HAZİRAN 2018 CUMHURBAŞKANLIĞI VE MECLİS SEÇİM SONUÇLARI
10.06.2018 05:13
O ses mahluka ait değildi

"Sana hitab edenin Allahü teâlâ olduğunu nasıl anladın?" diye sorduklarında Musa aleyhisselam “Mahlukun sesi bir taraftan gelir ve kulak ile duyulur. Hâlbuki Tur Dağı’nda bütün zerrelerimle işitiyordum” der.

Musa aleyhisselam 10 yıl Medyen'de kaldıktan sonra hanımı Safûrâ ile Mısır’a doğru yolu çıkar. Ama dosdoğru bir gidiş değildir bu, kırlarda bayırlarda dura dura haber malumat sora sora. Asası ile ağaçlara silkeler dökülen yaprakları yedirir kuzularına. Eline oturan bir çakmak taşı vardır, çat çat vurdu mu kavı alevlendirir kolayca. Ateş yakar ısınırlar, bir şeyler pişirirler, dağarcıklarında ne varsa.
Bir kış akşamı karanlık basmıştır, nasıl soğuk, nasıl rüzgâr. Hanımı Safûrâ da hamiledir o sıra.

Hazreti Musa, çakmak taşını çıkartıp vurur, kıvılcım bile çıkmaz. Hayret, hiç öyle olmamıştır şimdiye kadar. Uzun uzun etrafı dinler. Bir ışık görür Tur Dağı tarafında. Ateş alabileceğini ümit eder, hanımına “bekle” der “geleceğim birazdan.” Gitse görseki bir avsece ağacından yayılan sütun gibi ışık, dalları yakmıyor aksine yeşilini artırıyor. Nur şelalesi gibi âdeta.
Ve ilahi hitaba mazhar olur orada.
-Ey Musa
-Lebbeyk!
Burası mukaddes Tuva Vadisidir, ayakkabılarını çıkar!  
Var ve bir olan Allahü teâlâ sadece kendisine ibadet etmesini ister, zikr yapmalı ve namaz kılmalıdır. Kıyamet gününden, mahşer meydanından haberler verilir ayrıca.

ASAYI MUSA YED-İ BEYDA
Sağ elindeki nedir buyurulur.
Hazreti Musa Allahü teâlâ ile mükâlemenin hazzı ile sözlerini uzatır. “O benim asamdır, ona dayanarak yürürüm, yorulunca yaslanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim, ucuna kırbamı bağlarım, kancasıyla kuyulardan su alırım…
Onu yere bırak buyrulur asa canlanıp korkunç bir canavar olur bir anda. Nasıl çevik nasıl haraketli, kaçmak mümkün değildir ondan.
“Elini ağzına sok!”
Sokar, dönüverir asaya.
Ayrıca elini koltuk altına sokup çıkarması istenir. Eli, ay güneş gibi parlar ziyası engel tanımaz, ortalığı gün gibi yapar.
Bu iki mucize yardımcı olacaktır Firavun karşısında.
Hatırlarsanız Musa aleyhisselam bebekliğinde Firavun’a vurmuştur. Firavun öfke ile kalkıp cellatları çağırınca ki Asiye Validemiz girer araya.
Önüne bir yakut bir de köz parçası koyar. Hazreti Musa közü seçip ağzına götürür “bak bilmiyor, o çocuk daha!”
O günden sonra bir ukde olmuştur konuşmasında. Cenab-ı Hakk'tan tebliğ için fasih bir lisan diler, arzusu verilir ona. Ağabeyi Harun aleyhisselamı da yardımcı kılar ona.
Süsü, debdebesi olsa da Firavun zayıftır aslında, inananlar iki kişi de olsalar az değildir asla. Firavun ancak Allah’ın izni ile nefes alabilen, yiyebilen, ayakta durabilen bir acizdir. Malı mülkü veren yüce mevlâ.
Allahü teâlâ istese göğe emir verir Firavun'un başına taş yağdırabilir, yere emir verip yutturabilir, dağa emredip sarsabilir, denize emredip boğdurabilir. Firavun onun için çok hafiftir.
Firavun’u imana davet ederken yumuşak söylemesi emredilir. Allah’ın gadabını da hatırlatmalıdır. Belki ibret alır, imana gelir.
Şüphesiz bunlarla müminlere dersler verilir.

