Seçkin Başkan

Hacer, analık duygularının verdiği önseziyle yüreğinin sesini dinleyip heyecanlanmıştı!..

 
Nalân irkilmişti. Acıyarak baktı onun gözlerinin içine. İçinde bir ılıklık duydu. Silkelendi ve Kaan’a döndü, pişman olmuştu bu odaya girdiğine:
- Çıkalım Kaan. Bu adam için sadece dua etmek lazım. Yazık!
Üç kardeş birbirlerinden habersiz kaderlerinin çizdiği yolda bir araya gelmişlerdi...
          ***
Nalân bir daha Hakan’ı hiç görmedi. Sadece onun cezaevine gittiğini, işlediği suçtan ötürü yargılanacağını ve mutlaka cezalandırılacağını biliyordu. Arabasına da kavuşmuştu. Ama Hakan’ın söyledikleri uzun bir süre beynini meşgul etmişti. Empati kurmaya çalışıyor, hayata olan kızgınlığın intikamını hiç suçu olmayan insanlardan çıkartmanın doğru bir yöntem olduğuna inanmıyordu. Ferit Beyle de bu konuyu uzun uzun konuşmuşlardı. Sonunda aradan geçen zaman Nalân’a yaşadıklarını unutturmaya başladı. Artık Hakan’ı falan düşünmüyordu. Tarık’la arkadaşlığına ailesinin onay vermesiyle iki genç aralarından sözlenmişler, bunu resmiyete geçirmek için de her iki gencin aileleri arasında diyaloglar başlamıştı. İşte bu hareketli günlerden birinde Tarık telefon etti genç kıza:
- Bu akşam Kaan’ın düğünü var Nalân. Ona gideceğiz. Hazırlan seni yedi buçukta alacağım.
Genç kız son dakika haber almasına rağmen seve seve gitmeye razı olup aceleyle hazırlandı. Düğün salonuna girdikleri zaman yanlarına koşarak gelen genç damat hemen Tarık’ı ve sözlüsünü alıp ailesinin masasına götürdü:
- Anne, bak Tarık geldi. Bu genç bayan da sana çok bahsettiğim Nalân. Tarık’ın sözlüsü.
Hacer gözlerini hızla çevirdi genç kıza. Bir an ürperdi. Gözlerini kıstı. Nalân ise bu bakışlardan rahatsız olmuş gibiydi. Ne yapacağını bilemeden usulca fısıldadı:
- Memnun oldum efendim.
Hacer hâlâ büyük bir dikkatle bakıyordu genç kıza. Münevver hanımın ikazıyla kendine geldi:
- Hacer, biz de tanıyalım hanım kızımızı. Tarık bizim de oğlumuz sayılır...
Hacer toparlandı. Yüreğinde bir tedirginlik, bir belirsizlik vardı. Nalân bir süre oturdu masada. Öz annesiyle birlikte oturduğunu bilse bu kadar rahat olur muydu acaba? Hacer Münevver Hanıma eğildi:
- Sanki benim kızım gibi geldi bir an. Gözleri o kadar yakın ki bana... Bir yerden biliyorum sanki... Ah Münevver Abla!
Münevver Hanım başını eğdi yan tarafa:
- Tövbe, tövbe... Nereden çıkartıyorsun bunları. Kızcağızın anası belli babası belli. Her gördüğüne sen de Hacer...
Hacer suçlu bir çocuk gibi mırıldandı:
- Doğru söylüyorsun abla, ben de cahillik ediyorum bazen. Onlar artık gitti giderler. Ne Hakan’ım, ne Nalân’ım yok artık. Varım yoğum Kaan’ım. Allah ona ömür versin, onun bahtını açık etsin. Kolay değil ana yüreği, kabullenemiyor işte. Bunca sene geçse bile...
Hacer analık duygularının verdiği önseziyle yüreğinin sesini dinleyip heyecanlanmış ama hayatın acı gerçeğini çoktan kabullendiği için yine tevekkülle boynunu bükmüştü...
              -SON-