İhtiyacın olduğu anda

İhtiyacın olduğu anda

“Güler yüzlü ol, hiddetlenme. Lüzumsuz gezme, boşuna gülme, kimseyi kusurundan dolayı yerme.”

brâhim Havvâs’tan rivayet edilir: “Bir yolculuk esnasında çok susamıştım. Kendimden geçip, yere yıkıldım. Biri yüzüme su serpmeye başladı. Baktım temiz simalı bir zât. Bana su içirdikten sonra; “Terkime bin” dedi. Kısa bir sürede Medîne-i münevvereye vasıl olduk, “Haydi in ve benden selâm söyle Resûlullah’a (sallallahü aleyhi ve sellem)
- Kim diyeyim?
- Kardeşin Hızır de!
***
Ebû Bekr Hemedânî anlatır: “Bir defasında Hicaz Çölü’nde kalmış ve günlerce bir şey yememiştim. Hayaller kuruyordum, şimdi Irak’ta Babü’t-tak’ta olsam, sıcak bir ekmek alır, baklayla yerdim iştahla. Köylü kılığında biri gözüktü; “Yok mu isteyen? Has ekmek, semiz bakla!”
Verdi ve kayboldu. Hızır’dı mutlaka...
Bişr-i Hafi, Hızır aleyhisselâmı görüp, duâ ister. “Allahü teâlâ tâat ve ibâdetini kolaylaştırsın, amelini kimseye duyurmasın.
Tam da gönlüne göre bir dua.
***
Hayre ile Kûfe arasında bir mevkiye varmıştık, karşımıza bir nur yüzlü çıktı. Tertemiz elbiseler giymişti, misk kokuyordu. Sordu “nereye gidiyorsunuz?”
- İbn-i Semmâk’ın hastalığı için çare sormaya.
- Kime soracaksınız?
- Hristiyan bir hekim var şurada.
- İbn-i Semmâk’a selâm söyleyin: “Ağrıyan yerine elini koysun. “Vebil hakkı enzelnâhü vebil hakkı nezel” okusun.
Yaparlar, rahatlar.

KARDEŞİM HIZIR
 Mevlânâ Abdurrahmân Câmî Nefehat-ül-üns kitabında anlatır: “Ebüdderdâ (radıyallahü anh) bir gün Mekke-i mükerremede bir dağın üzerinde hâlinden tavrından sâlihlerden olduğu anlaşılan birini görür. Yaklaşır “bana nasihat eder misiniz?”
- Nasihat olarak ölüm kâfidir sana.
- Biraz daha?
- Kabri düşünmek gâm verir insana.
Resûlullah efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) huzûruna gelip, anlatır.
“O kardeşim Hızır’dı” buyururlar.

HER ŞEY ASLINA DÖNER
Şeyh Sa’dî Şirazi anlatır: “Eski sultanlardan biri, vezirine sorar; “Hızır aleyhisselâm diri midir?”
- Bilmem, lakin sağda solda görüldüğüne bakılırsa...
- Öyleyse davet edelim gelsin sarayımıza.
- Onu bulmak benim gibi günahkârların işi değil, belki şeyhülislâm yardımcı olur bu hususta.
Şeyhülislâm “Hızır’ın nerede olduğu bilinmez” der, “aramakla da bulunmaz. Eğer ihsan olunursa...”
Bu arada bir fakir hadiseyi duyar, ben Hızır aleyhisselâmı bulur getiririm der, yalnız kırk gün ibadet edeyim ki dualarım kabul ola.
Sultan “tamam” der, “bol yiyecek nevale yollasınlar sana!”
Hanımı sorar “bunlar da nereden geldi şimdi.”
- Ya gözümü kararttım işte, sultana Hazret-i Hızır’ı götüreceğim güya.
- İyi de sen Hızır aleyhisselâmı tanımıyorsun ki?
- Hele kırk gün yiyelim içelim, Allah kerim sonrasına.
Süre dolunca saraydan iki cins at yollanır, “alsın misafirimizi gelsin, bekliyoruz merakla!”
Adam tek gelir, huzura çıkarırlar. Yanında bir çocuk peydahlanır o sıra.
Sultan sorar. “Hani Hızır aleyhisselâm?”
- Efendim geçim sıkıntım vardı, çaresiz kaldım, bir cürm işledim, sığınıyorum
affınıza.
- Bana doğruyu söyleyebilirdin. Ümit verdin hiç yoktan. Evet vezirler söyleyin ne yapalım bu yalancıya?
Başvezir, “bu mücrim sultanımızı oyaladı; emir verin, parça parça doğrasınlar, etlerini assınlar sokak başlarına!”
Fakirin yanında duran çocuk; “Her şey aslına döner” der mırıltıyla.
Sultan ikinci vezire döner; “Sence ne yapalım?”
-Efendim bunu bir dibeğe koyalım, döve döve keşkeğe çevirelim. İbret olsun halka.
Çocuk yine  “Her şey aslına dönecek” der daha duyulan bir tonla.
Üçüncü vezir ise “Efendim ihtiyacı olmasaydı, kendisini tehlikeye atmazdı. Devletlü sultanımıza yakışan, müşfik muameledir. Bırakalım gitsin çoluk çocuğunun yanına.
Çocuk tekrar; “Her şey aslına dönecektir” der ama sesi kubbede çınlar bu defa.  
Sonra öne çıkıp “Sultanım!” der, “Başveziriniz, bir kasabın oğludur. Aklı fikri kesmekte doğramakta. İkinci veziriniz, bir aşçının oğludur, dövmekte hırpalamakta. Üçüncü veziriniz ise bir vezir oğludur. Millete munis davranır, ihsânda bulunur daima. Hızır’la buluşmaktan maksat nasîhattir. Eğer nasîhat isterseniz, Başvezirinizi mezbahaya yollayın, bırakın hayvan kessin, İkinci vezirinizi de aşçıbaşı yapın, keşkek dövsün sabahtan akşama. Üçüncü vezirini ise sadaret makamına getirin ki tebaanız rahatlaya!”
- Peki sen kimsin?
“Görmek istediğiniz” der ve kaybolur oracıkta.

