Ramazan
12.05.2018 05:14
Amerikan tipi beslenme  şişmanlatıyor

Türkiye obezite sıralamasında Amerika ve İngiltere ile eşit düzeyde. Geleneksel yiyeceklerimizden uzaklaştıkça Amerikan tipi hayat tarzının sebep olduğu obezite sendromunu yaşıyoruz.

Ziyneti Kocabıyık

Obezite bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla artıyor. Bu sık sık dile getirdiğimiz bir gerçek. Türkiye nüfusunun yüzde 60’ı şişman; 10 kişiden biri ise bilimsel olarak obez. Çocuklardaysa durum daha da fena. Türkiye Çocukluk Çağı Obezitesi Araştırması’na göre ülkemizdeki her 5 çocuktan biri şişman. Geleceğimiz ipotek altında. Şişmanlıkta Amerika ve İngiltere ile yarışıyoruz. Giderek şişmanlayan ülkemizi bekleyen sağlık tehlikeleri neler? Bu sessiz düşmanla gerçekten savaşabilir miyiz? Beslenmeyle ilgili yapılan spekülasyonlar neler?
Şişmanlık problemini masaya yatırdık ve Bezmialem Vakıf Üniversitesi Gastroenteroloji Hepatoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Başaranoğlu ile Türk insanını tehdit eden obezitenin sebeplerini konuştuk.

YÜKSEK KALORİLİ GIDALAR
Neden şişmanlıyoruz?
Çok yemiyoruz ama yüksek kalorili yiyeceklerle besleniyoruz. Şehirli hayat tarzında aldığımız bu kaloriyi harcayamadığımız için şişmanlıyoruz. İhtiyacımız olandan fazla enerjiyi, doğal olmayan kaynaklardan alıyoruz. Bunun sonucunda da bel çevresi kalın, tansiyonu yüksek, kan yağları bozuk, kan şekeri yüksek bir toplum hâline geldik.

Kötü beslenmeden neyi anlayacağız? Suçlu şeker mi, yağ mı, ekmek mi?
Aslında bilim adamları insanların kafasını karıştırıyor. Şişmanlık konusunda hem laboratuvarda çalışmış hem de yıllardır hasta gören biri olarak çok rahat şunu söyleyebilirim ki, Amerikan tipi hayat tarzı insanları şişmanlatıyor. St. Louise Üniversitesindeki çalışmalarımızda bunu gösterdik. Farelerde şişman modeller oluşturduk. Bu fareleri fruktoz şurubu ve fast food’la besledik. Hareketlerini kısıtladık. Amerikalı doymamış yağ oranı yüksek yiyecekler, GDO’lu mısırdan üretilmiş yüksek enerjili fruktoz şurubu kullanılan meşrubatları tüketiyor. Her yere araba ile gidiyor ve sonuç ortada. Fast food dediğimiz bu beslenme tarzı Amerika’dan bütün dünyaya yayıldı. Bizi de ne yazık ki esir aldı.

KARACİĞER KANSERİ RİSKİ
Sadece fast food mu?

Fruktoz şurubu ve doymamış yağlar aslında her yerde. Marketlerdeki paketlenmiş gıdalar büyük tehlike. Bisküviler, gofretler, çikolatalar, meşrubatlar, pastane ürünleri. Biz bir nesil margarinin şehirleşmenin bir sembolü olduğu algısı ile büyüdük. O dönemde bir pazarlama yönetimi ile “Şehirli insan margarin kullanır, köylüler sıvı yağ kullanır” şeklinde bir algı bilinçaltımıza yerleşmişti. Bunun zararlarını şimdi görüyoruz.

