HAZİRAN 2018 CUMHURBAŞKANLIĞI VE MECLİS SEÇİM SONUÇLARI
06.06.2018 06:35
Nebilerin hatibi

Şuayb aleyhisselam güler yüzlü ve tatlı dillidir. Sohbeti hoş, hitabeti tesirlidir. Yumuşak konuşur, değer verir muhatabına...

Medyen. Ürdün’ün altında, Kızıldeniz’in doğusunda bir beldedir. Kervan yolları üzerinde bulunur, pazarları hareketlidir o yıllarda.
Alacak satacak şeyi olanlar oraya gitmeyi isteseler de yol emin değildir. Soyguncular yağmacılar musallat olurlar.

Medyenliler ticareti kendilerine yontar, iki terazi kullanırlar. Çok tartanla alır, az tartanla satarlar. Bunu zaten bilirsiniz de ayrıca zorba ve hilekârdırlar.
Malı satar, arka sokakta elinizden alırlar. Bir yabancı, hâkime çıkacak da derdini anlatacak ha! Ne mümkün, görülmüş şey değildir daha.
Ne koparsan kâr. Hak hukuk kimin umurunda?
Çok kazanır ve çok yakınırlar, kime sorsan işlerin berbatlığından söz açar.
Şuayb aleyhisselam da Medyenlidir. Rivayetlere göre anne tarafından Hazreti Lut'un kızına ulaşır ve Hazreti Eyyûb'la teyze oğullarıdırlar.
Kargaşadan uzak durur, koyunlarıyla meşgul olur bir tenhada. Seccadesini serecek bir gölge bulsun yeter ona.
Ve vahiy gelir, Medyen Eyke ahalisini hakka hakikate çağırmakla vazifelendirilir. Kendisine yeni bir şeriat ve kitap verilmiş değildir. İbrahim aleyhisselamın dinini anlatacaktır insanlara.
EY KAVMİM!
Hemen o gün Allah’a (celle celalüh) sığınıp girer kalabalığa. Gülüp geçseler de, alay etseler de aldırmaz, büyük bir heyecanla tebliğe başlar.
Hazreti Şuayb hoş sohbettir, yumuşak konuşur, değer verir muhatabına. Hitabeti tesirlidir. Zaten Hatîb-ül-Enbiyâ (Nebilerin hatibi) diye geçer kitaplarda.
Medyenliler o günlerde sarmaşıklarla sarılmış bir meşe ağacına tapınırlar. Odun işte, artık ne umuyorlarsa.
Onlara Allahü tealanın varlığını birliğini anlatır ama kulaklarını tıkar “biz babamızdan böyle gördük” der, batılda ısrarcı kalırlar.
Şuayb aleyhisselam eksik noksan tartanlara da nasihat eder. Esnaf hileli ticaretine toz dokundurmaz, teraziden çalmayı kazanılmış hak gibi görür zira.
- Biz güçlü ve zeki olduğumuz için çok kazanıyor, fakirlerden farklı yaşıyoruz. Sana uysak malımızdan mülkümüzden oluruz sonra.
Bazıları mucize ister, “yok şu kara kuzular beyaz olsunlar!” Allahü teala için zor değildir, yaratır. Hayvan hayatı boyunca beyaz kalır, göz bağcılık olmadığı ortada.
Efendim şu taşlık, münbit bir arazi olsa. Açar ellerini dua eder, lütfeder Mevlâ. Eker, biçer, mahsul alır ama inkârda kalır inadına.
Şu taşlar bakıra döneydi, döner. Satıp para kazanır, taatte bulunmaz.  
Şu kum tepeleri kalkaydı. Kalkar. Peki gel inan, yanaşmaz.  
Hazreti Şuayb’ın yürüyüşü bile mucizedir. Çıkmak istediğinde dağlar küçülür, deve gibi çöker âdeta. Gözleriyle görürler, kalpleri yumuşamaz.
YAPMAYIN YANMAYIN!
Hazreti Şuayb isyânları sebebiyle helâk edilen kavimleri hatırlatır, Hazreti Nûh, Hûd ve Lût'tan söz açar.
Medyenliler dinleme zahmetinde bulunmaz. Hâlbuki Şamlılar koşa koşa gelir, sohbetlerinden haz alırlar.
