Noktalar

İsmail Kapan

27 Mayıs Darbesinin üzerinden elli sekiz sene geçti… Türkiye’yi en az elli yıl geriye götüren, siyasi ve sosyal bünyemizde korkunç bir tahribat yapan eşkıyalık hareketine dair yüzlerce kitap yazıldı...
 
“Münasebetsiz” kavramı, bile bile toplumun değerlerine ve hayatın gerçeklerine ters tavır içinde olanları anlatmak için sık başvurulan bir ifadedir. Bazen millete karşı saygısızlık o derece ileri olur ki, münasebetsiz kavramı yetersiz kalır. Zira düpedüz küstahlıktır yapılan ve adlı adınca da öyle ifade etmek gerekir! Söylem ve eylemleri daima halkı rahatsız eden, neye ve kime hizmet ettiği fazlasıyla tartışmalı bir dernek var. Adı ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği). İşte bu dernek adına atılan küstahça bir tweet, toplumu bir kere daha infiale sevk etti… 27 Mayıs Darbesiyle ilgili olarak, bugüne kadar yüzlerce kitap yazıldı. On binlerce makale yayınlandı. Televizyonlarda sayısız tartışmalar yapıldı. Bu silahlı ve üniformalı eşkıyalık hareketi hakkında, söylenmedik hiçbir şey kalmadı. Ve toplumun kahir ekseriyeti, her zaman bu darbeye karşı büyük tepki ve nefretini izhar etti. 27 Mayıs Darbesinin sonuç itibariyle yol açtığı faciaların hukuki, ahlaki ve insani boyutları bütün teferruatıyla ortaya döküldüğüne göre, bu utanç ve dehşet verici tablo karşısında, vicdan sahibi herkesin hakikatin yanında yer alması icap eder. Ama küçük bir azınlık, merhum Adnan Menderes ve arkadaşlarına karşı, hâlâ kin, nefret ve taassup içinde bu eşkıyalığı savunmaya devam ediyor!
Bu azınlığın kullandığı platformlardan biri olan ADD, öteden beri önemli meselelerin söz konusu olduğu her durumda, mutlaka yanlış tarafta yer alır. Öyle ki, nesli tükenen kelaynak kuşları misali, azınlığın da azınlığı durumuna düşen bu güruh kimi zamanlar gemi iyice azıya alır, toplumu derinden rahatsız eden, vatandaşı öfkeye sevk eden hâl ve hareketlere girişir. Son olay da bunun çarpıcı örneklerinden biri. Bakınız utanmadan şu yalanı söyleyebiliyorlar: “Türk Silahlı Kuvvetleri bundan yarım yüzyıl önce, anayasa ve hukuk dışına çıkmış bir siyasal iktidara karşı direnme hakkını kullanmış ve ülke yönetimine el koymuştu. Ordunun arkasında milletin desteği vardı.” Bir kere darbeyi yapan Türk Silahlı Kuvvetleri değil, onun içinde örgütlenmiş bir cuntadır. Adına Millî Birlik Komitesi dense de, tam tersine milleti bölen bir hareketin içinde olmuştur bu cunta. İkinci olarak, millet asla bu çete/cuntayı desteklememiştir. Ve ne yazık ki bu çeteye karşı mukavemet edecek bir sosyal tesanüt ve organizasyon içinde olamamıştır. Darbeciler de bu ortamdan istifade etmiştir. Küçük bir azınlık Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütününe karşı bir etki üstünlüğü sağlayarak, milletin işbaşına getirdiği meşru iktidarı silah zoruyla devirmiş, bunu yaparken sayısız cinayetler işlemiştir. Canına kastettiği kişileri, kalp krizi geçirdi yok intihar etti gibi yalanlarla kamufle etmiştir.
O günkü ortamda cuntaya mâni olacak bir karşı mekanizma olmadığı için, fütursuzca icraatın içine girmekten çekinmemiştir. Bu canavarlığın bir sonucu olarak, DP mensubu siyasetçileri hapse tıkmış, uydurma ve hukuk bakımından tam bir rezalet olan Yassıada mahkemelerinde, güya yargılama yapmıştır. Merhum Menderes ve iki bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan, bu hukuk cinayetiyle idam edilmiştir… 27 Mayıs Darbesinin üzerinden tam elli sekiz sene geçti. Darbenin mağdurları Menderes ve arkadaşları hâlâ milletin gönlünde. Fakat darbeciler ve onlara koltuk değneği olan sözde hâkim ve savcılar unutulup gitti. Bir kısmı ahir ömürlerinde perişan oldu. Gerçekten böyle bir son ibretliktir!.. Gelgelelim ADD gibi platformlarda yuvalanan malum azınlık, azgınlığı elden bırakmıyor. Hem millete karşı saygısızlık ediyor, hem ortamı tahrik edip fitne çıkarmaya çalışıyor. Bu zihniyetin ıslah olma niyeti de kabiliyeti de yok anlaşılan. Öyleyse bunlara karşı hukukun icabını yapmak lazım… Nitekim İçişleri Bakanlığı bahse konu rezil tweet konusunda harekete geçmiş, suç duyurusunda bulunmuştur. Yargı mercii gereğini yapmalıdır.
27 Mayıs Darbesine de, 12 Mart Muhtırası ve 12 Eylül Darbesine de bu millet asla destek vermemiştir. Velakin bu müdahalelere, sivil cihet olarak mâni da olamamıştır. Milletimiz yarım asır boyunca bu darbelere mâni olamamanın üzüntüsünü yaşamıştır. Ve nihayet 15 Temmuz 2016’da bir başka cuntanın darbe kalkışmasına topyekûn şekilde karşı durarak, eşkıyaya meydan bırakmamıştır. Bu neticenin hâsıl olmasında, şüphesiz hem zaman içinde gelişen millî  dinamizm ve şuurun gücü, hem de başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, siyasi iktidarın liderlik ve kararlı duruşu asıl etken olmuştur. Ve bu duruş Türk siyasi tarihinde de bir dönüm noktasıdır. Bundan böyle bu ülkede darbe yapmayı aklına koyan cuntacıların, çetecilerin; terör örgütlerinin ve onlara destek veren dış mihrakların, öyle kolay zemin bulup bu işe yeltenemeyecekleri kesindir. Darbe şakşakçıları da çağ dışı kalmıştır.