Öcal Uluç

"Sponsor bulmak için sadece Türkiye’nin içine bakmak yetmez; dünyaya açılmak isteyen onca Arap, Çin, şu, bu şirket var, gidin onlarla konuşun…"

Galatasaray mali bakımdan zorda. UEFA’nın “sadece futbol için haklı olan zorlamaları”, bir “spor kulübü olan” Galatasaray’ın “diğer branşlarını” da zorluyor; başta basketbol olmak üzere!..
Ne yazık ki, “Galatasaraylı olmak ile” iş hayatında “birçok kapıyı açan” ve de “Galatasaraylıyım” derken, “mangalda kül bırakmayan” anlı ve de şanlı bir yığın “Galatasaraylı”, iş “birazcık eli cebe atma durumu ortaya çıkınca”, saklanacak delik aramakta yarışıyorlar. Ya da galiba “Devlet hastanelerinden ömür boyu ‘Eli cebine gitmemeli’ heyet raporunu alıyorlar!..”
Hele hele “Galatasaray Başkanlığı ve yöneticiliği gibi”, iş hayatında da, özel hayatında da “her kapıyı açacak sihirli bir maymuncuğu cebine koyanlar” var ya, çoğunluğu için diyeceğim odur ki; “yukarıdan beri yazdıklarımı” iki misli (yöneticiler) beş misli (başkanlar) olarak kabul edin!..
Alın “en bariz, en son örneği”; kendisini “onca şana şöhrete, hem yurt içinde, hem yurt dışında kavuşturan ‘Galatasaray Başkanlığı’ etiketini yıllarca taşıyan” ve de “Galatasaray’ın mali zorluklar içine yuvarlanmasını, Galatasaray’ın dünyanın en çok kazanan kulüpleri arasında iki yıl ilk 30, iki yıl ilk 20 arasına girdiği bir süreçte, har vurup harman savurarak hazırlayan” Ünal Aysal!..
Çok değil, “Galatasaray Başkanlığının ona getirdiği nimetlerden, açtığı kapılardan kazandığının çok küçücük bir parçacığını”, hem de “sponsor olarak belki de vergilerinden de düşebilecekken” Galatasaray Basketbol Şubesi’ne veremeyen” bir kişi ve de “benzerleri” için, söyleyin Galatasaraylılar, ben “daha ne diyeyim ve ne yazayım?..”
Çok Galatasaraylı, Başkan Mustafa Cengiz’in “Ben sponsor aramam, sponsor bana gelsin” anlamına gelen açıklamalarını yadırgadı (Ben de yadırgadım), eleştirdi, işte ben de eleştiriyorum.
“Ağlamayan bebeğe süt vermezler” lafı, doğru bir laftır; ama “elbette Galatasaray Başkanı ağlamaz”, peki ne yapar, bir-iki cümle ile anlatayım:
“Galatasaray’ın bu ülke için, bu halk için, bu halkın gençleri ve çocukları için ne yaptığını, ne yapacağını” anlatır, kime anlatır; “Sponsor olması için” makamında ziyaret ettiği iş adamına, holding sahibine ve de öncelikle “Galatasaraylı” olanlara!..
“Ağlamaz, Galatasaray’ın hakkını ister” ve de inanıyorum ki, “birçoğundan da alır!..”
“Loca al” diye yapılacak ziyaretten çok daha “anlamlı” ve çok daha “haklı” bir ziyaret olur, “Sponsor ol” randevusu!..
Böl; “Adına al, forma arkasına al, şortuna al, çorabına al, eşofmanına al”, yani “Damlaya damlaya göl olur” metodunu çalıştır; ama “bunları yapacak yönetici” bul; sabah / akşam çalıştır!.. 
Üstelik, “sadece Türkiye’nin içine bakmak” yetmez; bu dünyada “dünyaya açılmak isteyen” onca Arap, onca Çin, onca orada, onca ötede şirket” var; “Dünyaya açılmış ve dünyada tanınmış Galatasaray’ın futbol, basketbol, voleybol takımlarına sponsor olmak” onlar için nohut çekirdek parası bile değil; yeter ki arasın, bulunsun, gidilsin, teklifler verilsin!..
“Galatasaray, dünya kulübüdür, Galatasaray’ın Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında da, Eskimolar arasında da taraftarı vardır” diye övünülürken, “Ben sponsor aramam, onlar gelsin” diyerek oturmaya devam etmek Galatasaray Kulübü’nü kurtarmaz!..
Geliyorum, “Durum bu iken, ne yapmalı” sorusuna, mesela “Basketbolda?..”
Az sonra… Yarın, Uluçmarket’te…