İrfan Atasoy

“Avrupa çökmektedir. Bu çöküş başlamıştır. Batı bunun farkında olup şok içinde olmanın psikolojik baskısı ile çöküşün durdurulması için telaş ile akıl ve mantık dışı hareket etmektedir. Osmanlının yıkılışında nüfusun önemi büyüktü. Avrupa nüfus bakımından Osmanlı nüfusundan son derece fazla idi. Birinci Dünya Savaşı sonunda Türkiye’de yaşayanların sayısı Yunanistan nüfusu ile eşit idi. Şu anda Türkiye 80 milyon Yunanistan 10 milyon civarındadır. (…) Avrupa’da nüfus hızla azalıyor. Uzun ve orta vadede olmasa bile pek uzak olmayan yakın zamanda Avrupa’da Müslümanlar çoğunluk ve Hıristiyanlar azınlık olacaktır. (Batılı uzmanların görüşü) (…) Siyonizm emrindeki ABD ve AB başta Orta Doğu olmak üzere dünyada kalıcı adil barışı önlüyor. (…) Orta Doğu’da ve dünyada enerji savaşı bütün hızıyla devam ediyor. (…) Vatikan da çöküyor!.. Papa’nın sağ kolu olan Hazine Bakanı Kardinal George Pell, 6 çocuğa cinsel taciz suçundan Melbourne Ceza Mahkemesinde yargılanmak üzere arandı. Sadece Avustralya’da dile kolay Kardinal ve Papazlar 4444 çocuğa cinsel taciz yaptılar. Vatikan’ın dünyanın muhtelif ülkelerinde Katolik din adamlarının cinsel tacizleri sebebiyle ödediği tazminat ve dava masrafları yüz milyarlarca dolardır. Çökmekte olan Batı, Ehl-i sünnetin (gerçek İslamiyet) kalesi olan Türkiye’ye içeriden ve dışarıdan postmodern bir savaş açmıştır…”
 
Türkiye Gazetesi Dış Politika Yazarı, Emekli Albay M. Necati Özfatura, 06.08.2017 tarihli “Avrupa Yıkılıyor!..” başlıklı köşe yazısında, Avrupa’nın son durumunu böyle özetliyor ve gözler önüne seriyordu. ABD ile Türkiye arasında yaşanan vize krizi henüz gündemde değilken, ABD ile ilgili öngörüsünü de Avrupa ile eşleyerek analiz etmişti. Bunu da bir kenara not edelim… Yoğunluklu gündemimizde her ne kadar ABD ile karşılıklı yaşanan vize krizi olsa da, bu analiz yazımızın gündemi; parçalanma, bölünme ve yeni devletlerin eşiğindeki Avrupa kıtası olacak.
 
 
Birleşik Avrupa’dan, Parçalanan Avrupa’ya…
 
Belli merkezler ve çevreler; ‘Birleşik Avrupa’nın, ‘Parçalanan Avrupa’ya veya bölgesel birlikteliklere doğru evrilen bir sürece girdiğini söylüyor. AB ülkelerinin en çok dert edindiği konuların başında, hiç şüphesiz, nüfuslarının yaşlanıyor olması geliyor. Türkiye’nin genç nüfusu ise 24 Avrupa ülkesinin genç nüfusunun toplamından fazla. Ülkemizde 15-29 yaşları arasında 20 milyon kişi yaşıyor. Türkiye’nin yaş ortalaması 29 iken, AB’nin yaş ortalaması 43.
 
Avrupa’nın refahı yaşlı kıtanın tutkalını oluşturuyordu. Şimdi bu tutkal özelliğini kaybediyor. Küresel ekonomik gücünü doğuya kaptıran, yaşlı nüfusun artmasıyla ekonominin dinamizmini kaybeden Avrupa’da ayrılıkçı hareketler gün geçtikçe kuvvet kazanıyor. Avrupa, Ortadoğu başta olmak üzere diğer bölgelerde uyguladığı ayrılıkçı hareketleri güçlendirme ve kaos çıkarma stratejisini kendi topraklarında hissetmeye başladı. Kısacası, Avrupa kıtası ve Avrupa ülkeleri, bir “Bumerang Etkisi”nin çemberinde diyebiliriz.
 