Kitabınızda bir de yağlı karaciğerden bahsediyorsunuz…
Evet bütün dünya buna “şişmanlık sirozu” diyor. Önceleri sirozun sebebi olarak alkol, Hepatit B ve Hepatit C virüsleri gösterilirdi. Oysa şimdi birinci sırayı obezite aldı. Aşırı kiloluluğun yol açtığı siroz bu. Biz kilo aldıkça vücudumuzdaki yağ hücreleri artıyor. Diğer organlarda olduğu gibi karaciğerde de yoğunlaşıyor. Karaciğer normalin 2 katı kadar büyüyor. Yağlı karaciğer potansiyel olarak ilerleyicidir ve siroza, karaciğer kanserine dönüşebilir. Yağlı karaciğer hastalarının yüzde 3’ünde siroza giden karaciğer iltihabı vardır. Çok yaygın olarak görülen bu durum için geliştirilmiş bir ilaç henüz yok. Modern çağın sinsi hastalığı olan yağlı karaciğerin görülme sıklığı çocuklarda yüzde 12, yetişkinlerde yüzde 30, obezlerde yüzde 65, morbid obezlerde ise yüzde 90’dır. Yapılacak tek şey karaciğeri dinlenmeye almak ve endüstriyel olmayan, işlenmemiş gıdalarla beslemek. Kilo vermek. Sadece mevcut ağırlığın yüzde 3’ünü bile kaybettiğinizde karaciğerinizdeki yağlardan kurtulabilirsiniz. Ağırlığınızın yüzde 10’unu kaybettiğinizde siroz olma riskini ortadan kaldırırsınız. Ayrıca karaciğer yağlanması, karaciğer hücrelerinizi hassaslaştırır. Bu sebeple, sağlıklı kişileri etkilemeyen bazı ilaçlar, bitki kürleri bu kişileri karaciğer yetmezliğine götürebilir.

KARACİĞERİN EN BÜYÜK DÜŞMANI ŞİŞMANLIK
Türkiye’de iç hastalıkları ve mide bağırsak hastalıkları ihtisasını tamamlayan Prof. Dr. Başaranoğlu, ABD’nin Missouri eyaletindeki St. Louise Üniversitesi Tıp Fakültesi Karaciğer Araştırmaları Merkezi’nde karaciğer üzerine çalışmalar yapmış. Alanın duayenlerinden Prof. Dr. Brent A. Tetri ile çalışma imkânı bulan Prof. Dr. Başaranoğlu burada şişmanlığa bağlı olarak ortaya çıkan yağlı karaciğer ve metabolik karaciğer hastalıklarının biyolojisi ve tedavisi üzerine çalışmış. Amerika’da obezitenin sebepleri üzerine de klinik çalışmalar yapan Prof. Dr. Başaranoğlu, geçtiğimiz aylarda piyasaya çıkardığı “Karaciğerimizi Fruktoz Şurubundan Neden Korumalıyız?” kitabında, aslında psikolojik, sosyolojik ve antropolojik nedenlere dayanan obezitenin sebeplerini anlatıyor. Ve burada toplumu bekleyen çok önemli bir tehlikeye “şişmanlık sirozu”na dikkat çekiyor…

VATANDAŞIN EKMEĞİYLE OYNAMAYIN
Üzerinde en çok spekülasyon yapılan konulardan biri de ekmek. Buğdayda GDO var o yüzden sağlığa zararlı diyorlar. Öncelikle belirteyim ki ekmekte GDO yok. Ekmekle ilgili yanlış ifadelerden biri de çölyak hastalığına yol açtığı. Ekmeğin temel maddesi olan buğdayın içindeki glutene hassasiyet genetik olarak doğuştan gelen bir durumdur. Eğer doğuştan glüten metabolizmanızda bozukluk yoksa ne kadar çok buğday ürünü tüketirseniz tüketin hasta olmazsınız. Uzman olmayan kişilerin kulaktan dolma bilgileri medyada aktarması halk sağlığını tehdit ediyor.  Bırakın artık ekmeğimizle oynamayın.

TÜRK KAHVESİ KARACİĞER DOSTU
Karaciğeri koruduğunu bildiğimiz meyve ve sebzeler şunlar: Limon, enginar, lahana, kırmızı turp, kuru soğan, yeşil çay, kırmızı elma, karnabahar, sarımsak, bal, polen, ceviz, zerdeçal, ıspanak, muz, brokoli, greyfurt, avokado. Bunları kür olarak uygulamak yerine günlük beslenmenin içine alarak yeterince tüketmek gerekir. Ayrıca karaciğere faydalı olduğu bilinen bir içecek de Türk kahvesidir. Eğer kalp ritim probleminiz yoksa günde 3 fincan kahveyi yemeklerden sonra içebilirsiniz.

 

 

YORUMLAR