ZERRELERİMLE  
Musa aleyhisselama sorarlar; "Sana hitab edenin Allahü teâlâ olduğunu nasıl anladın?"
-Mahlukun konuşması bir taraftan olur ve kulak ile duyulur. Hâlbuki Tur Dağı’nda  vücudumun bütün zerreleriyle işitiyordum.
Hazreti Musa'ya Tur Dağı’nda on levha indirilir. "Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle. Melik ve Cebbar, Azîz ve Kahhâr olan Allahü teâlâdan, kulu ve resulü Musa bin İmran'a. Beni tesbih ve takdîs et! Benden başka mabud yoktur, yalnız bana ibadet et. Bana hiçbir şeyi şerik (ortak) koşma! Bana ve ana-babana şükret! Akıbet, dönüp varılacak yer huzurumdur, dönüşün bana. Allah'ın sana haram ettiği hiç kimseyi öldürme! Yoksa göğü ve yeri sana dar ederim, ismimle yalan yere yemin etme! Çünkü ben, ismimi tazîm etmeyeni temiz ve pak etmem! Kulağınla duymadığın, gözünle görmediğin ve kalbinle vakıf olmadığın şeye şahitlik etme! Çünkü ben, şahitleri, kıyamet günü, şahitlikleri üzere durdururum ve yaptıklarından sorarım. İnsanlara verdiğim rızık ve nimetlere haset etme! Çünkü hasetçi nimetime düşmandır ve taksimime razı değildir. Zina ve hırsızlık etme! Yoksa vechimi senden perdelerim, ettiğin dualar makbul olmaz. Bana inanan kullarım, sakın zinâ etmesin. Çünkü en kızdığım şey budur. Benden başkası için kurban kesme. Benim İsmimle kesilmeyenler katıma çıkarılmaz. Kendin için sevdiğini insanlar için de sev, kendin için istemediğini onlar için de isteme. (Arais-ül-mecalis)
Bu arada Mısır'da bulunan abisi Hazreti Harun'a da vahiy gelir, peygamberliği bildirilir. Hazreti Musa'nın yaklaşmakta olduğu haber verilir.
Hazreti Musa Tur Dağı’nda iken hanımı Safûrâ bir oğlan doğurmuştur, ev halkından biri oradan geçmektedir, alır onları götürür babası Şuayb aleyhisselamın yanına.
Hazreti Musa’nın sırtında kaftanı, başında takkesi ve elinde asasından başka şeyi yoktur. Lakin inançlıdır heyecanlıdır,  yüz binlerce askeri olan zalim Firavun umurunda değildir.
Hem ne yapabilir ki? Allahü teâlâ onunla olduktan sonra.

HASRET VUSLAT
Musa aleyhisselam bir akşam karanlık çökerken evlerini bulur, kapıyı çalar. Buyur eder, yemek çıkarırlar (mercimek çorbası) Ama onu tanıyabilmiş değildirler daha. Derken abisi Hazreti Harun gelir, o da oturur yanına. Kimdir bu nur yüzlü, bir yerden çıkaracaktır ama… Ne zaman ki “Ben Musa’yım” der sevinçle ayaklanırlar, hasretle kucaklaşırlar.
Musa aleyhisselam hemen o akşam tebliğe başlar, abisine “hazırlan” der, “Gidelim Firavun'un yanına!”  
Annesi “sakın ha! Sizi öldürtür” dese de yürürler saraya.
Muhafızlar şaşkındır “siz kimin kapısını çaldığınızın farkında mısınız?”
-Yabancı değiliz. Adım Musa!  Sen bir zahmet iletiver Firavun’a.
Firavun tedirgindir, telaşlıdır, korktuğu başına mı geliyordur yoksa?
                       DEVAMI YARIN

YORUMLAR