Öte yandan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mart 2017’de yaptığı açıklama, büyük önem arz ediyor ve yedi ay sonra ortaya çıkan bu manzara, Cumhurbaşkanımızın sözlerini destekliyor. Şöyle demişti sayın Erdoğan: "Bu ülkeyi ayakta tutan değerlerden binlerce yıldır insanımıza şahsiyet kazandıran hasletlerden asla taviz vermedik. Türkiye'nin büyümesi birileri için nasıl umut olmuşsa emin olun bazı çevrelerin de kâbusu oldu. Hollanda  gibi, Almanya gibi…”
PwC'nin ve IMF rakamları da bu sözleri doğrular nitelikte. Zira, 2050 projeksiyonlarına göre; dünyada Türkiye ve gelişmekte olan ülkeler sıçrama yaparken, Avrupa ülkelerinde ciddi gerilemeler yaşanacak…
 
Var olmak mı, yok olmak mı? İşte bütün mesele bu!..
 
Avrupa ülkeleri, bir var oluş krizi ile karşı karşıya diyebiliriz. Kıtada yapılan her seçim ve her siyasi gelişme, bu krizi daha da derinleştiriyor ve gün yüzüne çıkarıyor. Buzdağının görünmeyen kısmı, artık âşikâr… Son olarak Almanya seçimlerinde aşırı sağcı AfD’nin en büyük üçüncü parti konumuna yükselmesi ve Katalonya’da “bağımsızlık referandumu”nun kaos görüntüleri eşliğinde sonuçlanması, Avrupa’daki derin yarılmayı gözler önüne serdi. Avrupa’nın büyük güçleri Almanya, Fransa, İspanya ve İtalya ekonomik, siyasi ve sosyal problemlerinin büyümesi ile giderek içe kapanıyor. Burada, İngiltere’nin Brexit hamlesini de unutmamak gerek… İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık’tan ayrılma isteğinin, Brexit hamlesini takiben ivme kazanacağı göz ardı edilmemeli…
 
2017’de Avrupa’nın büyük devletlerinde gerçekleşen hiçbir seçim, problemlere çare olamadı. Avrupa’nın siyasi ve ekonomik gücü azaldıkça, aşırı milliyetçilik ve ayrılıkçı duygular yeniden su yüzüne çıktı. İspanya’da Katalonya ve Bask bölgesi, Almanya’da Bavyera'nın Katalonya'daki gelişmelerin etkisi altına girmesi, Belçika’da Valonlar ve Flamanlar arasındaki ayrılıkçı dalga, Fransa’nın Korsika meselesi, İtalya’nın kuzeyindeki ayrılıkçı dalgalanma, İskoçya ve Kuzey İrlanda’da bağımsızlık rüzgârları ve Fransa'dan kopmak isteyen Bretonya (Bretanya) bölgesi; ‘Avrupa çatırdamaya mı başlıyor?’ sorusunu sıkça gündemde tutmaya başladı. Avrupa ülkeleri; bırakın Avrupa Birliği’ni ayakta tutup yaşatmayı, kendi iç çıkmazları ve problemleri ile ülkelerinin gelecek kaygısı ile meşgul…
 
 
Avrupa ülkelerinde neler oluyor?
 
