24.09.2021 02:36
Sinemada bu hafta | 24 Eylül

Yönetmenliğini Sadullah Şentürk’ün üstlendiği “Akif” filminde, Ersoy’un Ankara Hareketi’ne verdiği desteklere odaklanılıyor ve şairin tartışmalı taraflarına yer verilmiyor.

MURAT ÖZTEKİN

'STERİL' BİR AKİF PORTRESİ
Mehmet Akif Ersoy, adından en çok söz edilen ancak hayatı, en fazla gölgede kalan şairlerden biri... Sultan Abdülhamid’e karşı acımasızca muhalefeti, yeni rejimin inşasındaki çalışmaları, İstiklal Marşı’nı kaleme alışı ve sonrasında yaşadığı kaçış… Her hâliyle “eksantrik” bir hayat hikâyesi…Bugün gösterime giren “Akif” filmi işte bu hayat hikâyesi üzerinden dar bir tarihî kesiti seyirciye sunuyor. Yönetmenliğini -sinema filmlerinden ziyade “Kurtlar Vadisi” ve “Behzat Ç” gibi TV dizilerinden tanıdığımız- Sadullah Şentürk’ün üstlendiği eser, Ersoy’un Ankara Hareketi’ne verdiği destekler ve İstiklal Marşı’nın yazılış günlerine odaklanıyor. Filmde Akif karakterini Yavuz Bingöl canlandırırken, ona Murat Han, Fikret Kuşkan, Mine Çayıroğlu, Hazım Körmükçü gibi isimler refakat ediyor.


Yapılan tenkitlerin aksine, türkücü Yavuz Bingöl, Akif karakteriyle bütünleşmişe benziyor ve başarılı bir performans çıkarıyor…


İŞGAL GÜNLERİ…
Hikâye, İngiliz işgali altındaki İstanbul’dan açılıyor. Galata Kulesi dâhil her yere lacivert kırmızı bayraklar asılmış, mektepler İngiliz karakoluna dönmüş ve halk şaşkın bir hâlde… Şair Mehmet Akif de, böyle bir ortamda arkadaşlarıyla “Sebilürreşad” adlı dergiyi çıkarmaya çalışıyor. Etrafında İngiliz ajanları dolaşırken, bir gün ailesini geride bırakıp Ankara’ya doğru, oğlu ve Ali Şükrü Bey’le birlikte yola çıkıyor. Mustafa Kemal Paşa’nın saflarına katılan Akif “Şairliğin zamanı değil” diyerek, yeni rejimi, kendilerinden hoşnut olmayan halka anlatmak için faaliyetlere girişiyor…

GÜÇLÜ DEVİR TASVİRİ
Türkiye şartlarına göre büyük bir bütçeyle çekildiği düşünülen “Akif” filminde; dekor ve kostümlerle 1920’lere dair güçlü bir devir tasviri yapılıyor. Bunların yetmediği yerlerde, başarılı sayılabilecek görsel efektlerden faydalanılıyor.

“MAKUL” KESİT
Elbette tarihe mâl olmuş şahsiyetlerin hayatı, yekpare olarak bir filmin hacminin ve anlatım dünyasının ötesindedir. Ancak “Akif” filmi, şairin ömrünün en “steril”sayılan devrine odaklanıyor. Onun cumhuriyetin kuruluşunda aldığı aktif rol ve Mustafa Kemal Paşa ile olan az bilinen ittifakı, gözler önüne seriliyor.
Fakat aynı sebeple, eserde şairin karakterinin derinliklerine sınırlı bir şekilde temas ediliyor. Ne imalarla sezdirilen sert “İttihatçı” karakterini tam olarak anlayabiliyoruz, ne de “dinî anlayışının” mahiyetini… Zaten bir noktadan sonra film Ankara Hareketinin kahramanlıklarının “epik” bir methiyesine dönüşüyor ve şair de bunun bir parçası olarak kalıyor.
Öte yandan ağdalı ve mesaj endişeli diyalogların büyük yer kapladığı eserde, Ankara yolunda Kuşçubaşı Eşref’in kurtarıcılığı gibi “kurgusal” sayılabilecek durumlar da mevcut...

“İYİ OLAN KAZANSIN”
BU NEYİN SAVAŞI!

Hollywood’un ustalarının sinema için bir araya gelmesi her zaman “usta işi” filmlerin ortaya çıkacağı manası taşımıyor. Yönetmen Tim Hill’in; Robert De Niro, Uma Thurman ve Christopher Walken gibi oyuncuları bir araya getirdiği “İyi Olan Kazansın” (War With Grandpa) da böyle bir eser. “Evde Tek Başına” serisinin ruhunu taşıyan komedi türündeki film, bir dede torunun oda kavgasını merkezine alıyor.


