18.01.2019 03:00
Türk tipi  casusluk dramı!

İlyas Bazna’nın sıra dışı casusluk hikâyesini merkezine alan “Çiçero”, istihbarat geriliminden ziyade ağdalı bir dram sunuyor. Filmde görsel olarak iyi bir devir tasviri yapılsa da senaryo aynı şekilde işlemiyor

MURAT ÖZTEKİN

İlyas Bazna, nam-ı diğer Çiçero, Türkiye’nin yakın tarihindeki en sıra dışı isimlerden biri. 40’lı yıllarda uşak olarak girdiği Ankara’daki İngiliz Büyükelçiliğinde para karşılığı Almanlar lehine istihbarat toplayan Çiçero, iddialara göre II. Dünya Harbi’nin seyrini değiştirebilecek şeyler ortaya çıkarmıştı. Ama işler onun istediği gibi gitmemişti… Bazna’nın hayatı 1951’de Mehmet Muhtar tarafından “Ankara Casusu Çiçero”, 1952 yılında ise Amerikalı yönetmen Joseph L. Mankiewicz tarafından “5 Fingers” filmleriyle siyah beyaz şekilde beyazperdeye taşınmıştı. Yaklaşık 70 sene sonra yönetmen Serdar Akar, bu eksantrik şahsı yeniden huzurlarımıza getiriyor. Senaryosunu Gürkan Tanyaş’ın kaleme aldığı “Çiçero” filminde bu defa Bazna’nın hayat hikâyesi, biraz kurgulanarak bir dram meydana getiriliyor. Çiçero’yu Erdal Beşikçioğlu canlandırırken Burcu Biricik, Ertan Saban, Murat Garipağaoğlu ve Tamer Levent gibi isimler de rol alıyor.

SAVAŞIN GÖLGESİNDEKİ ANKARA
Film önce bize İlyas Bazna’nın (Çiçero) yaşadığı dramatik çocukluğu, oldukça başarılı savaş sekanslarıyla hatırlatıyor. Daha sonra II. Dünya Savaşı’nın gerilimlerini yaşayan Ankara günlerine uzanılıyor. Yugoslavya elçiliğinde garson olarak çalışan Bazna, aynı zamanda güçlü bir sese sahip. Bir resepsiyonda bunu fark eden İngiliz Büyükelçisi Hugessen ona iş teklif ediyor. Özel hizmetli olan Bazna, sırtını ovacak kadar ona yaklaşıyor. Bu yakınlaşmanın neticesinde etrafındaki diyalogları gizlice dinliyor, dahası çok gizli vesikaları fotoğraflamaya başlıyor.

GİRİFT AŞK HİKÂYESİ
Ele geçirdiği belgeleri paylaşmak  için Almanlarla para karşılığında anlaşan İlyas Bazna’ya, Naziler “Çiçero” kod adını veriyor. Bu esnada Alman Büyükelçiliğinin sekreteri ile tanışan Çiçero, casusluk mesaisinin yanına bir aşk macerası da katıyor. Ancak foyası ortaya çıkmaya başladığında bu aşk her şeyi daha bir girift hâle sokuyor. Çiçero’nun hayatındaki gerçekse nihayette aydınlanıyor.