Almanya’da 24 Eylül’de yapılan genel seçimlerde ortaya çıkan tablo, hem ülke hem de AB için ciddi bir problem teşkil ediyor. Seçimde yüzde 12,6 oranında oy alan Almanya için Alternatif (AfD) partisinin üçüncü parti olması paniğe yol açtı. Almanya’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilk defa ırkçı bir parti meclise girdi. Öte yandan ülkede yaşlı nüfusun artışı, doğum oranlarındaki azalma iş gücünde tehdit oluşturmakta. 
Fransa’da en önemli sıkıntı, büyük beklentilerle seçilen Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un reform vaatlerini yerine getirmeye çalışmasıyla ortaya çıkıyor. Parlamentoda yeterli desteği olmayan Macron’un, kararnameler yoluyla reformları hayata geçirmeye çalışması, ülke genelinde protesto ve grevlere yol açıyor. Ayrıca birçok defa terör eylemlerinin hedefi olan Fransa’da Kasım 2015’te yürürlüğe giren OHAL, 6 defa uzatıldı. Terör ve sığınmacı problemleri, ülkede aşırı sağın güçlenmesine yol açıyor.
Belçika, federal yapısı, resmi dilleri, siyasi partileri, sosyal bölünmüşlük, reform yapma kabiliyetini kaybetmesi ve Avrupa’nın terör üssü olması sebebiyle sık sık “batık devlet” olarak gösteriliyor. Haziran 2010’da yapılan genel seçimlerin ardından Flaman ve Valon partilerinin anlaşamaması yüzünden ancak 541 gün sonra hükümetin kurulabildiği ülke, bu alandaki dünya rekorunu hâlâ elinde bulunduruyor. Avrupa’nın âdeta terör üssü olan Belçika; DEAŞ, PKK, DHKP-C ve FETÖ’nün faaliyetlerine devam etmesi sebebiyle tepki çekiyor.
 
Hollanda’da genel seçimlerin üzerinden 200 gün geçmesine rağmen hükümet kurulamaması, belirsizliğe sebep oluyor. En az dört parti ile kurulacağı düşünülen koalisyonun ne kadar etkili olacağı soru işaretlerine yol açıyor. Aşırı sağın yükselmesi ile diğer partilerin söylem ve eylemleriyle faşist politikaya yönelmeleri, ülkeye yayılan bir İslam karşıtlığına sebep oluyor. AB Temel Haklar Ajansının (FRA) anketine göre, Müslümanların yüzde 30 oranıyla en çok ayrımcılığa maruz kaldığı ülke Hollanda olarak ön plana çıkıyor.
İtalya’da siyasi istikrarsızlık, ekonomik problemlere yol açıyor. Beşinci yılına giren yasama döneminde merkez sol liderliğinde 3 ayrı koalisyon hükümetinin işbaşı yaptığı ülkede, Mayıs 2018’de yapılacak genel seçimlere sağ partilerin oyunun yükselmesi bekleniyor. Seçimde; AB, NATO ve serbest ticaret karşıtı Beş Yıldız Hareketi’nin iktidara gelmesi durumunda Brüksel’le ilişkilerin gerilmesi bekleniyor. İtalya, güçlü konumuna karşın yüksek mali borç ve işsizlik oranıyla dikkati çekiyor. 
Avusturya’da da aşırı sağın yükselmesinin en önemli sıkıntı olduğu değerlendiriliyor. 15 Ekim’de genel seçime gidecek ülkede, İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve popülist söylemlerin daha yoğun kullanılmasına sebep oluyor. Merkez ve aşırı sağ partilerin oluşturması beklenen koalisyonun muhtemel politikaları, şimdiden başta Müslümanlar olmak üzere ülkedeki azınlıkları tedirgin ediyor.
Yunanistan’da yaklaşık 8 yıldır devam eden ekonomik kriz sebebiyle uygulanan kemer sıkma politikaları, gelir seviyesi oldukça düşen halkını olumsuz etkiliyor. Birçok alanda arttırılan vergiler, özellikle dar gelirli vatandaşların omuzlarındaki yükü arttırırken, kârlılığı düşürmesiyle ülkeye gelen yatırımlar için de engel teşkil ediyor. 
Macaristan’da, AB ile yaşanan sert tartışmalar dikkati çekiyor. AB, Macar yönetimini ifade özgürlüğünü kısıtlamak, sığınmacı politikasını uluslararası AB kanunlarına aykırı yürütmek ve medya ile sivil toplum örgütlerini baskı altına almakla suçluyor. Brüksel, aynı zamanda hükümetin Macar halkını AB’ye karşı kışkırttığını, yargının bağımsızlığını yok ettiğini öne sürüyor. 
Polonya da AB ile ciddi sıkıntılar yaşayan ülkeler arasında… Ülkede, muhafazakâr ve AB’ye karşı eleştirel görüşleriyle bilinen Hukuk ve Adalet Partisinin (PiS) 2015 seçimlerinde oyların çoğunluğunu alarak iktidara gelmesinin ardından gerilmeye başlayan AB-Polonya ilişkileri, son dönemde en kötü dönemlerinden geçiyor.
Çek Cumhuriyeti, özellikle geçen yıla damgasını vuran hükümet krizi ve farklı bakanlıklarda yaşanan yolsuzluk problemleriyle anılıyor. Hükümet, bazı AB üyesi ülkelere ait şirketlerin Çek çalışanlara hak ettiklerinden düşük ödeme yaptıklarını savunarak bu sıkıntıların AB içinde çözülmesini talep ediyor.
Bununla beraber aynı iş için daha az ücret ödenmesinin Avusturya ve Fransa gibi ülkelerde işsizliğe yol açtığı belirtiliyor.
 
