinde yer alacağım? Böyle büyük derdi olan bir kadın, beyine nasıl hanımlık yapar. 

 

22.06.2017 - 06:58

Günün Yemeği
Emrah Fandaklı’yla Şefin Ramazan Lezzetleri TGRT Haber ve TGRT EU’da

Taze Otlu Domates Çorbası Soğan Kebabı İncir Uyutma Reyhan Şerbeti Taze Otlu Domates Çorbası 1 kg domates 4-5 sarımsak 1 kırmızı soğan 3-4 dal taze kekik 2 dal taze biberiye maydanoz taze fesleğen tuz, karabiber, zeytinyağı çıt..