Fransız lejyoner birliğinde yaklaşık 1.5 yıl görev yapan Bülent Çetin, yaşadıklarının büyük bir tecrübe olduğunu söylüyor

Fransız Lejyonu’ndaki yüzlerce Türk’ten biri olan Bülent Çetin, profesyonel bir asker olarak yaşadıklarını Türkiye’ye anlattı. Lejyoner olmak için Avrupa’ya giden Çetin, görev yaptığı 1.5 sene boyunca başından geçenleri şöyle dile getiriyor: Küçüklüğümden beri askerliğe olan merakım yüzünden, bu işi profesyonel olarak yapmak istedim. Ardından lejyonerliğin hangi ülkelerde yapıldığını araştırmaya başladım. Fransa’da lejyoner birliği olduğunu buldum. Vizemi alıp Strasbourg’a gittiğimde, ilk önce hiçbir Fransız benimle ilgilenmedi. Fakat lejyoner olmak istediğimi anlatınca, hemen beni el üstünde tutup, yetkili makamlara götürdüler. Bu işi nasıl olur da yapmak istediğime şaşıp kalıyorlardı. Büyük vaadler Lejyoner olunca, önünüze birçok imkân sunuyorlar. 5 sene hizmet ettiğim takdirde, yarı Fransız vatandaşlığı vereceklerini, bu hizmetin 15 sene olması halinde ise emekliliği hak edeceğimi ve vatandaş olabileceğimi bildirdiler. Her önüne geleni lejyoner olarak kabul etmeyen Fransa’nın, adaylardan birçok istekleri oluyor. İlk önce sabıkasız olmanız gerekiyor. Fiziki ve ruhsal, birçok testten geçerek başarılı olmanız gerekiyor. Benim ilk girişimde, hemen dişlerime baktılar. Dişleri vücut sağlığının bir aynası olarak gördükleri için, dişlerin yüzde 70’inin sağlam olması gerekiyormuş. Dişlerinin yüzde 70’i sağlam olmayanlar baştan eleniyor. Ardından, sinir testlerine girdik. Testlerden geçtikten sonra, bizi emekli lejyonerin bulunduğu huzurevine götürdüler. Buradaki lejyonerlerin çoğu sakat kalmıştı. Gözü, kolu, bacağı olmayan bir çok emekli lejyoner, 5 yıldızlı bir oteli andıran hastanede yaşıyordu. Bu süre zarfında, benimle birlikte başvuran kişilerden çoğu elendi. Türklerden çekiniyorlar En son bizi, Gestapo testi dedikleri bir testle denediler. Hepimizi bir binaya götürdüler. Eğer bu binadan da istedikleri şekilde çıkarsak, artık lejyoner olacağımızı belirttiler. Tabii bu binaya girmeden önce kanlarımızı, dişlerimizi, kafataslarımızı test edip ölçmüşlerdi. Benim tercümanlığımı da burada başka bir Türk yapmıştı. Lejyonerler arasında Türkler’den çok çekiniyorlar zaten. Bir odaya girdik. Beni test edecek subay Almandı. Bana “Konuşmalarında hiç yalan söyleme. Ne söylersen söyle ama her zaman doğru söyle” dedi. Benden, söyleyeceklerini dinleyerek cevap vermemi istedi. Sen şurada doğdun, şu okulları bitirdin, şu kurslara gittin, şu bölgelerde ikamet ettin, buraya gelinceye kadar şunları şunları yaptın deyince, şaştım kaldım. Hakkımdaki tüm bilgileri en ince detayına kadar bana söylediler. O zaman gördüm ki lejyonerler çok iyi istihbarat sağlamışlar hakkımda. Subaya, “vatanımı sevdiğimi, bu işi para kazanmak için yapmak istediğimi” söyledim. Vatandaşlığı değiştirme işlemi olan, “Reftige olmak ister misin?” diye sordular. “Hayır, Türk vatandaşlığından çıkmak istemiyorum” dedim. Bunun üzerine ismimi de değiştirmediler. Ama geldiğin ülkede bir suç işlemissen, bu daha sonra bir dert teşkil etmesin diye seni “reftige” yapıyorlar. 15 sene boyunca başka bir isim ve kimlikle lejyonerlere hizmet ediyorsun. Ağır eğitim Lejyoner olduğumuz kesinleştikten sonra, bizi Kastel bölgesine götüreceklerini bildirdiler. Kastel’de çok ağır bir eğitimden geçtik. Silahlar, patlayıcılar, savunma, askerlik konusunda, hayatımda görmediğim eğitimlerden geçtim. Hollandalı, Madagaskarlı, Belçikalı, Afrikalı; dünyanın her yerinden gelen askerlerle birlikte çalıştık. Üç ay boyunca ne telefon, ne de tabiatta bulduğumuz canlılardan başka bir yiyecek vardı. Beni özellikle Sırp bir lejyonerle nöbete gönderen komutanlar, uzaktan bizi izliyorlardı. Sırp