13.06.2018 05:57
Önünde derya arkada düşman!

Firavunun cesedi bir İngiliz araştırma ekibi tarafından, Kızıldeniz kenarında bulunur. İç organları durduğu hâlde bozulmamıştır. British Müzesinde teşhir edilmektedir şu anda.

Firavun müminlerin bir gece ansızın toplanıp hicret ettiklerini duyunca çok kızar. Derhâl kışlalara haber yollar. Değişik şehirlerde 700 bin süvarisi vardır, altlarında cins aygırlar. Talimli ve donanımlıdırlar, başlarında miğfer ellerinde kargılar.
İsrailoğulları Kızıldeniz kıyısına kadar gelir ve kalırlar. Deniz o gün çok dalgalıdır, sular gürültüyle çarpmaktadır kayalara.  

Takipçiler de hızlı davranmış yaklaşmışlardır onlara. Silahları da yoktur ki vuruşsunlar.
Arkada düşman, önde derya. Musa aleyhisselama darılırlar; “niye geldik sanki buraya?”
Hazreti Musa’nın içi rahattır, vahiy ile hareket etmektedir zira. Nitekim asası ile denize vurması emredilir ve 12 kabile için 12 yol açılır karşıya. Rüzgâr tabanı kurutur, iki yanda duvar gibi sular.
Kabileler birbirinden haberdar olsun diye kanallar arasında da pencereler vardır. Rahat ve emin bir şeklide ilerlerler yurtlarına.
Askerleri yetiştiğinde kanallar kapanmamıştır daha. Atlar önünde durur, huysuzlanırlar.
Firavun kibre kapılır; “bakın sular azametimden ürktü açıldılar.”
Hâmân “bir dakka” der; “ben yıllardır gelir giderim böyle bir kanal görmedim buralarda! Sakın Musa’nın işi olmasın, toptan helak oluruz yoksa!”
Ancak tartışmaya mahal kalmaz, nereden çıktığı anlaşılmayan bir kısrak firavunun altındaki aygırla koklaşıp yürür yarığa. Firavunun atı peşine takılır olanca hızıyla. Ordu şuursuzca sökün eder doluşur kanallara.
Bir rivayete göre o kısrağı Cebrail aleyhisselam sürmektedir, Mikâil aleyhisselam da arkadan gelir, dağılanları toplar “koşun koşun yetişin arkadaşlarınıza!”
Karayla irtibatları kesilmiştir ki sular üzerlerine kapanır. Gark olurlar deryaya.  
Firavun secdeye kapanır “İnandım iman ettim Musa’nın bahsettiği Allah’a!”
Yazık! Akıbetini görmeden söyleyebilse kıymeti vardı ama…
O gün Muharrem’in 10’udur. Müminler şükür için oruç tutarlar...

İBRET MÜZEDE
İsrailoğulları, karşı sahilde, yüksekçe bir yere çıkmışlardır. Deniz kapanıp, sular çarpışınca patlama duyulur âdeta, sesi yankılanır çok uzaklarda.
(Ey Firavun!) Bugün senin cesedini denizden çıkarıp bir mahalle bırakırız ki, senden sonra gelenlere ibret olasın. Fakat, insanların çoğu, bizim alamet ve âyetlerimizden gafildir. Tefekkür etmez ve ibret almazlar.” (Yunus sûresi: 90-92)
Keşşaf tefsirinde: “... Seni deniz kenarında bir köşeye atacağız koruyacağız. Cesedini asırlar sonra; tam, noksansız ve bozulmamış ve çıplak olarak bulacaklar” yazar... Firavunun cesedi bir İngiliz araştırma ekibi tarafından, Kızıldeniz kenarında kumlar arasında bulunur. İç organları durduğu hâlde bozulmamıştır. British Müzesinde teşhir edilmektedir şu anda.
Ülke boş ve sahipsiz kalmıştır. Musa aleyhisselam, iki orduyu Mısır’a gönderir. Birine Yûşa’ bin Nûn (aleyhisselam) komuta eder, diğerine ise Kâlib bin Yuknâ.
Firavunun şehirlerine girer. Taşınabilecekleri alır, taşınamayacakları satar savar, hayli ganimet toplarlar. Zaten Mısır’ı imar edenler İsrailoğlullarıdır, emeklerinin karşılığıdır bir bakıma.