ANA DUASI
 Tirmizli Muhammed bin Ali ve arkadaşları anlaşır hazırlanır. Ertesi sabah ilim öğrenmek üzere uzunca bir yola çıkacaklardır. Mekke, Medine, Kudüs, Kahire, Hama... Artık neresi olursa.
Annesi duyunca çok üzülür, “Beni bırakıp da nereye gidiyorsun” der, “zayıf ve biçâreyim, hem sahipsiz, hem hasta.”
Hâl böyle olunca arkadaşlarını uğurlar, dönüp gelir mezarlık kenarına oturur, ağlamaya başlar. O sıra nur yüzlü biri yaklaşır. “Niye ağlıyorsun, hayrola?”
“Efendim böyleyken böyle. İlm yolculuğuna çıkamadım, bu sapa yerde câhil, mahrûm kalacağım hayatım boyunca.
- Peki ben sana ders okutsam.   
- Canıma minnet, ne isterim başka?
Tam üç yıl ders okurlar, derya olmuş taşmaktadır âdeta. Artık civarda Hakim-i Tirmizî denmektedir ona.
Hocasının Hızır aleyhisselâm olduğunu neden sonra anlar.
“Bu büyük devlet, annemin rızâsı ve duâsı bereketiyle ihsân olundu” diyecektir dostlarına.

NASIL GİZLİ?
 Hızır aleyhisselâmdan feyz alan velîlerden biri de Abdülhalık Goncdüvânî hazretleridir. Baba dostudur, İsmini de o mübarek koyar. Goncdüvânlı Abdülhalık henüz beş yaşında iken Buhara âlimlerinden Hace Sadreddîn’den Kur’ân-ı kerîm tefsîrini öğrenmeye başlar. A’râf sûresi: 55. âyet-i kerîmeye gelince sorar. Efendim burada “Rabbinize tazarru ederek, gizli duâ ediniz” yazıyor. Eğer âşikâre zikr etsem, riyâdan korkulur. Şâyet kalb ile zikretsem; “Şeytan insanın damarlarında kan gibi dolaşır” buyuruluyor. Ne yapacağımı bilemiyorum, bir yol gösterin bana.
Hace Sadreddîn hazretleri, bu yaştaki bir çocuğun, böyle bir suâl sorabilmesine hayran kalır. “Evlâdım! Bu mes’ele, kalb ilimlerinin konusudur. Allahü teâlâ ihsan ederse, seni, bir üstâda kavuşturur”
Küçük molla mes’elelerini hâlledecek zâtı beklemeye başlar. Ve bir gün Hızır aleyhisselâm gelir. Nasıl zikredeceğini öğretir ona.
Bilahare onu Yûsuf-i Hemedânî hazretlerine gönderecek, tanıştıracaktır kutlu halkayla.  

 

10.05.2019 - 05:49