12.06.2018 06:13
Maşita, Asiye, Hazkil

Firavun şaşkındır, sarayındaki insanlar mümin mümine olur hakikati haykırırlar korkusuzca...

Eski Mısır’da saç baş yapan hanımlar vardır ki “maşita” denir onlara. İşte bunlardan biri de firavunun kızına dadılık yapar. Musa aleyhisselama inanırsa da imanını saklar, Firavunun mümin ve müminelere tahammülü yoktur zira. O gün de kaprisli kızın kaşını gözünü boyar, ıtırlı merhemlerle cildini ovar. Tam sıra saçlarına gelmiştir ki tarağı düşe yazar, yakalayım derken ağzından gayr-i ihtiyari besmele-i şerif çıkar.
Kız şaşırır “sen kimin adını andın?”

- Seni, beni ve bütün kâinatı yaratan Allahü tealanın adını
- Yani babamdan başka bir ilah mı var?
- Elbette var, babanı yaratan, yaşatan, saltanat sahibi yapan da O.  Mahlûk başka, mabut başka.  
- Babamı inkâr mı ediyorsun yoksa!
Kız hışımla kalkar, eteğini tuttuğu gibi firavuna koşar. Eğer Mûsâ’ya inananlar sarayına kadar sokulmuşlarsa... Vay gelmiş başına...
“Derhal meclisi toplansın, Maşita, sorguya alına!”
İmanlı kadın göğsünü gere gere ortaya çıkar ve “İlah olmadığınızı siz de biliyorsunuz” der, bizler birer kuluz, aciz ve faniyiz. Annemiz, babamız gibi can vereceğiz sonunda. Halbuki Allahü teala ezeli ve ebedidir. Mûsâ aleyhisselam onun kulu ve peygamberidir!”
Firavun çok kızar, diğerlerine ders olsun diye kadıncağızı saçlarından astırır ve kan sızıncaya kadar kırbaçlar. Aklı sıra Maşita Hatunun ayaklarına kapanıp af dileyeceğini sanır. Ancak o, “La ilahe illallah” der ısrarla. Müşrikler kadıncağızın direncini kırabilmek için zulmü zamana yayar. Ellerinden ayaklarından işkence masasına çiviler, ufak ufak uzuvlarını koparırlar.

