09.04.2017 09:19
'Varlığın, varlığıma armağan olsun'

Mimar Vedat Tek, 2. Abdülhamid Han’la, Sultan Reşad’la, Enver Paşa’yla, Vahideddin Han’la çalışır, ücretini ziyadesiyle alır. Lakin CHP’ye hem emeğini, hem parasını kaptırır.

İrfan ÖZFATURA - Mimar Mehmet Vedat Tek, İstanbul’da dünyaya gelen (1873) bir paşazadedir. Annesi, şair ve bestekâr Leyla Sazîn Hanım, babası ise Kastamonu, Adana ve Bağdat valiliği yapan ünlü vezir (ve müellif) Giritli Sırrı Paşa’dır. Mehmed Vedat babasının tayinlerinden ötürü Trabzon, Diyarbakır ve Girit’te okur, sonra gelir Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray’a) yazılır. Avrupa’da mühendislik eğitimi alan ağabeyi Yusuf Razi çağırınca Paris’e gider ve hiç zorlanmadan Ecole Monge’da lise eğitimini tamamlar (Osmanlıdaki tedrisatın gücüne bakın). Gözü mimarlıktadır, bir süre Academie Julien’de resim, Ecole Centrale’de mühendislik, Licenciee des Mathematique de de aritmetik dersleri alır. Paris Güzel Sanatlar Akademisi (Ecole National des Beaux Arts) talipleri eleyerek seçmektedir. Üç yüz kişi girerler, ilk dokuz arasına katılır. Zekidir, kaabiliyetlidir, hocalarının sevgisini kazanır. O yıllarda Fransız mimarların gözü Roma bursundadır (Prix de Rome). Mehmed Vedat, Fransız olmadığı için yarışmaya katılamaz. Ancak Prof. Moyaux onun için Devlet Başkanından hususi izin çıkarır. Vedat da onları mahcup etmez, hazırladığı proje ile tecrübeli mimarlara parmak ısırtır. Camiada büyük akis uyandıran çalışma Légion d’Honneur kazandırır ona. Emekleri zayi olmayacak, proje Postane-i amire olarak vücut bulacaktır yıllar sonra. 

TEACCÜBE MUCİB
Mehmed Vedat, Roma’da da iki yıl okuduktan sonra yurda döner, Sirkeci’de yazıhanesini açar. Olacak şey midir yani? Hem Türk, hem mimar! Kimdir bu çocuk? Tekelcilerin tekerine çomak sokacak cüreti nereden buluyordur sonra? Gidip Harbiye’ye subay olsundur. Mimarlıkmış mühendislikmiş böyle işlere gayrimüslimler bakar o yıllarda.  
Ama Mehmed Vedat kararlıdır, çok şey kazandıracaktır İstanbul’a. Evet Batı eğitimi almıştır ama taklitçi olmayacaktır asla. Öğrendiklerini Osmanlı ve Selçuklu üslubu ile harmanlayacak, arabeske de kaçacaktır icabında. Çalkantılı yıllardır. Raimondo D’Aranco’nun öncülüğünü yaptığı Art Nouveau akımı tesirini sürdürse de sanayi devrimi ile el işçiliği azalmış, seri üretim itiyatları (alışkanlıkları) yıkmaya başlamıştır. Mimar Vedat cesurdur, kubbe, saçak, çini gibi dini mimari unsurları resmî binalarda kullanır. Sivri kemerler geometrik hatlarla Osmanlı ve Selçuklu’ya nazire yapar. Sıhhat, mahremiyet ve konfor işini ciddiye alır. Banyo, kalorifer, havalandırma sistemleri için çözümler arar. Aile, hizmetli ve misafir alanlarını birbirine karıştırmaz. En küçük toprak parçasını bile zayi etmez, mal sahibini gereksiz masrafa sokmaz. Biçimsiz arsaları ve eğimli arazileri “avantaja” çevirecek kadar ustadır sonra. 