KAHRAMAN MI, FIRSATÇI AJAN MI?
Yapımcılığını Mustafa Uslu’nun üstlendiği “Çiçero”, büyük bütçesi ile yerli filmler arasından sıyrılıyor. Eserde, çarpıcı bir görsellik yakalanıyor. Savaş sahneleri ve iyi çalışılmış kostümlerle görsel olarak Türkiye’den başarlı bir II. Dünya Savaşı konsepti meydana getiriliyor. Ancak eser, casusluk geriliminden ziyade dram cihetiyle ön plana çıkıyor. Hem de ne dram! Yine aynı yapımcıdan çıkan “Ayla” ve “Müslüm” filmlerinde de rastladığımız ajitasyona kaçan bir anlatım var eserde. Ama bu nispeten maksada hizmet ediyor. Özellikle Nazilerin, engellileri temizleme planı olan T4, dramı çarpıcı kılınıyor. Ömrünün sonuna kadar para için çalıştığı bilinen İlyas Bazna’yı -bazı rivayetler ışığında- kahramanlaştırma çabası da bence sırıtıyor. Karakterin bağlandığı son da bu minvalden “fantastik” kalıyor! 40’lı yılları güzelleme gayreti filmi ideolojik cephelere çekiyor. “Netice nedir?” diyecek olursanız: İlyas Bazna, realitede olduğu gibi istihbari yönüyle işlense ortaya çok daha kaliteli bir film çıkabilirmiş. Evet, eserde göze çarpan büyük bir emek var ancak “Çiçero” bu hâliyle ortalamayı aşamıyor.

'ÖZEL GÜÇLERE' PSİKOLOJİK BASKI
Yönetmen M. Night Shyamalan, “Ölümsüz” (Unbreakable) ile “Parçalanmış” (Split) filmlerinin hikâyelerini yeni bir gerilimde harmanladı: “Glass”... Filmde Bruce Wills, David Dunn rolünde, Samuel L. Jackson ise takma adı olan Bay Glass olarak geri döndü. James McAvoy, “Parçalanmış” filmindeki Kevin Wendell Crumb rolü ve içinde barındırdığı farklı karakterleriyle rolüne devam ederken Canavar ile karşılaşıp hayatta kalan Casey’i canlandıran Anya Taylor-Joy da filmde rol alıyor. Hiçbir şeyden zara görmeyen David Dunn, The Beast’in peşine düşer. Bu koşuşturma esnasında Mr. Glass’ın gölgesi de yavaş yavaş ortaya çıkar. Dunn, Crumb ve Mr. Glass, sonunda özel güçler diye bir şey olmadığına inanan Dr. Ellie Staple’ın akıl hastanesine düşerler. Kendilerine normal kişiler olduğu telkin edilen üç karakter, bu defa varlıklarını ispat etmek için bir mücadeleye girişirler.

AİLE OLMAYI KOLAY MI SANDIN?
Hirokazu Kore-eda, filmlerinde devamlı aileye odaklanan daha doğrusu kafalardaki aile mefhumunu karşısına alan bir yönetmen. “Arakçılar” (Shoplifters) filminde de bu karanlık yoldan ilerliyor. Filmde yankesicilik yapan bir “aile” üzerinden yaşadığımız modern dünyanın ekonomik sıkıntılarına temas ediliyor. Eserin hikâyesi şöyle: Osama’nın reisi olduğu aile, marketlerden hırsızlık yaparak bir gecekonduda hayatını idame ettirmektedir. Şeklen iki çocuklu anne baba ve yaşlı bir büyükanneden müteşekkil aile, bir gün dışarıda donmak üzere olan bir kız çocuğunu evlerine alır.  Ebeveynlerinden şiddet gören bu kızı doyurup himaye eder. Ortaya “fakir ama mutlu” bir tablo ortaya çıkarken beklenmedik bir hadise ailenin sıralarını ortaya döker. Marjinal bir alt metni bulunan film, buna rağmen yumuşak bir şekilde derdini anlatmada başarılı oluyor. Yönetmen Kore-eda, “Arakçılar”la Cannes’da Altın Palmiye Ödülü’ne ulaşmıştı

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
¥ ‘Borç Harç’
¥ ‘Üç Harfliler: Adak’
¥ ‘Can Dostlar’
¥ ‘İmgeler ve Sözcükler’

EN ÇOK SEYREDİLENLER
¥ ‘Bizim İçin Şampiyon’ 162 bin 935
¥ ‘Aquaman’ 115 bin 703
¥ ‘Ralph ve İnternet’ 111 bin 795
¥ ‘Robin Hood’ 64 bin 782
¥ ‘Börü’ 58 bin 51

YORUMLAR