 
Sene 2020… Ve Avrupa!..
 
Avrupa ülkeleri yaşadığı bu krizlere/çıkmazlara daha ne kadar dayanabilir? Hürriyet ve bağımsızlık seslerinin yükseldiği bir dönemde, Avrupa Birliği; dağılma veya güçsüzleşme sürecine ne zaman girer? Birleşik Avrupa fikri, miadını doldurdu mu? Bunu elbette zaman gösterecek.
“Avrupa’nın hâl-i pür melâlini nedir?” diyenlere, “özetle bu şekilde” diyebiliriz.
Yapılan tüm kritik ve analizler de, bizlere; Avrupa’nın 2020 haritasının çok farklı olacağını gösteriyor.
 
 
1- İspanya'dan kopan Katalonya Cumhuriyeti ve Balear Adaları (Kırmızı) 
2- İspanya'ya nefes aldırmayan Bask Cumhuriyeti (Mor) 
3- Almanya'dan kopan Bavyera Cumhuriyeti (Mavi) 
4- Almanya'dan kopan Baden-Würtemberg Cumhuriyeti (Sarı) 
5- Birleşik Krallık'tan kopan İskoçya Krallığı / Cumhuriyeti (Yeşil) 
6- Belçika'dan ayrılan Flamanya Cumhuriyeti (Turuncu) 
7- Fransa'dan zaten kopuk olan ada - Korsika Adası Cumhuriyeti (Hâkî) 
8- Fransa'dan kopmak isteyen Bretonya (Bretanya) Cumhuriyeti (Turkuaz) 
9- Fransa'dan kopmak isteyen Normandiya Cumhuriyeti (Açık Yeşil) 
10- İtalya'dan zorla kopma hayali kuran Padanya Cumhuriyeti (Pembe) 
11- İtalya'dan kopuk olan ada – Sardinya (Sardunya) Adası Cumhuriyeti (Beyaz)
 
Avrupa’ya 11 yeni devlet…
 
ComingAnarcy.com sitesinden alıntıladığım yukarıdaki bu harita, 2020 yılının Avrupa’sının her köşesinde yeni devletlerin ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Ve unutulmamalıdır ki, Avrupa’da ortaya çıkacak bir devlet; peşinden yeni devletler rüzgârının geleceği anlamına geliyor. Avrupalı karar vericiler ve liderler, bunun olmaması için birçok yol deneyeceklerdir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere, ülkelerin iç meseleleri, 11 yeni devletin ortaya çıkmasını -bir tahmin dahî olsa- destekler nitelikte…
Velhâsıl-ı kelâm; Avrupa, bırakın birlik olmayı, kendi ülkelerinin birliğini ve bölünmezliğini sağlamakla meşgul devletler hâline dönüşmüştür. “Bumerang Etkisi” altında savrulan Avrupa’yı, önümüzdeki süreçte daha da çalkantılı günler bekliyor olacak. İzleyip görelim…