MARİFET İLTİFATA...
İlk işini arkadaşı İhsan Bey’den alır. Üsküdar Paşalimanı’nda bir yalı projesi hazırlar. Topkapı’da çiftlik, Yenikapı’da kantar iskelesi derken Moda’da Mahmud Paşa Köşkü’nü, Yeniköy’de Nuri Paşa Yalısı’nı, Erenköy’de Zihni Paşa Camii’ni yapar ki sıradan eserler değildir bunlar.
Elit bir ailenin çocuğu olması fırsattır tabii, İstanbul Şehremanet’inde “Heyet-i Fenniye Reisi” olarak işe başlar. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde de ders verir ayrıca. Abdülhamid Han’ın tahta çıkışının 25. sene-i devriyesi münasebetiyle başlatılan imar faaliyetlerinden ona da hisse düşer. Zeynep Hanım Konağı’nı “Darü’l Hayr” olarak düzenler kısa zamanda. 
Ulu Hakan bu genç mimarın önünü açar. İzmit Saat Kulesi ve Kastamonu Hükûmet Konağı’nı ona verir. O da “millî mimari üslubun” alfabesini yazar. 1905’te Postane-i Amire ile beklediği çıkışı yapar. Büyük Postane “Mecidi” ve “Osmani” nişanları ile “Sanayi madalyası” kazandırır ona. Bilahare Hubyar Mescidi’ni yakıştırır kenarına. Sultanahmet’teki Tapu ve Kadastro (Defter-i Hakani) binası kusursuzdur sonra. 

SER MİMARI HASSA 
 Meşrutiyetin ilanıyla Mimar Fossati tarafından yapılan Darülfünun binasını elden geçirir, Meclis-i Mebusan şekline sokar. İttihatçılar Abide-i Hürriyeti de ona yaptırırlar. Bilahare M. Şevket Paşa’nın kabrini ilave eder yanına. Mehmet Reşad’ın sultan olması işine yarar. Aile dostlarıdır zira. Nitekim Sermimar-ı Hassa (Saray Baş mimarı) rütbesiyle çalışır Acıbadem’deki Sokullu Konağı’nda. 
Cihan Harbi yıllarında Harbiye Nezareti Mimarlığına atanır (1913). Sirkeci’deki Mesadet Han (Liman Hanı), Haydarpaşa ve Moda Vapur iskeleleri, Cemil Topuzlu Köşkü, Fatih Belediye binası ve Tayyare Şehitleri Abidesi geçer hayata. Veli Efendi Hipodromu savaş sebebi ile yarım kalsa da Enver Paşa’nın Kuruçeşme (Naciye Sultan korusundaki) köşküne el atar. Vahideddin Han devrinde Sütlüce Mezbahası ve Bursa’da Kazım Emin Tütün Deposunu kurar. 

Sirkeci Büyük Postahane

HAYAL KIRIKLIĞI 
Cumhuriyet’in ilanından sonra Bizzat M. Kemal tarafından Ankara’ya davet edilir (1924). Cumhuriyet Halk Fırkası Mahfelini (ikinci TBMM binası) inşa eder, Çankaya’daki bağ evine sekizgen kule yapar. Sonra Ankara Palas... 
İyi de parasını vermezler, keseden yemeye başlar. Alacağını talep edince kapının önüne koyarlar. Dilekçeler, mektuplar, aşındırılan eşikler, beyhude çaba. N’apsın, döner gelir İstanbul’a, sivil mimar olarak işine bakar. Şişli ve Nişantaşı’nda hayran hayran seyrettiğimiz apartmanlara imza atar. Zaman zaman mimari ve şehirleşme üzerine yazılar yazar. Ona göre yayalara öncelik tanınmalı, halk denize rahat ulaşmalıdır. İstanbul doğuya doğru büyümeli, ucuz alanlar hoyratça değil planlı kullanılmalıdır. 