 TİH SAHRASINDA
Musa aleyhisselam ve İsrâiloğulları Kenan diyarına doğru ilerlerken bir kabilenin öküzden heykellere tapındıklarını görürler. İçlerinden “bizim de böyle tanrılarımız olsa” diyenler çıkar. Az evvel muhteşem mucizeye şahit olmuşlardır oysa.
Hazreti Musa müdahale eder, şirke geçit vermez asla.
Garip bir kavimdir, peygamberlerine uymazlar. Eriha’yı fethetmeleri emredilince “sen ve Rabbin beraber gider onlarla harbedersiniz” diyebilecek kadar.
Bu yüzden 40 yıl dolaşıp ducaklardır Tih Sahrasında!
Serzenişte bulunurlar; “Bizi niye mamur yerlerden çıkardın, getirdin bu sahraya? Ne işimiz var bu güneşin altında?”  
Hazreti Musa Allahü tealanın emri ile asasını taşa vurur, 12 boy için, 12 pınar kaynar. Ki Süveyş şehrinin doğusunda “Uyûn-ü Musa” ismiyle meşhurdur hâlâ.
Karınları doyar, suya kanarlar “Ey Musa! Biz ne giyeceğiz” diye sorarlar bu defa. Allahü teala elbiselerini devamlı eyler, kullandıkça yenileşir.
Allahü teala üzerlerine, hafif bir bulut gönderir. Hem gölge yapar hem serinlik sunar. Çölün hararetini hissetmez olurlar. Ayın görülmediği gecelerde bir ışık sütunu çıkar. İsrailoğulları hâllerinden şikâyetçidir. “Gölge, ışık tamam ama yiyecek yok ortada” Hazreti Musa dua eder, Allahü teala men (kudret helvası) indirir iri yapraklarla. Sonra yine gelir; “Ey Musa, tatlı yemekten usandık. Et de olamaz mıydı yanında?”
Musa aleyhisselam dua eder. Allahü teala selva (bıldırcın eti) indirir onlara.
Yiyin bitirin saklamayın buyrulur ama uymazlar, boşuna çürütüp kurtlandırırlar
İkisi de cennet taamı, şüphesiz çok lezzetli olmalıdırlar. Gelgelelim ayaklanır “bunlardan da bıktık” derler, “yok mu soğan sarımsak bakla?”

TUR DAĞI’NDA
O güne kadar İsrailoğullarının bir kitap ve şeriatleri yoktur. Allahü teala Tevrat-ı şerifin inzali için Tur Dağı’nı işaret eder, Otuz gün oruç tutmalı, temiz bir ağız ve temiz bir bedenle varmalıdır oraya.
Belki en çok mucize gören kavim İsrailoğullarıdır ancak Hazreti Musa’yı üzüp gücendirmekten geri kalmazlar. “Sen gideceksin şimdi. Bunu bana Allah nazil etti diye bir kitap getireceksin. Biz onun Allah kelamı olduğunu nereden bileceğiz? Eğer inanmamızı istiyorsan, eşraftan bir grup insan al yanına. Hak tealanın kelamını onlar da duysunlar...” Hazreti Musa, teklifi kabul eder, kimin geleceğini onlara bırakır hatta.
Musa aleyhisselam, Allahü tealanın kelamını mekânsız, cihetsiz, nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde işitince, arzu ve iştiyakı çok artar, Cenâb-ı Rabbi’l-âlemin dünya gözüyle görülemez, Zübeyr Dağı’na hafifçe tecelli eder dağ parçalanır ortadan kalkar.
Ve Tevrat-ı şerif levhalar hâlinde nâzil olur, Zilhicce’nin 10’udur (Kurban Bayramı) günlerden cuma!
İşte artık kitapları şeriatleri de vardır büyük bir huşu ile aşağı inerler ne görseler. “Puta tapınıyorlar!”
La havle vela kuvvete illa billa.
Samiri adlı bir münafık ziynet eşyalarını eritip bir buzağı yapmıştır, rüzgâr hava kanallarından geçtikçe uğuldar, onlar da böğrüyor sanırlar.
Halka “Musa gitti Allah’ı bulamadı” demiştir, “şimdilik idare edelim bununla.”
Harun aleyhisselam çok uğraşmış ama mâni olamamıştır onlara.
Hazreti Musa’dan korkarlar, mübarek alır putu yakar külünü savurur deryaya! (Bu da bir mucizedir, normalde yakılan altın erir akar, kül olmaz.)

YORUMLAR