İftara kalan zaman
20:27:00

Azgın zengin Karun

Azgın zengin Karun

Cenâb-ı Hakk’tan zekât emri gelince Kârûn uzun uzun hesaplar yapar, servetinin küçücük bir kısmını vermeyi göze alamaz.

Firavun siyaseti iyi bilir, nizalı işlerde çekilir kenara maşa kullanır. İsrailoğullarına baskı yapar ama yine onlardan biri kanalıyla.
Tutar Karun’u saray temsilcisi (bir nevi vali) yapar, kavminin başına sarar. Karun firavundan fazla firavuncu olur, eş, dost ve akrabalarını inletir adeta.
Ancak iman ettikten sonra pişman olur, kendini ilme ve ibadete verir. Musa aleyhisselamın Tur Dağına götürdüğü 70 kişi içindedir. Allahü teâlânın hitabını kulaklarıyla işitir.
Tevrât’ı ezberler ve okumaktan zevk duyar. Dile kolay tam kırk yıl dağları bayırları mekân tutar, gece gündüz ibadet yapar. İşte iblis bu esnada musallat olur, abid gibi görünüp yanaşır ona. Ve ufak ufak vesvese vermeye başlar. Önce şehre indirir, sonra insanlar arasına sokar. “Sadaka da verirsin, hayır da yaparsın” bahanesi ile mal toplatmaya başlar.

İFRAT
Karun, Mûsâ aleyhisselâmdan simya ilmini öğrenince paraya para demez, kazandıklarını istifleyecek yer arar. Malıyla birlikte hırsı da artar, her tarafa el atar, zulüm ve baskıyla mal mülk zapt etmeye başlar. Etrafında paragözler peydahlanır, ne yaparsa alkışlar, methiyeler yağdırırlar. Evet âlimdir ama ilmiyle yaşamaz. Kadınlar gibi mücevherler takar, salına salına yürür, göğsünü gururla kabartıp, boynunu geriye atar. Ahaliye zavallı ve sefil mahlûklar gözüyle bakar.
Süslü beyaz atına alâyişle kurulur. İki yanında merasim kıtası, cariyeler, muhafızlar... Hazineleri hesaba gelesi değildir, anahtarlarını kırk katır taşıyabilir anca.
Parası olan konuşur derler ya, o da akıl satar etrafa.
Lâkin nasihatten hoşlanmaz.
Bir süre sonra Hazret-i Hârûn’un makâmına (Hibirlik) göz koyar...
Öyle ya ilimse ilim, malsa mal, şöhret, itibar... Bu mevkiin Allahü teâlâ tarafından verildiğini bilse de kabûle yanaşmaz. Israrcıdır, Hazret-i Mûsâ’yı üzüp yormaya başlar.
Büyük Nebi, münakaşaya mahal bırakmayacak bir yol bulur. Talipleri toplar, “bastonlarınızın üstüne adlarınızı yazın mescide bırakın. Kimin ki yeşerirse hibir o olsun” buyururlar.
Sabah bakarlar hepsi kupkuru, Hazret-i Hârûn’unki adeta fidan. Körpecik sürgünler, yeşil yeşil yapraklar... Kârûn bu açık işarete rağmen diklenir, çekip kapıyı çıkar.

İFTİRA
Her istediğini elde ede ede şımarmış, servetini ilmiyle maharetiyle kazandığını sanmaya başlamıştır. İşte o sıralar Allahü teâlâdan bir emir gelir, “İsrailoğulları elbiselerinin dört yanına gök mavi şerit takacak, yaratıp yaşatanı Rablerini hatırlayacaktırlar.”
Kârûn’un ağırına gider, “yani efendiler de köleleri gibi mi olsunlar?”
O günden sonra açıkça muhalefete başlar. Serapa altından bir bina yaptırır, akla gelmedik taamlar hazırlatır. Halktan bazıları şölenlere katılır, yer içer kâm alırlar.
Ve Cenâb-ı Hakk’tan zekât emri gelir.
Kârûn uzun uzun hesaplar yapar, servetinin küçücük bir kısmını vermeyi göze alamaz. “Mûsâ’nın her dediğini yaptınız, işte şimdi de elinizde malınızı almak istiyor” diye konuşur sağda solda.
Yetmez, Allahü teâlânın elçisini gözden düşürmeye kalkar. Gider bir fahişe bulur, önüne bin dirhem gümüş koyar, “eğer Mûsâ benimle oldu dersen para senin, ayrıca himayeme alır, yaşatırım konağımda.”

İTİRAF
Ertesi gün büyük bir kalabalık toplar, Mûsâ aleyhisselama “bize nasihat etmez misin” diye haber yollar. Mübarek, davete icabet eder ve vaaza başlar. Hırsızlık yapmayın, iftira etmeyin, derken mevzu gelir dayanır zanilere uygulanacak cezaya... Kârun “tam yeri” deyip ayağa kalkar ve aklı sıra taşı gediğine koyar. “Orasını anladık” der, “peki ya sen yaparsan?”
- Şeriat ortada... Ben de yapsam değişen bir şey olmaz.
- İyi ama filan kadın seninle düşüp kalktığını söylüyor.
- Çağırın gelsin, dediği gibiyse cezamı çekmeye hazırım.
Kadını getirir çıkarırlar karşısına.
Hazret-i Mûsâ “denizi yarıp yol yapan ve Tevrâtı indiren Allahü teâlâ hakkı için doğru söyle” der, “bak ne diyorlar benim hakkımda!”
Kadıncağız nübüvvet nuru ile bakan yüce Nebinin asil yüzünü görünce tövbekâr olur ve “hayır” diye haykırır, “Kârûn iftira etmem için çok para verdi bana, keseler filan yerde duruyor hâlâ!”

İRTİFA
Mûsâ Aleyhisselam secdeye kapanır, ağlamaya başlar... Emir gelir: “Başını secdeden kaldır ve yere istediğini emret!”
-Ey İsrail oğulları Allahü teâlâ beni Firavuna yolladığı gibi Kârûn’a da yolladı. Ona uyan onunla kalsın, benimle olan ondan ayrılsın!”
Gelip yanında saf tutarlar. Sadece yüreği dünya hırsı ile dolu iki kişi kalır Kârûn’un yanında.  
Ne zaman ki Mûsâ aleyhisselam “Ey toprak onları tut ve yut” buyurur, önce dizlerine, sonra bellerine, sonra boyunlarına kadar zemine batarlar. Ve yerin dibine geçip helâk olurlar.
Ancak bazıları “Musa, malına mülkünü ele geçirmek için Kârûn’u batırdı” diye konuşmaya başlar. Ama toprak vazifesini tamamlayacak, nesi var nesi yoksa yutacak, iz nişane bırakmayacaktır Karun’dan.

08.05.2019 - 05:56