HAZİRAN 2018 CUMHURBAŞKANLIĞI VE MECLİS SEÇİM SONUÇLARI
05.06.2018 06:28
Osmanlı medeniyeti

Avrupa’da zulüm ve vahşi bir hayat devam ederken, Osmanlı daima mazlumların yanında yer aldı, adaletin sembolü oldu...

Mahmut Sağırlı

Küçük bir beylikten kısa zamanda cihan devleti olan Osmanlı, ırk ve din ayrımı yapmadan, asırlarca insanlığa faydalı olur. Avrupalılar dünyanın tepsi gibi düz ve etrafı duvarlarla çevrili zannederken, Galileo, Kopernik ve Newton, dünyanın döndüğünü İslam âlimlerinin kitaplarından öğrenince suçlu ilan edilirler. Galileo papazlar tarafından hapsedilir. Hapishanede gözleri kör olur, 1642 yılında vefat eder.
Avrupa’da zulüm ve vahşi bir hayat devam ederken, Osmanlı daima mazlumların yanında yer alır, adaletin sembolü olur.
İslamiyetin bildirdiği güzel ahlak sahibi olan ve zamanın fen bilgilerinde yükselen Osmanlı, dünyada gerçek medeniyeti temsil eder.
Geçmişte olduğu gibi bugün de fen ve teknolojide ilerlemiş, fakat İslam ahlakından mahrum olan sözde medeni devletler, zulüm ve katliama devam ediyor.

“DAİMA İHSANDA BULUN”
Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin, oğlu Orhan Gazi’ye yazdığı vasiyeti, sonra gelen sultanlara rehber olmuştu. Bu vasiyetnameden birkaç cümle şöyledir: (Allahuteala’nın emirlerine muhalif bir iş işlemeyesin! Bilmediğini ulemadan sorup anlayasın. İyice bilmeyince bir işe başlamayasın. Zalim olma. Âlemi adaletle şenlendir. Bizim mesleğimiz Rah-ı Huda’dır. Yoksa kuru bir kavga ve cihangirlik davası değildir. Daima herkese ihsanda bulun. Memleket işlerini noksansız gör. Hepinizi Allahuteala’ya emanet ediyorum.)
Kanuni Sultan Süleyman Han, Gazi Bali Bey’e yazdığı mektupta şu tavsiyelerde bulunmuştu: (Bilesin ki, bey olmak iki kefeli terazidir. Bir kefesi cennet, bir kefesi cehennemdir. Bir an adalet ile hükmetmek, yetmiş yıllık ibadetten eftâldir. Ahireti akıldan çıkarmayasın. Serdar olduğun yerlerde, zulüm ve düşmanlık etmekten sakın. Ahirette bize hitap olunursa, yakana yapışırım. Yaşlıları baba, gençleri oğul bilesin. Babalara hürmet edesin. Oğullara şefkat gösteresin.)

“BU ORDU HİÇ YENİLMEZ”
İstanbul’dan Viyana’ya doğru giden Osmanlı ordusu, Belgrad yakınlarında, bir su başında, mola verir. Çeşme, abdest alan, kaplarına su dolduran askerlerle doludur. Yakındaki bir kilisenin papazı, güzel kızları süsler, ellerine birer kap verip, çeşmeye gönderir. Papaz pencereden gizlice seyre koyulur. Kızlar gelince Osmanlı askeri hemen kenara çekilir. Kızlar rahatça kaplarını doldurup kiliseye dönerler. Papaz, Osmanlı askerlerini bu güzel ahlakını, edebini ve merhametini görünce “Bu ordu hiç yenilmez. Boş yere kanınızı dökmeyin” diyerek haçlı kumandanlarına haber gönderir.
İngiliz Lordu Davenport’un da yazdığı kitabında “İslam orduları her gittiği yerde, adalet, fazilet ve medeniyet götürmüştür. Boyun büken mağlup düşmanını daima af ile karşılamıştır” der.
Yavuz Sultan Selim Han 1517 yılında Mısırı fethedip, hilafeti esaretten kurtarınca, alışkanlıkla kendisine Sultan’ül Harameyn yani “Mekke ve Medine’nin Sultanı” diyen hatibi susturup “Benim için, o mübarek makamların hizmetçisi olmaktan daha büyük şeref olamaz. Bana Hadimü’l-Harameyn deyiniz” ifadelerini kullandığını tarih kitapları yazar. Böylece kendisini Mekke ve Medine’nin hademesi olarak takdim eder.
Miratü’l-Harameyn kitabında yazıldığına göre “Sultan Abdülmecid Han, Sadrazam Mustafa Reşit Paşa’nın mason olduğunu anlayınca, kahrından, üzüntüsünden hastalanır. Oturacak takatı dahi yoktur, devlet işlerini hasta yatağında takip eder.
Kendisine ‘Medine ahalisinin bir dilekçesi okunacak’ bilgisi verildiği sırada doğrulmaya çalışarak, ‘Durun durun, okumayın! Beni oturtun!” der. Arkasına yastık koyup oturtulur. ‘Onlar Resulullah Efendimizin komşularıdır. O mübarek insanların dilekçesini yatarak dinlemekten hayâ ederim. Ne istiyorlarsa hemen yapınız. Fakat okuyun da kulaklarım bereketlensin’ der. Bir gün sonra vefat eder. İşte Osmanlı sultanlarının ahlakı, hayâsı ve saygıları böyledir.

