İMZA

Rahim Er

Sultan Abdülhamid Hân, istikbalde petrol kuyuları olacak ve uğruna dünya harbi çıkacak imparatorluk coğrafyasındaki yerlerin bir bir tesbitini yaptırmışdı. Bunların en başında da Kerkük, Musul, Erbil ve bütünüyle Irak gelmektedir.
Sultan, petrol/neft yağı kaynaklarının haritasını çıkarttırdıktan sonra bunları kendi adına tapulattı. Bugünden bakıldığında bu tasarruf bazıları için yabancı gelebilir. Sebebi şudur:
Bir memleket, yabancı bir devlet veya devletler tarafından işgal edildiğinde işgalciler, oradaki menkul veya gayrı menkul hazine mülklerine el koyabilirler. Bir devlet harbi kaybedince, mülkiyeti de kaybeder. Lâkin husûsî mülkiyet buna dâhil değildir. Beynelmilel hukuk ve teamüle nazaran işgalci devlet işgal edilen memleketteki insanların özel mülkiyetlerine dokunamaz.
Abdülhamid Hân, bir taraftan kendine arkeoloji mühendisi intibaı vererek güya tarihî eser araştıran ajanları takip ettirirken diğer taraftan onların mim koydukları petrol arazilerini kendi mülkiyetine geçiriyordu. Padişahın yaptırdığı bu petrol haritaları bugün dahi hayret uyandıracak kadar başarıyla çizilmiştir.
Sultan, gelmekte olan dünya harbini sezmiştir.
Onun muhtemel neticelerini de görmektedir.
Malûm olduğu üzre Sultan Abdülhamid Hân 13 Nisan 1909'da "31 Mart Darbesi"yle İttihadçı cunta tarafından hal edilerek Selanik'e Alatini Biraderlerin bugünkü Selanik Vilayet Binası olan köşklerine sürgün edildi.
23 Temmuz 1908'den beri devlette meşruti parlamenter nizam vardır. Bundan dolayı mahlû/devrik Padişahın yerine gelen Sultan Mehmed Reşad, sembolik bir devlet reisidir. 31 Mart Darbesini yapan İttihad ve Terakki çetesi, hükûmet olmuş ve başa geçmiştir. Bu devirden de devletten de habersiz gafiller, zamanı okuyamayarak Sultan Abdülhamid Han'ın üzerinde ne kadar mülk varsa onları kamulaştırdılar. Böylece şahıs malı olan bütün petrol yatakları hazineye intikal etti.
I. Dünya Harbi'nden sonra İngilizler başta olmak üzere galip devletler, petrol ve mülkiyet envanteri yaptılar. Hazineye ait olduğunu gördüklerine el koydular. Ancak tamamını tesbit edememişlerdi. Bu arada devleti batırmış İttihad ve Terakki ileri gelenleri, 1918'de kaçıp gittiler. Mehmed Vahideddin 3 Temmuz 1918'de Padişah oldu. Yeni Padişah, Abdülhamid Hân'ın kamulaştırılmış olan mülklerini ve bu arada petrol kuyularını 1920 senesinde tekrar sahibine iade etti. Bu sahip, artık Abdülhamid Hân değil O'nun vârisleriydi. Padişah, 10 Şubat 1918'de vefat etmişti. Bu sebeple Hânedân, Kerkük, Erbil, Musul petrollerine vâris oldu. Sadece ona değil. Abdülhamid Hân, bir Yahudi mülküne sığınmış gibi olmasın diye Alatini Köşkü'nü de satın aldırtmıştı. O da mülküydü. Şu hâlde; Körfez, Suriye, Arabistan, Mısır, Adalar ve Balkanlarda petrol kuyusundan arazilere kadar daha nelerin Padişahın tapulu şahsî mülkü olduğu TBMM'de kurulacak bir komisyon tarafından araştırılmalıdır.
Vahideddin Han, iadenin bedelini 1 Kasım 1922'de Saltanat'ın lağvıyla çok ağır ödedi. Bebekler dahil Hânedân mensuplarının tamamı sürgün edildi. Bazı Hânedân üyeleri, avukatlar tutarak Kerkük, Musul, Erbil... petrollerinin Abdülhamid Hân'ın tapulu mülkü olduğuna dair dâvâlar açtılar. "Bari devletimize kalsın, bizi yalnız bırakmayın!" diye yaptıkları müteaddit müracaatlarına Ankara, dönüp bakmadı. Abdülhamid Han'ın zevcesi Müşfika Kadınefendinin TBMM'ne vs. yaptığı müracaatlar neticesiz kaldı.
Bugün Kerkük, Musul, Erbil... başta olmak üzere bazı yerleri konuşuyor ve harbin eşiğine geliyorsak öncelikle o yerlerin hukuki mahiyetine de vâkıf olmamız gerekmektedir. Mevzua dair eski neşriyat vardır. Bu defa, Derin Tarih dergisinin Ekim 2017 sayısında Prof. Metin Hülagü ve Prof. Dr. Mustafa Budak ve tarihçi Mustafa Armağan gibi işinin ehli imzalar, bu üç şehir için devletin işine çok yarayacak vesikalar ortaya koymaktalar. Sn. Metin Hülagü, "bu şehirler, Sultan Abdülhamid Han'ın şahsî mülküdür" demektedir. Hatta Selanik de buna dâhil ediliyor. Sn. Mustafa Budak ise 1926 tarihli Ankara Muahedesine/Andlaşmasına göre Türkiye'nin garantörlük hakkı doğmakla bahsi geçen yerlere askerî müdahale hakkını tahlil etmektedir. 
Metin Hülagü Hoca'nın ayrıca çok isabetli iki teklifi daha bulunmakta:
-Türkiye Cumhuriyeti, Hanedân'ın hazine aleyhine şahsî mülkle alâkalı olarak açacağı veya açmış olduğu bir-iki dâvâyı kabul ettiği takdirde, Hânedân, bunu Kerkük, Musul, Erbil vs. gibi yerlerdeki dâvâlar için dünya önünde kaziye-i muhkeme/kesin yargı kararı olarak gösterme hakkına kavuşacaktır.. Şunun mutlaka farkında olmak lazım. Hânedân bahsi geçen ve geçmeyen yerlerde hakkına kavuşursa bu, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin kazancı olacaktır.
Diğer teklif de şudur:
-Bugün İBB'nin işlettiği Hamidiye Sularıyla Şişli Etfal Hastanesi, Sultan Abdülhamid Hân'ın şahsi mülküdür. Buradan Hânedan'a hisse verilebilir. 
Her iki teklife biz de iştirak etmekteyiz.
Tek başına Hamidiye Suları'nın iradı dahi kâfi gelir. Bu şirketin yıllık kazancından yüzde 10 gibi bir pay verilse bile ecdadımızın bizlere emaneti Hânedan, sıkıntıdan kurtulur.
MHP milletvekili Sn. Ekmeleddin İhsanoğlu, TBMM'ne verdiği bir teklifle Hanedan'a maaş bağlanmasını istemişti. Bu teklif, iki yıla yakın zamandır mecliste bekliyor. AK Parti İktidarı, bu haklı teklife sahip çıkmalıdır. Şimdi; Hamidiye Suları'ndan hisse verilme çâresiyle artık karşılıksız ödemeye de lüzum kalmayacaktır. İBB, basit bir hukuki düzenlemeyle bu hisseyi hak sahiplerine verebilir.