14.06.2018 04:31
Kırılmayan inatlar

Afet geldikçe yalvarır, kurtulunca alaya alırlar: Ne yani söz verdik diye sana inanacağımızı mı sandın yoksa!

Firavun zayıf bir kâfirdir zaman zaman tereddütler yaşar. Ancak veziri Hâmân önünde secdeye kapanır, haşa “biricik tanrımız” der onu bırakmaz ona.
Fikir kimden çıkar bilmiyoruz ama muhteşem bir kule inşasına başlarlar. Firavun aklı sıra buraya çıkacak “Musa’nın sözleri doğru mu” diye soracaktır (zamandan ve mekândan münezzeh olan) Allah’a celle celalüh.

Gereksiz bir iştir lakin halkı bir süre de bununla oyalarlar.
Hâmân, inşaat işinden anlayan kim varsa toplar. Bir kısmı tuğla keser, bir kısmı pişirir fırınlarda. Çok masraf ederler, ağaç, çivi, kum, kireç artık ne gerekiyorsa. Elli bin usta ve sayısız köle ter döker sarı sıcakta. Kule yedi senede biter ki benzeri görülmemiştir daha.
Firavun, hayvana binerek kulenin üstüne çıkar. (Demek ki mimari salyangoz tarzı, döne döne yol yaptılar doruğa.) Şaşkın şaşkın etrafına bakınır, tutar boşluğa bir ok atar.
İnince “tamam” der “Musa’nın Rabb’ini öldürdüm, karşımıza çıkamaz bundan sonra!”  
Ortalıkta kibirle dolanıyordur ki Cebrail aleyhisselam kanadı ile sarsar, kule yer ile yeksan. Yapanlar altında kalır, kimin emeği geçtiyse gazaba uğrar.

 GÜN GÜNDEN FENA
 Kıbtîler eskiden İsrailoğullarını, öğleye kadar çalıştırır ve bir kap yemek verirlerdi. Hazreti Musa, peygamber olarak gönderildikten sonra, bütün gün çalıştırır, kırıntı koklatmazlar.
Musa aleyhisselam “Ümid olunur ki, yakın zamanda Rabb’iniz, düşmanınızı helak eder ve onların yerinde sizi iskân eder” müjdesini verir inananlara.
Allahü teâlâ firavun ve kavmine, uyanıp kendilerine gelmeleri için, bazı musibetler gönderir. Bunlardan ilki tufandır. Ekinleri helâk olur bir anda. Kıbtîlerin evlerini su basar, yanı başındaki müminler kupkuru otururlar. Yağış devam etmektedir ki Musa aleyhisselama gelir; “Rabb’ine dua et, bu azabı bizden kaldırsın” derler “Söz inanacağız, kavmini de serbest bırakacağız ayrıca”.
Hazreti Musa Allahü teâlâya dua eder, yağmur kesilir. Vaadlerini unuturlar. Hatta “bu sene ot bol olacak” derler, “şöyle meyve alacağız, böyle zerzavat!”

BİLE BİLE, İNADINA
Onlar mahsul beklerken çekirgeler musallat olur. Bütün başakları yer, bahçe bostan koymazlar. Öyle azgındırlar ki evlerin kapılarını, çatılarını kemirir, çivileri sökerler yuvalarından. Odalarda diz boyu çekirge, uyuyanı yorgan gibi kaplar. Mümin evleri tertemizdir oysa.
Yine Musa aleyhisselama gelir, yalvarırlar “Rabb’ine dua etsen de…  Tamam söz bu defa…”
Hazreti Musa dua eder, çekirge tasallutu kalkar. Açık bir mucizedir ama unutuverirler anında.
 Bu sefer onları bitler pireler sarar. Başları kaşları tabaka tabaka. Sadece kan emseler iyi, cildin altına da iner, felaket kaşındırırlar. Bağda bahçede ambarda ne varsa kuruturlar. Değirmene 10 ölçek buğday götüren üç ölçek un alabilir anca, 7 ölçeği yer bitirirler oracıkta. Ne kadar dikkatli davransalar da kap, kacak bitle dolar. Çare bulamaz aç ve aciz kalırlar.
Yine gelir yalvarır.
Yine kurtulur alaya alırlar.
Ne yani söz verdiysek, sana inanacağımızı mı sandın yoksa!
Musa aleyhisselam da Allah’a havale eder, Nil’de ne kadar kurbağa varsa evlerine dolar bu defa. Üzerlerine bulut gibi çöker, nefes aldırmaz inkârcılara. Oturan gırtlağına kadar kurbağaya gömülür,  yatamaz, uzanamaz, istirahate hasret kalırlar. Hamur yoğurmak, yemek pişirmek ne mümkün, ateşi bile söndürür, kaynayan kazana atlarlar.  
Çaresizdirler, yine gelirler. “Dua et Rabb’ine bu belayı defetsin, ahd veriyoruz,  bu sefer tamam!”
İstedikleri olur, zulme devam!
Azgınlık taşkınlık eskisi gibi, sanki hiç musibet gelmemiş onlara. Bir değil, iki değil. Kaç defa!

SULARI KAN OLUR
 Ama bu sefer imtihanları ağırdır, suları kan olur. Bir mümin ile bir müşrik aynı kaptan içse biri suya doyar, öbürünün ağzına pıhtı dolar. Kaplarını Nil’e daldırırlar; biri evine su götürür, öbürü kan. Firavun da dâhildir onlara. Meyve yeyip rahatlamak isterse de meyveler çiğnenmeyecek kadar acılaşır, susuzluğunu artırır ayrıca.
“Kıbtîler iyice daralır, Musa aleyhisselama gelirler; “Bizim için Rabb’ine dua et, bu kan belasını kaldırsın. Sana iman edecek ve İsrailoğullarını yollayacağız yurtlarına. Bu sefer kati söz. Sözümüzden dönmeyiz asla” (Zeyd bin Eşlem rahmetullahi aleyh)
Mûsâ aleyhisselam yine dua eder, o bela da üzerlerinden kalkar. Lakin sözlerini unuturlar.
Zulümle maksadına kavuşamayan Firavun politikaya oynar. Nil kenarında müzeyyen bir çardak hazırlatır. Gelip geçen müminleri yanına çağırtır, ikram ve iltifatta bulunur onlara.

UZATTIN AMA!
 Ancak sözlerine kulak asan çıkmadığı gibi Kıbtîler de serzenişte bulunmaya başlar.
Ne yapacaksa yapsındır artık, bu iş çok uzamıştır ama.
Firavun, Hazreti Musa’yı hapsetmeye öldürmeye cesaret edemez. Ona zarar vermekten aciz olduğunu bilir zira. Kavmi ise onu güçlü sanmaktadır hâlâ. (Tefsir-i Hazin)
Musa aleyhisselam bir günü bayram ilan eder. İsrailoğulları o gecede kullanmak üzere Firavun ve ailesinden ziynetlerini isterler. Firavun onlara şirin görünmek için kabul eder. Hazineler müminlerin eline geçer. Firavun ve kavminin eşyaları ise taşlaşır, un ve eleğe varıncaya kadar.
Ve bir toplantı daha. Firavun yine eskisi gibi erkek çocuklarını öldürmeyi teklif eder, kızlarını da Kıbtî oğullarına alacak, İsrailoğullarını bitireceklerdir zamanla.
O gece müşrikleri taun vurur. Sadece kızları ölür, hepsi de aynı anda. Sıradan hastalık olsa erkeği de götürür, hem yayılır zamana. Rivayete göre 70 bin cenaze çıkar kapılarından. Bu açık bir ikazdır anlayana...

YORUMLAR