MASONLARIN OYUNU
Ne yazık ki Mustafa Reşit Paşa sadrazam olunca, Osmanlı Devleti’nde yok olma devri de başlar. 1834 yılında, Paris’te, daha sonra Londra’da Osmanlı sefiri olarak bulunan Reşit Paşa, İngilizler tarafından aldatılır, mason yapılır.
Reşit Paşa 1846 yılında sadrazam olunca, İngiltere’de kurulmuş olan İskoç Mason Teşkilatının kurnaz üyesi ve aynı zamanında İstanbul’da İngiliz sefiri olarak görev yapan Lord Rading ile el ele verip, daha önceden hazırlamış oldukları planları uygulamaya başlar. Büyük şehirlerde mason cemiyetleri kurdurur. Saf, temiz Osmanlı evlatları dinlerini, namuslarını, vatanlarını korumak için şehit olurken, Reşit Paşa ve İskoç masonlarının hazırladıkları hain oyunlar sayesinde ticaret ve sanayi yabancıların eline geçer. İhracata ağır vergiler konup ithalat teşvik edilerek Osmanlı sanayii baltalanır. Hatta, Fatih devrinden beri medreselerde okutulmakta olan fen ve matematik dersleri büsbütün kaldırılır.
‘Din adamlarına fen bilgisi lazım değildir’ diyerek kültürlü, bilgili âlimlerin yetişmesine mani olurlar. Bütün bunların mimarı olan Avrupalılar, bununla da kalmayıp Osmanlı tebaası içerisindeki gayrimüslim vatandaşlara silah vererek, Osmanlıya isyana teşvik eder. Beş yüzyıl boyunca huzur içerinde yaşayan insanlar arasına nifak, düşmanlık ve fitne tohumları atılar. Böylece tüyler ürperten, akılları durduran, zulüm ve katliamlar dönemi başlar.
Tanzimat Kanunu’nun çıkışından itibaren, mason localarında yetiştirilen kimseler iş başına getirilir. İslam ahlakını, ecdat sevgisi ve millî birliği parçalamaya başlarlar. Nihayet bozgunculuk günümüze kadar devam eder.

OSMANLI DÜŞMANLIĞI
Üzülerek ifade edilirse, akademisyen, sanatçı ve siyasetçi olarak geçinen fakat edep ve ahlaktan mahrum olan bazı kişilerce Osmanlı düşmanlığı körüklenmeye çalışılıyor.
Hâlbuki bir milletin büyük çoğunluğunun sevip, saydığı değerlere, aynı coğrafyada yaşayan bütün insanların saygı göstermesi gerekir.
Diğer taraftan “hilafet isteriz” diyerek, slogan atan, ilim ve fenden yoksun bazı cahiller de Osmanlının adına ve şanına zarar veriyorlar. Hem hilafet dedikleri nesne kimde var, kimden istiyorlar? Şu anda yeryüzünde, herhangi bir yerde, hilafeti temsil edecek bir nesne de yok.
Söylenecek son söz: Osmanlıyı bilmeyen haddini bilsin!..

 

YORUMLAR