lejyonere ters bir tepkim olup olmadığını merak ediyorlardı. Komutan beni odasına çağırarak, “Seni, lejyoner olduğun için Sırp askerle birlikte Bosna’ya yollasak, Sırplar’ı mı korursun yoksa Türkler’i mi? O anda yanındaki Sırp yanlış yaparsa, ne yaparsın” diye sordu? Ben de “Benim görevim Türkler’i korumak ise görevimi yaparım. Ama Türkler’i öldürmek ise ben bunu yapamam. Kendi vatandaşıma ateş açamam” dedim. Bunun üzerine subay “Eğer öldürürüm deseydin, yarın bir gün sen bizi de öldürürdün Böyle bir kararın isabetli oldu” dedi. Amaç ne Bu askeri sistemde tamamıyla maddiyat ön plandaydı. Usta bir şekilde yetiştirilen askerler, ihtiyacı olan ülkelere kiralanıyorlardı. Dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen bir savaşta, ülkeler kendi askerlerini kullanmıyorlar. Beklentileri olmayan, aile kavramını yitirmiş, sivil hayatta başarılı olamamış fanatik düşünen kişilerin bir arada toplandığı bir yer burası. Lejyonerler arasında Polonyalılar ile Almanlar çok fazla. Özellikle Almanlar, Nazi döneminden kalma askerlik sevdalarını bu paralı askerlikte açığa çıkarıyorlar. Ben daha sonra ne gibi davranışlarda bulunduklarını bilmiyorum. O seviyeye kadar gelmedim. Eğitimim 6 ay sürdü. Ondan sonrada sizi kendi birliğinize gönderiyorlar. Birliğinizde size teklifler sunuluyor. Tahiti, Cibuti, Guam’a gidebilirsiniz. Sniper (keşkin nişançi) uzmanı olabilirsiniz ki bunu kimse istemiyor. Sniperda yüksek bir yere çukur kazıp, önünüze kim çıkarsa hiç bir canlı ayırt etmeden kim olursa olsun yok ediyorsunuz. Bunu da zaten insanlığını kaybetmiş olanlar yapıyor. Ben fizyotrapist olduğum için, tıbbı yardıma ihtiyacı olan insanlar yardım etmeyi tercih ettim. Askerliği yardım etmek için istediğimi, ateş etmek istemediğimi bildirdim. Tutup da masum insanları öldürmek için değildi. Lejyonerliğe giren kişilerin 4 bin frank aylıkları bulunuyor. 20 bin frank da Cibutide görev yapanlara veriyorlar. Sonra vatandaşlık hakkı veriyorlar. Fakat bunları yapmadan önce size bir kontrat imzalatıyorlar. Tüm bunları yaşadığınız takdirde elde edeceksiniz. Kısacası bir çeşit ölümüne imza atıyorsunuz. Üniformalar ile dışarıya çıktığınız zaman, Fransızlar “Vivi la de Lejyoner” diye bağırıyor. Fransız halkı, hem seviyor, hem de lejyonerlerden ürküyor. Devlet bu gücü iç işlerinde kullanmıyor. Lejyonda yaşadığım sürece, ne olacağını bilmiyorsun, nereye gönderileceğini hep bir bilinmezlik içindesin. Tamamıyla para için çarpışıyorsun. Gençlere tavsiye Gençler gelip lejyoner olmak istediğini söylüyor. Benim onlara ilk tavsiyem ise arkalarında kendilerini merak edecek insanların olmaması gerekiyor. Lejyonerlikle insanlar vatanlarından tamamıyla kopuyorlar. Tamamıyla başka bir vatana hizmet etmek durumunda kalıyorsunuz. Bu ortamda adam öldürebilirler, masum insanlara zarar verebilirler. Uzun askerlik, yapıp canda kurtarabilirler. Lejyonerlikle başka insanların boyunduruğu altına giriyorsunuz. “Bir müddet lejyonerlik yapıp, sonra vatanıma dönerim” diyorsanız, bu sizin için büyük bir tecrübe, aynı zamanda da şanş olur. Lejyonerlik açıkçası sonu olmayan bir yol. Türkiye’de de kurulabilir Türkiye’de, emniyet ve asker çıkışlı emekli insanlarla dernek çatısı altında birlik kurmak istediğini belirten Bülent Çetin, şunları söylüyor: “Bir Türk Lejyonerler Birliği ama bu birliğin devlet kontrolunda ve Genelkurmay gözetiminde olmasını istiyorum. Türkiye dışında kullanılacak bir birlik kurma teklifini gündeme getiriyorum. Çünkü bir çok arkadaşımız var. Tecrübelerini aktarmak istiyorlar. Fakat böyle bir organizasyon olmadığı için tecrübelerini yararlı bir şekilde kullanamıyor. Yeteneklerimi, vatanım ve milletim için kullanmak isityorum. Devletten bu konuda yardım istiyorum.”