ZALİMLER KORKAK OLUR
Ancak hesapları tutmaz imanlı kadın asla geri adım atmaz. Firavun çaresiz kalınca Maşita Hatunun 5 yaşındaki kızıyla, üç aylık oğlunu getirtir, tehdide başlar. O yine “Rabbim Allah peygamberim Musa” deyince hiddeti artar, hançerini çıkarıp küçük kızın boğazına dayar. Maşita Hatun yolundan dönmeyince çileden çıkar, kızcağızı gırtlaklar, kanını avuçlayıp bulaştırır anasının ağzına. Maşita Hatun buna rağmen imandan ayrılmaz. Bu defa üç aylık oğlunu getirtir, göğsüne yaklaştırırlar. Günlerdir aç kalan yavru anasının kokusunu alır, neşeli mırıltılarla meme aranmaya başlar. Hani bir anne için en dayanılmayacak an.
Firavun bebeği bacaklarından yakalar harıl harıl yanan fırının kapağını açar. “Ya bana taparsın! Ya da çocuğun yanar!”
Şeytan musallat olur o sıra. Kırk kılığa girip vesvese vermeye başlar. Acaba firavunun söylediklerini tasdik eder gibi görünse de imanını mı saklasa?
Ancak bebek dile gelir ve “Hayır anne” diye bağırır. “Sabreyle! Bir adım kaldı cennetle aranda!” Firavun bebeği susturamaz, tuttuğu gibi fırına atar. Ama ses eksilmez artar, güm güm kubbede çınlar. “Anne, Cennet nimetleri yanı başında. Ablamla birlikte seni bekliyoruz. Huriler karşılamaya hazırlanıyorlar!”
İşte o anda gözünden perdeler kalkar, manzara ayan beyan ortada. Maşita Hatun gülümsemeye başlar. Diğerlerinin de Hazreti Mûsâ’ya inanacağından korkan firavun, kadıncağızın kafasını kopartır. Fırından sesler gelmektedir...
La ilahe illallah!
Asiye kadın için kullanılan bir tabirdir mâlum. İsyânkar, itaat etmeyen, başkaldıran! Tabii eğer ayn ve sadla yazılırsa.
Hâlbuki elif ve sinle yazılan Asiye “teselli verici” demektir, bakın ne kadar fark var arada.
Asiye binti Müzahim Allahü tealanın muti kullarından biridir. İtirazı kocasına.
Firavunun topladığı sihirbazlar Hazreti Musa karşısında mağlup olunca istikametini bulmuştur, Cenâb-ı Mevla hidayet vermiştir ona.
Ama inancını azgın kocasından saklar, sıkıntı çıkaracaktır yoksa.
Maşita Hâtun ve çocuklarına yapılanları penceresinden görmüştür, ahirette onlarla birlikte olmak için büyük bir arzu duyar.
Firavun elindeki kanla yukarı çıkmıştır. Öfkelidir, sayıp sövmektedir Maşita Hatun’a!
Zarafeti ve nezaketi ile tanınan azize ilk defa sesini yükseltir “Yazıklar olsun sana. Ne istedin o masumlardan?”
-Ama düşünebiliyor musun, ilahlığımı inkâr ediyorlar.
-Senin neren ilah, Allahü tealanın muhtaç kullarıyız işte. Hakikatleri görmüyor musun hâlâ?
-Ne biçim konuşuyorsun? Sen, aklını mı kaçırdın yoksa?
-Aksine aklım hiç olmadığı kadar başımda. La ilahe illallah! Ben Musa ve Harun’un Rabbine inanıyorum bundan sonra!
Firavun şaşkındır, kayınvalidesini getirtir saraya. “Şu kızına nasihat et, bak kötü şeyler olacak sonra!” Asiye köprüleri çoktan atmıştır, başına geleceklere razıdır, böyle bir aşağılığın karısı olmaktansa…
Firavun asabileşir “ya Musa’nın ilahına hakaret edersin, ya da yollarım cellada!”
-Ben âlemlerin Rabbi hakkında şunları söyleyebilirim, ayıplardan ve kusurlardan münezzehtir mutlaka!
-Alın götürün şunu zindana. Belki gelir aklı başına.
Götürüp karanlık bir izbeye tıkarlar. Paslı demirler, küflü duvarlar, inanın büyük bir haz duyar orada.
Ve işkenceler başlar. Hazreti Asiye’yi kollarından bacaklarından ağaçlara bağlayıp gerdirir, göğsüne değirmen taşı koyarlar. Bırakırlar kızgın güneş altında. Melekler gelir gölge yapar cennetteki kasrını gösterirler ona. Gülümser, firavun “delirdi herhalde” der “gülünecek ne var bunda?” Üzerine başka kayalar da atılmasını emrettiğinde ruhunu çoktaaan teslim etmiş, yürümüştür makamına. Hazreti Asiye Kur’ân-ı kerimde bahsi geçen hanımlardan biri, ne büyük ikram ama.

GÜÇLERİ YETMEZ!
Müminler karşısında aciz kalan firavun artık bu işe son vermeye niyetlidir, Hazreti Musa’yı öldürmeyi kafasına koyar.
Vezirlerini çağırır bir toplantı yapar. Hazinedar Hazkîl söz alır ve açık yüreklilikle “Rabbim Allah diyen birini nasıl öldürebilirsiniz” diye sorar. “Hâlbuki o size apaçık delillerle mucizelerle gelmedi mi? Şayet Mûsâ yalancının biri ise zaten zararı dokunmaz. Yok eğer sözünde sadık ise gücünüz yetmez ona. Vadettiği azaplar dolanıyor demektir etrafınızda... Bilmem Nuh, Ad ve Semud kavimlerini hatırlatmama gerek var mı acaba?
Firavun ve hempalarının nutku tutulur bir şey yapamazlar ona. Hazkîl gidip bir dağa çıkacak, ibadetle meşgul olacaktır ondan sonra. Firavun askerlerini yolladığında namaz kılmaktadır, yırtıcı hayvanlar etrafını kuşatır, korumaya alırlar.
Hadi yaklaş kolaysa!..

YORUMLAR