Fuat Uğur

Muhalif medya istiyor ki sürekli Meral Akşener ve Temel Karamollaoğlu konuşulsun. Bu yüzden de yüzde 0,6 oy alan ve seçime girmemiş iki ismi manşetleriyle haber bültenlerinden eksik etmiyorlar.
Tamam, konuşalım ama bizler açısından bu, doktorların bir hastalık hakkında konuşmasından farksız. Geçmişte kaybettiklerinin acısını seçim sürecini zehirleyerek dindirmeye çalışan bu iki GDO’lu siyasetçi, Batı ve FETÖ’ye rehin verdikleri iradelerinin tutsağı artık.
Öyle ki müptezel çaresizlikleriyle, sığındıkları efendilerinin gözüne girebilmek için her türlü şaklabanlığı göze alabiliyorlar.
Söz gelimi Meral Akşener, FETÖ’nün Cumhurbaşkanı’nı nasıl olup da öldüremediğine âdeta hayıflanarak “15 Temmuz’da benim çağrım yüzünden 249 vatandaş ölseydi kafama kurşun sıkardım” diyor. Önceden de farklı değildi. Erdoğan’ı FETÖ’cülere “haşhaşi” dediği için eleştirip tehdit eden de oydu, 15 Temmuz öncesi “Yurtta sulh cihanda sulh” tekerlemesini ağzında sakız eden de.
Temel Karamollaoğlu ise Batı’nın Esad’ın kimyasal tesislerine yönelik operasyonlarının Türkiye tarafından desteklenmesini “Orada Müslümanlar vuruluyor. Hem de Kandil gecesi. Ey AK Partililer hâlâ bunlara oy verecek misiniz?” diye eleştirdi.
Guta’da kimyasal silahlarla katledilen masum sivil Müslümanlar, o bakmaya bile kıyamadığımız çocuklar Temel Karamollaoğlu’nun vicdanında en ufak bir kıpırtıya bile sebep olmamıştı. Esad’ın hakkını savunuyor. Tabii kimyasal tesislerinin vurulmasını eleştirerek.
Demek Beşar Esad’ın “Müslümanlığı” Temel Karamollaoğlu’nu pek etkilemiş. Herhâlde Esad’ın vurulan kimyasal tesislerini gezip durumun “dramatik” boyutunu bizlerle paylaşacaktır. Gitmişken Esad tarafından da ağırlanır bu vesileyle. Eminim ülkesini kan revan içinde bırakıp halkını diri diri yakan Esad’ı iyi anlayacaktır geçmişteki Madımak tecrübesi nedeniyle.
Tıpkı programına çıkıp, 28 Şubat sürecinde “Kendime yeni bir iş buldum. Bundan böyle kılık kıyafet kanununa aykırı olarak dolaşanları, kolundan tuttuğum gibi karakola götüreceğim. Evlerini polise göstereceğim” diyen Fatih Altaylı’yı anladığı gibi. Karşılıklı birbirlerini övmeleri, Altaylı’nın “Erbakan MGK kararlarını tarikatlarla mücadeleye önem verdiği için imzaladı” demesine hak vererek onaylamasının sebebi de işte bu müptezel çaresizlik sendromu.
Ne diyelim, iktidara gelince açıkladığı üzere tüm yatırımları durdurup memleketi idare eder. Okul olmadan eğitimi idare etmek gibi.
Akşener ve Karamollaoğlu siyasi ömrünü tamamladığı hâlde Batı-FETÖ odaklı sentetik dokunuşlarla karşımıza çıkarılmış, iki GDO’lu inorganik figür aslında. Japonya’da “Yapay zekâlı robotlardan başbakan olur mu?” sorusunun cevabı aranırken bizde sokma akıllı fetösel robotlar devreye girdi bile.
 
 
Tuncay Özkan Başbakan olacak mı?
 
CHP’nın basından sorumlu genel başkan yardımcılığına geldiğinden beri o cümleler aklımda.
Tuncay Özkan, Show TV ve Kanal D’den cukkaladığı mebzul miktarda parayla, laikçi kodamanların da reklam adı altında çıktıkları destekle Kanaltürk adlı kanalı kurarak “Kemalist devrim” yapmaya soyunduğunda “Ya Başbakan olacağım ya da Aydın Doğan olacağım” diyordu.
Aydın Doğan’ın durumu ortada.
İdari yapımız da Cumhurbaşkanlığı sistemine evrildiğine göre kendine yeni bir hedef koyması gerekecek sanırım.
Benim aklıma bir hedef geldi.
PARA!
Parayı çok sever Tuncay Özkan. Ergenekon davalarından yatmadan önce kanalını FETÖ’cülere satması çok ilginçtir. Show TV’deki işlerinden güçlerinden ayırarak kandırıp götürdüğü arkadaşlarının hepsine kazık attı. Edindiğim bilgilere göre de FETÖ’cü iş adamı Akın İpek’ten aldığı parayı az gösterip, beyan ettiğinin de aslan payını cebine indirdi.
Şimdi parasal faaliyetlerin çok yoğun olacağı bir görevi var.
İyi değerlendireceğine eminim.
 
 
Sırıtışın ardındaki teşhir hastalığına “İsyan” kılıfı
 
Geçen cumartesi günkü yazımda Ertuğrul Özkök’ün iki yeni patronunun arasına bir omuz hareketiyle girip, 32 dişini göstererek sırıtışını analiz etmiş ve bunun bir teşhir hastalığı olduğunu, tedavi edilmesi gerektiğini yazmıştık.
Özkök bu sırıtışın sebebini öyle bir örnekle “anlamlandırmış” ki okurken sesli güldüm.
Geçtiğimiz perşembe günü hayatını kaybeden Çek asıllı ünlü yönetmen Milos Forman’ın Guguk Kuşu filminde akıl hastanesine yatırılan McMurphy’nin (Jack Nicholson oynuyordu) yüzündeki sırıtıştı örnek verdi. Özkök, McMurphy’nin sırıtışının, sisteme, müesses nizama isyanının simgesi olduğunu anlattıktan sonra şöyle demiş:
“Bizim neslimiz bugün durup dururken sırıtıyorsa...
Bilin ki, her defasında aklımıza Guguk Kuşu’ndaki Jack Nicholson geldiği içindir...”
Demek ki neymiş, Ertuğrul Özkök’ün bu sırıtışının arkasında sisteme, müesses nizama bir isyan varmış.
Vatanımıza, milletimize, Demirören grubuna hayırlı olsun, ne diyelim.
Elinizdeki vak’a bu. Artık klinik mi değil mi siz karar verin...