Eşini kaybettikten sonra tek başına yaşayamayacak bir hâle düşen Ed (De Niro), merhametli kızının evine taşınıyor. Fakat bir problem var: Evde kalacağı boş bir oda yok! Bu yüzden evin erkek evladı Peter, çok sevdiği odasını dedesine devretmek mecburiyetinde kalıyor. Tavan arasına yerleştirilen Peter, düzenini bozan dedesine kin güdüyor. Odasını geri almayı kafasına koyan Peter, dedesini rahatsız edip evden kaçırmak için garip oyunlara başvuruyor. Ancak zaten bir çocuğa dönen dede Ed’in de pes etmeye pek niyeti yok. Çocuk seyircilerin zekâ seviyesine göre dizayn edilmişe benzeyen “İyi Olan Kazansın”; komik olmayan mizah, suni motivasyonlar ve garip olaylarla dolu. Dolayısıyla “Bu kadar usta oyuncu, niçin bu filmde?” diye düşünmeden edemiyorsunuz. Ama Christopher Walken, birkaç sene evvel Altın Portakal’a katılmış, benimde olduğum bir sohbette “Bana roller, teklif edilir ve ben, genelde kabul ederim” sözleriyle iş seçme şansının  olmadığını ima etmişti. Sanırım “İyi Olan Kazansın”da da durum böyle oldu...

“BİR NEFES DAHA”
BONZAİ HAYATLAR

Yerli sinemada alt kültürlere rağbet, olanca hızıyla devam ediyor... “Deniz Seviyesi” filmiyle adını duyuran Nisan Dağ da ikinci uzun metrajlı filmi “Bir Nefes Daha”da, varoşlardaki rap’çilerin hayatlarına odaklanıyor... “Çekmeköy Underground”u akla getiren eserdeki hikâye, İstanbul’un kenar mahallelerinden Karaçınar’da geçiyor. Merkezde Fehmi adlı, rap’e merak duyan, büfe çalışanı bir genç var. Arkadaşlarıyla amatör bir grup kuran Fehmi, yeni eserler yazıp, sokak aralarında konserler düzenliyor. Ancak kendisinin bonzai müptelalığı gibi büyük bir derdi var. Bir gün şehrin zengin bir muhitinden gelen eski DJ Devin, hayatına dâhil oluyor ve beraberinde albüm yapma fırsatı doğuyor. Bonzai problemi ise savaşması gereken bir dev gibi karşısında duruyor...
Rap’çilerin ve bonzai bağımlıların sıra dışı hayatlarına seyirciyi dâhil eden eser, ders mahiyetinde olabilecek sekanslar barındırıyor. İnandırıcı oyunculukların olduğu filmdeki animasyonlar da, Fehmi’nin buharının tesirli bir şekilde yansıtılmasını sağlıyor. Buna rağmen eser, kenar mahallelerdeki yıkıma yer yer oryantalist bakıyor ve isyan hisleriyle şekilleniyor. Devin gibi karakterlerin “kartondan” kalması da, eserin kıymetini düşürüyor.

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
¥ “Gölgeler İçinde”
¥ “Darlin’
¥ “Me Nokta Ali”
¥ “Fecr”
¥ “Louvre Müzesi’nde Bir Gece:
¥ Leonardo da Vinci”

EN ÇOK SEYREDİLENLER
¥ “Patron Bebek 2: Aile Şirketi” 48 bin 814
¥ “Shang-Chi ve On Halka Efsanesi” 23 bin 568
¥ “Luka” 22 bin 766
¥ “Ölümcül Labirent: Şamp. Turnuvası” 17 bin 518
¥ “Sir-Ayet: Ölü Doğan” 7 bin 529

Sinemada bu hafta | 17 Eylül Sinemada bu hafta | 17 Eylül Anthony Hopkins’e “En İyi Erkek Oyuncu” Oscar’ını kazandıran “Baba”; bunamaya başlayan bir adamın dramına seyirciyi ortak ediyor. Tiyatro oyunu tadındaki eser, kuvvetli performanslara sahne oluyor...
Sinemada bu hafta | 10 Eylül Sinemada bu hafta | 10 Eylül Yönetmen Tom McCarthy, “Durgun Su”da Hollywood yıldızlarını, Fransız tadında bir filme dâhil ediyor. Başrolünde Matt Damon’ın olduğu eser, bir babanın kızını hapisten kurtarma mücadelesini, karmaşık bir senaryo ile işliyor.

YORUMLAR