Sultanahmet Tapu Kadastro 

İTİBAR YABANCIYA  
1927 yılında Mimar Kemaleddin vefat eder, Vedat Bey “millî mimari” davasında yalnız kalır. 1930’larda baskılar artar. Vedat Bey Atölyesi ile Avrupa-Lâtin seçiciliğinden ayrılmayan Guilo Mongeri Atölyeleri kapatılır. Bundan böyle Ernst, Sırrı Bilen gibi kübik çalışanlar kazanacaktır, rejim onların yanındadır zira. 
II. Ulusal Mimarlık Dönemi “Şarklı olmayan bir kimlik arayışındadır” Cubism, constructivism, de stijl, Bauhaus hepsi olabilir yeter ki ecdattan iz taşımasınlar. Mimar Vedat nasıl çıldırmasın ama:“Mimar yetiştikçe sadeliğe meyleder. Ancak onun da bir haddi var... Bu temiz sadeliği, kübizm denen abuk sabuklukla karıştırmayın.”
 O günlerde Akademide ve piyasada Holzmeister, Taut, Oelsner, Egli, Bonatz, Poelzig gibi ecnebiler ferman okuturlar. Milli hassasiyetler mi? CHP’nin de pek umurunda! 

Vedat Tek
CHP BATAKÇI ÇIKINCA
Nerede emeğe saygı?

Vedat Bey’in yaptığı binalar ortadadır ama bir türlü parasını alamaz. İşe “şifahi emirlerle” başladığı için ortaya belge de koyamaz. Oturur köşke, meclise ve partiye mektuplar yazar:  “M. Kemal Paşa’nın emri ile yaptığım istasyondan, Meclis ve civarı imar projesinden, Gazi’nin ve Ali Fuat Paşa’nın emirleriyle yaptığım işlerden, Meclis’in emri ile yaptığım mebus evlerinden, TBMM Reisi Fethi Bey’in emri ile mahfelin Meclise tahvili için yaptığım projeden ve Hakimiyet-i Milliye Matbaası için yaptığım müteaddit işlerde ücretim verilmedi. Gazi’nin evinin mimarlığından da on para almadım...”  
Mimar Vedat gibi bir sanatkârın alacak peşinde koşması acıdır. Nitekim M. Kemal’e bir şikâyet mektubu daha yazar ama cevap alamaz. Cumhurbaşkanının emriyle kesinleşmiş olan hesabının tesviyesi (ödenmesi) için özel kalemden aldığı evrakla TBMM Başkanlığı ve CHP’nin kapısını çalsa da netice çıkmaz. M. Kemal ile Dolmabahçe’de bir görüşme daha yapar yine ilerleme sağlayamaz.
1939’da Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye “Cumhuriyetimizin kurucusunun borçlu olarak yatmasına partisinin razı olup olmadığını” sorar. Meclis binası aslen parti için projelendirildiğine göre borçlu “Halk Fırkasıdır.” Ancak ödemeye yanaşmaz çamura yatarlar, İsmet Paşa, Vedat Bey’in ısrarı üzerine “mahkemeye gidebilirsin’ der alaylı bir üslupla.

Çağlayan Hürriyet Abidesi​
TEESSÜR TEESSÜF 

Vedat Bey, Genel Sekretere yazdığı mektupta “CHP, kendi büyük şefi ve partisinin kurucusu tarafından tanınmış bir Türk sanatkârına olan borcunu ödemekten kaçınarak, alacağın varsa mahkemeye git diyemez...” 
O günden sonra iyice dışlanır, yok edilmeye çalışılır âdeta. 
‘Maarif Vekil Beyefendi hazretleri, kemale eren yaşım ve tecrübem sayesinde, Türk mimari tedrisatına hizmette bulunmak için, hükûmetimizin işaretini bekler iken, mesleğe vukufumdan istifade edilmek söyle dursun, bilakis, bana sanatımla yaşamak hakkı bile çok görülüyor. Maruz kaldığım, yakışıksız ve gayri lâyık muamelelerden, müteessirim. Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki vazifemden çıkarılmaklığımı bizzat Maarif Vekili hazretleri münasip gördükten sonra, benim gibi acizin beyanı mütalaa ve itirazda bulunmasında faide olmayacağı açıktır...’’  
Anlaşıldığı üzere akademiden de uzaklaştırılmıştır sonunda.
1942 yılında vefat eder, baş ağrısı bahane, güya inşaatta çivi batmıştır ayağına...

 

 

YORUMLAR