Para

Necmettin Batırel

Ekonomik büyüme açısından Türkiye çok iyi bir performans sergiliyor. İlk çeyrekteki %7,4’lük büyüme tek kelimeyle göz kamaştırdı, hasetlerinden çatladılar. Sanayi üretimi ve ihracat rakamları ümit vadediyor. İstihdam artıyor, işsizlik azalıyor. Böyle bir ortamda kriz var denilir mi?  Ekonomik sorunlar tabii ki var. Olmayan ülke var mı? En büyük sorunumuz enflasyon ve cari açık. Fakat bunlar Türkiye’yi bir krize sürükleyecek büyüklükte değil. Rahatlıkla aşılabilir. Nitekim çok önemli adımlar atıldı. Cari açığın düşürülmesine yönelik olarak proje ve firma bazlı destek paketi açıklandı. Verilen devlet teşvikleriyle birlikte yapılacak yerli yatırımların cari açığı 19 milyar dolar düşürmesi bekleniyor. İhracatımız arttığında ithalatımız da artıyor. Türkiye birçok ürünü üretiyor ama ürünlerin önemli bir kısmını ithal ara girdiyle üretiyoruz. Ara malı ithalatını en alt düzeye indirmemiz lazım. Nükleer, rüzgâr ve güneş enerjisi gibi alternatif enerji kaynaklarına dayalı geçişle birlikte yerli üretimdeki çeşitliliğimiz artacak. Bu da enerji faturamızın azalmasını sağlayacak. Cari açık daraldığında kur dalgalanmalarının ekonomiyi negatif etkilemesi ortadan kalkacak. Vatandaşların bir kısmı finans sistemine güvenmediği için tasarruflarını dolar ya da altın olarak tutuyor. Bazı kesimin ise faize karşı büyük hassasiyeti var. Yahu şu faiz kelimesini literatürden çıkartamaz mıyız? Bazıları için garip gelebilir. Ama ne kaybederiz? Sadece isim. Ama peşinen söyleyeyim etkisi inanılmaz olur. Faiz yerine başka bir ifade kullanılamaz mı? Kâr payı, finans desteği, para kirası gibi.. Buz gibi olur!
Türk halkının gözündeki dolar hegemonyasını kırmak için öncelikle kiraları dolar üzerinden alıp vermek, maaşları dolar üzerinden ödemek ve birikimleri dolar olarak değerlendirmekten vazgeçmeliyiz.. İstikrara kavuşmak istiyorsak önce kendi paramıza güvenmeliyiz.  Yabancılar 16 yıldan beri Türkiye’ye yaptıkları yatırımlarda hep kazandılar. Borçlarımızı tıkır tıkır tam zamanında ödedik. Dünyada bizim kadar borcuna sadık ikinci bir ülke yok. Türk ekonomisi serbest piyasa şartlarından hiç ayrılmadı ve ayrılmayı da asla düşünmüyor. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemiyle birlikte ekonomi çağ atlayacak. Önce istikrar sağlanacak. Ardından yapısal reformlar hayata geçecek. Merkez Bankası tam bağımsız bir kurum olarak çalışacak. Dalgalı kur sistemi ve serbest piyasa ekonomisi aynen devam edecek. İmalat sanayinin can damarı reel sektörün teşvik edilmesiyle yüksek teknolojili yerli üretim artacak. Ar-Ge yatırımları, KOBİ’lerin dijital ortama uyumu, otomobil, savunma sanayii ve ilaç endüstrisi başta olmak üzere tüm sektörlerde yerli üretime bugüne kadar görülmemiş bir destek var. Sonuçlarını da alıyoruz. Ekonomide nitelikli büyümeden tüm kesimler yararlanacak. Gelir dağılımında adalet sağlanacak, yoksulluk azalacak.. 
Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilemezse Türkiye 20 yıl geriye gidecek. Ülke tepeden tırnağa karışacak. FETÖ başta olmak üzere düşmanlar bayram edecek. Bugüne kadar halkımız buna asla izin vermedi, vermeyecek. Kimsenin şüphesi olmasın. İşin en acı tarafı ne biliyor musunuz? İçimizdeki hainlerin de ülke nimetlerinden istifade ediyor olması!..