Necmettin Batırel

Parlak beyinlerimizi Batı’ya kaptırıyoruz. Biz yetiştiriyoruz eloğluna hizmet ediyorlar. Bu tablo ülkemizi millî güvenlik başta olmak üzere en kritik konularda aciz duruma sokuyor. "Beyin Göçü"nden bahsediyorum. En zeki, en dinamik, en yenilikçi, en kabiliyetli çocuklarımız elimizden uçup gidiyor. Biz seyrediyoruz. Anneler babalar buna çanak tutuyor. En kıymetli varlıklarımız hayatlarının baharında Amerika, Almanya, İngiltere, Fransa, İsviçre ve Kanada başta olmak üzere dünya ülkelerine kaçıyor, orada okuyor, çalışıyor, onların hizmetçisi oluyor. Olacak şey değil! 
Bu ülkeler, küresel göçün yüzde 70'ine ev sahipliği yapıyor. Olayın bir de sosyal boyutu var. Yabancı evlilikleri gerçekleşiyor, ortaya Hıristiyan kökenli çocuklar çıkıyor. Türk'ün örf ve âdetleri unutuluyor.. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'ne üye 20 ülke arasında yaşayan, yüksekokul ve üzeri eğitim seviyesine sahip Türk göçmenler, 30 yılda üçe katlanmış durumda. Beyin göçü büyük ekonomik zarara yol açıyor. Ortalama bir çocuk yıllık 50 bin dolar okul ücreti ödüyor, bir o kadar kendi harcıyor. Bu rakam yüksek kaliteli çalışanlarda 150 bin doları aşıyor. Uluslararası İnteraktif Reklamcılık Bürosu rakamlarına göre, Türkiye’nin 20 OECD göçmenlerinin tam 230 milyar dolarlık yurt dışına giden doğrudan yatırım anlamına geliyor. Sadece eğitim için her yıl 5 milyar dolar harcıyoruz. Beyin göçü kalifiye emek göçüdür, eğitimli göçüdür. Beyin göçü veriyor olmak, bir ülke için hem ekonomik hem kültürel hem de sosyal kayıptır...
Peki biz bunu nasıl önleriz? Çok basit! Çocuklarımızın gittiği üniversitelerde ders veren hocaları Türkiye’ye getirerek. Böylece üniversitelerimizin kalitesini yükseltiriz, çocuklarımız yabancı ülkeye gitmekten kurtulur. Düşünün bir yabancı üniversite profesörüne 3 bin avro maaş verseniz, uçarak gelir. Hem çocuklarımız kurtulur, hem aileler en kıymetli varlıklarıyla birlikte yaşar. Zeki gençlerimiz kendi vatanında faydalı işlerde çalışır ülke kazanır. Türkiye araştırma geliştirmelere ağırlık vererek, inovasyon yenilikçi çalışmalarla katma değer üretmelidir. Sıradan ürünlerle akıntıya kürek çekiyoruz. Nitelikli mal ihraç ederek ülkemize yüksek döviz kazandırmalıyız. Önce araştıracağız, sonra bulacağız, üreteceğiz, satacağız..
Türkiye’de yabancı dilde eğitim veren okulların sayısı kum gibi arttı. Peki çocuklarımız gerçekten lisan öğreniyor mu? Hayır! Yabancı dil ortalaması 100 üzerinden 55 biliyor musunuz? Sonra binlerce kurs çıkıyor, lisan öğreteceğim diyerek çocukları koparıyor, aileleri sömürüyor. Üniversitelerimiz Amerika’dan her yıl yaz tatilinde 100 taksi şoförünü Türkiye’ye davet etse ağırlasa cep harçlığını verse inanın çocuklarımız bu şoförlerden 4 yıllık eğitiminden çok daha hızlı ve gerçekçi lisan öğrenirler. 
Çocuklarımıza sahip çıkalım. Onlar en değerli varlıklarımız. Çok zor yetişiyorlar, tam bize faydalı olacakları çağda elimizden uçup gidiyorlar. Yabancı üniversiteleri ihya ediyoruz. Oysa o üniversiteleri ayrıcalıklı yapan hocaları. Bu hocalar dünyanın çeşitli ülkelerinden gelip ders veriyor. Bastırın parayı bizde de verirler. O zaman ne olur biliyor musunuz? Türkiye beyin göçü değil tam tersi beyin ithal eder hâle gelir. Kaliteli ve ucuz eğitim karşısında bizi tercih ederler. Tablo tersine döner. Hadi öyleyse!..