Ünal Bolat

“Kahveden çıkıp, kamyona gittim; bütün cesaretimi toplayıp şoförü ikaz ettim...”
 
 
Bu meçhul şoförün amacını anlamamıştım ama niçin durduğunu sormaya cesaret edemedim. O da homurdanır gibi konuştu:
“Acıktım. Karnımı doyurayım öyle…”
Ağır ve külhanbeyi hareketlerle kamyondan inip lokantadan içeri girdi. Ben de ardından içeri girdim mecburen…
Vay ki ne vay… Adam çorbadan başlayıp birer buçuk olmak üzere öyle bir kebap siparişi verdi ki sanırsın on kişiye sipariş veriyor… Şişler, ızgaralar… Hayret adam patlayasıya yedi hepsini… Ben de ayıp olmasın diye yanında bir porsiyon yemek yedim. Hem canım sıkkın hem iştahım yok…
Şoför yemek sonrası ağzını sol elinin tersiyle silip yemek bulaşan kalın bıyıklarını avuç ayalarıyla temizledikten sonra kapıya yöneldi… Anladım ki hesabı benim ödememi istiyordu.
“Neyse” dedim içimden “kazasız belasız varalım da varsın yemek parasını ben vereyim...”
Oradan çıktık, Ankara’ya doğru ilerliyoruz. Kendine göre açmış bir müzik dinliyor. Ben şoför mahallinde olsam da yok gibiyim. O da zaten beni hiç hesaba katmıyor…
Yol boyu ne ben bir kelime soruyorum ne de o benimle konuşmaya tenezzül ediyor. Ama Allah var, bir daha da yolda hiç durmadık… Derken gele gele Ankara’nın Kazan ilçesine kadar geldik. Kazan o zaman henüz nahiyeydi… Ankara merkeze tahminen otuz kilometre mesafe vardı. Adam yine kendi isteğiyle arabayı sağa çekip durmasın mı?
Kalbim heyecandan atmaya başladı. Bu arada o da “garç gurç” el frenini çekiyordu. Göz göze geldiğimizde baktım gözleri kan çanağı… O hâliyle karşımda iri bir goril var gibi oldum. Homurtu hâlinde konuştu:
“Uykum ağırlaştı. Uyuyacağım. Sen de kendine bir yer bul!”
Hayret! Adam beni aşağı indirip kendisi boylu boyunca şoför mahalline uzanmıştı. İyi de maksadı neydi? Şunun şurasında en fazla bir saatlik yolumuz kalmıştı. Aşağı indim… Hava fırtınalıydı. Gök gürlüyordu ara ara. Ben dışarıda kaldım o arabada çoktan uykuya dalmıştı bile…
Baktım dışarıda beklemem mümkün değil. Çünkü gözümden uyku akıyor benim de… Ya bir kenara sızıp kalırsam, o arabayı çalıştırıp çekip giderse… Veya bir başka niyeti varsa? Bu bir saatlik yolda nereden çıktı bu uyku?

Az ileride bir çay ocağı gördüm. Oraya gittim. Sabahçı kahvesi gibiydi ama kimse yoktu. Kahveci ortaya tipik bir soba yerleştirmiş. İçine doldurmuş yanık yağ dedikleri petrol atıklarını; soba gürül gürül yanıyordu… DEVAMI YARIN