Ünal Bolat

 “Şefkat ve merhametli öğretmenlere rastlayan çocuklar şanslıdır, bizim gibi…”
 
Hayatta ise Allah uzun ömürler versin Sevim Hocam, aradan yıllar geçtiği hâlde hâlâ kendisini aradığım, hürmetlerimi arz ettiğim elleri öpülesi bir merhamet abidesiydi… Yetiştirme yurtlarında böylesi merhametli insanlar gerçekten çok az bulunurdu o yıllar…  Ama bizim gibi böyle şefkat ve merhametli öğretmenlere rastlayan çocuklar şanslıydı. Biz de o Ramazan Bayramı bu şansı yakalayanlardandık…
Ramazan Bayramıydı… Dedi ki bize:
“Haydi çocuklar hazırlanın… Bir bayram ziyaretine gideceğiz bugün...”
“Yaşasın! Hayal bile edemediğimiz bir şey görecektik… Bir bayramlaşma yaşayacaktık hayatımızda ilk kez… İlk kez yetiştirme yurdundan çıkıp bir ev ortamı görecektik. Daha nice ilkleri yaşayacaktık, nasıl sevinmeyiz?
Ama biz çocuk aklımızla neyi ne kadar hayal edebilirdik ki? Hele de gittiğimiz yer bir reklam yıldızının villası olunca… O yıllarda hastanelerde asılı bir portre hemşire resmi vardı… Bu hemşire işaret parmağını dudaklarına değdirerek “sessiz ol” anlamında bir mesaj verirdi.
İşte biz, o bayramda hastane koridorlarında resimleri asılmış olan bu reklam yıldızının villasına misafir oluyorduk… Ne kadar duygusal ve iyi kalpli bir insanmış ki o bayram yetiştirme yurdundan çocukları evinde ağırlamayı kabul etmiş… Bu kabul üzerine Sevim Hoca da bizleri alıp bu hemşire rolünde fotoğraf çektiren reklam yıldızının villasına götürmüştü…
Deniz kenarında çok güzel bir villaydı… Masallar ülkesindeki gibi bir geniş bahçe içinde tertemiz parke taşlar üzerinden geçerken iki taraflı rengârenk çiçeklerle bezenmiş bahçeden gözlerimizi alamıyorduk… Havuz ve fıskiye, biraz ötede özenle kondurulmuş çardak ve bahçenin renkleriyle uyum içinde kondurulmuş bembeyaz villa… 
Villanın kapısından içeri girerken kalbimiz heyecandan küt küt atıyordu… Villanın içini tarif etmem imkânsızdı… Mobilyalar, yer döşemeleri, tavandaki tezyinat, avizeler ve dört bir yandaki biblolar küçük dilinizi yutmanıza sebep olabilecek kadar canlıydılar…
Muhteşem bir pencere… Açık pencereden elinizi uzatsanız dokunacakmış gibi ayağınızın altında duran deniz… Denizin kulakları dinlendiren hışırtısına gönüllü vokal yapan martıların sesleri…  Ne biliyoruz Boğaz'ı seyredeceğimizi, ne biliyoruz villayı minik beyinlerimize resmedeceğimizi… DEVAMI YARIN