Buna da mani olur, misafirlere saldırırlar. Hazreti Şuayb şehrin yerlisidir, hatırlılar vardır akrabaları arasında. Ona dokunamazlar.
 "Şüphe yok ki, biz seni aramızda cidden zayıf görüyoruz. Eğer aşiretin olmasaydı, elbette seni taşlayarak öldürürdük ve sen bize karşı bir izzet ve üstünlüğün sahibi de değilsin." (Hud 91)
İş zamanla çığırından çıkar, şehri terke zorlarlar.
Ve terbiyelerini bozar, hadlerini aşarlar. “Azap azap diyordun. Hani nerede o bahsettiğin azap?”
Azap yanı başlarındadır oysa. Hazreti Cebrâil’in bir sayhası ile zelzele kopar. Alayı mevt olur, ölüm sessizliği çöker ortalığa, sanki kimse yaşamamış orada.
EYKE DE AYNI YOLDA
Şuayb aleyhisselam ve inananlar, gider komşu şehir Eyke’yi mesken tutarlar.
Buranın iklimi daha mülayimdir, suyu yeşili daha fazla. Lakin onlar da Medyenlilerden aşağı kalmaz hilede, hurdada.  
O devirde para altındır malum, dinarı tartarak kabul eder, taneyle verirler başkalarına. Akşamları sikkenin kenarından kesip alırlar hususi makaslarla.
Şuayb aleyhisselam Eyke halkını da Allahü tealaya inanmaya, taat ve ibâdete çağırır, kul hakkını anlatır döne dolaşa. Bak böyle yapmayın sonra…
İstihza ile karşılar, “Peygambersen mucize göster” derler alayla.
Şuayb aleyhisselam dönüp putlarına sorar; “Rabbiniz kim?”
“Yâ Şuayb! Rabb’imiz ve yaratıcımız Allahü tealadır. Sen Allahü tealanın peygamberisin” der ve kâidelerinden kopar yüzüstü kapaklanırlar.
Pek azı inanır, "sihir" der çıkarlar.
Kırılan heykellere de çok bozulurlar ayrıca. Mucize isteyen kendileridir oysa.
KÜSTAHLAŞINCA
Şuayb aleyhisselam Allahü tealanın nimetlerinden ve azabından bahsedince küstahlaşırlar. Haşa "o bahsettiğin azaplardan korkmuyoruz" diye meydan okurlar. "Söyle Rabbine bizi yaksın. Çekirgeler gibi kavursun yapabiliyorsa! Haydi ne duruyorsun, bekliyoruz burada!"                                                                                                                                           
Öyle bir sıcağa tutulurlar ki anlatılamaz, zemin kor kesilir, kuyular kurur, sular fokurdar. Çâresizlikle sağa sola koşar, koyu gölge ararlar. Evler fırın gibidir girilmez, açıkta yatanlar mavi mavi sineklerin hücumuna uğrar. Yüzleri pancar gibi kızarır, tabanları yufka gibi kabarır ama yine de nedamet gelmez akıllarına.
Bu hâl yedi gün sürer, sekizinci gün siyah bir bulut gelir. Eykeliler koşar altında toplanırlar.
Yağsa bari.
Evet yağar, lakin su değil ateş. Kıvılcımlardan kurtulan olmaz. Bunu kendileri istemiş “söyle Rabbine bizi yaksın” demişlerdir üstüne basa basa.
Şuayb aleyhisselam ve müminler Medyen’e döner, yeni bir hayat kurarlar. Mübarek burada evlenir, kızları olur hatta.  
Büyük nebi, Allah muhabbetinden ve korkusundan çok ağlar. Zamanla vücudu takatten düşer, gözleri zayıflar.
Kızı Safura babasına çok hizmet eder, çok duasını alır. Allahü teala da ecrini verir. Hazreti Musa gibi bir muvahhidi, taa Mısır’dan kaldırıp Medyen’e getirir, nikahı ile şereflendirir.
Bu menkıbeyi daha sonra anlatacağız, nasip olursa…

YORUMLAR