Ninevâ’nın kandili

Ninevâ’nın kandili

Hazreti Yûnus Ninevâ’da doğar büyür. Kavmi içinde emin dürüst biri olarak bilinir. Tevrat okurken hayvanlar bile tesirinde kalır, etrâfında toplanırlar.

Annesinin adıyla zikrolunan iki peygamber var, biri Meryem oğlu İsa. Diğeri Yûnus bin Metta (aleyhimesselâtü vesselâm)
Binlerle selâm olsun onlara.
Babası sâlih bir kişidir Hanımı hamileyken vefat eder, çocuğunu görmek nasip olmaz.
Annesi Metta hârika hâller yaşar gebeliği boyunca.
Hazreti Yûnus, Asur Devleti’nin başşehri Ninevâ’da doğar ve orada yetişir. Kavmi içinde emin dürüst biri olarak bilinir. Otuz yaşına gelince, peygamberlikle vazifelendirilir. Zaten kendisi Hazreti Yakub oğlu Bünyamin neslindendir.
Ninevâ, adını tanrıça Nin’den alan eski bir Mezopotamya şehridir. Hassuna, Akad, Asur devletleri buradan yönetilir.
O çağda Ninevâ’dan büyük bir şehir yoktur dünyada. Düşünün nüfusu 100 bin civarında.
Hazreti Yûnus’un sesi Dâvûd aleyhisselâm gibi ahenklidir. Tevrat okurken hayvanlar bile tesirinde kalır, etrâfında toplanırlar. Ancak imana çağırınca, eski dostları bile itibar etmez ona. “Tamam derler, güzel şeyler söylüyorsun da, biz köklü bir kavimiz. Bunca kâhin, edip ve sanatkârımız var. Ecdadımızın yolunda ne gibi bir kusur gördün ki yeni bir din ile çıktın ortaya?”
-Hiçbir gücü olmayan putlara tapıyorsunuz ne olsun daha?
-Yani herkes yanlış da bir sen mi doğrusun tek başına?
Mübarek tam 33 yıl çabalar, iki kişilik ümmeti olur anca.
İlim ve hikmet sahibi Rubil ile âbid ve salih Tenuh.
Kavminin batılda ısrarına üzülse de tebliğe devam eder sabırla.  
Halkın umursamazlığı haddi aşınca dağlara çıkar ibadetine devam eder yalnız başına. Cenâb-ı Hakk’tan vahy gelir: “Kullarımın arasından ayrılmakta acele ettin. Geri dön. Onları kırk gün daha çağır îmâna.”
Yûnus aleyhisselâm derhâl döner. Yine anlatır, yeni bir şevk ve iştiyakla. Ancak 37 gün boyunca kimse inanmaz. İhtar ve ikazlara aldıran olmaz. “Eğer bir kişinin hatırı için azap inecekse, müsaade et de o azap gelsin” derler alayla.
“O hâlde üç güne kadar başınıza gelecekleri bekleyin” der ve düşer yollara.
O gün, Ninevâlıların benizleri solar. Birbirlerine “İşte Yûnus’un haber verdiği alâmetler. Onun yalan söylediğini görmedik” derler “yoksa?”

EYVAH! YOKSA?
Sonra gökyüzü kararır, şehri siyah bir duman kaplar. Korku ve telâş içindedirler, feryât, figân… Analar çocuklarından ayrılır, başlarına toprak saçarlar.
Salih bir zat vardır onu bulurlar. “Eğer Yûnus aranızda ise korkmayın” der, “o buradayken felaket yaşanmaz ama gittiyse helâk oluruz toptan.”
Ararlar tararlar yok…
Peki ne yapacağız şimdi?
Tevbe edeceğiz hatalarımıza, kusurlarımıza.  
Allahü teâlâ, kalplerine nedamet hissi verir. Bir tepede buluşurlar (Tevbe Tepesi) çaldıklarını, gasp ettiklerini sahiplerine iade eder, birbirlerini sarılıp helâllik alırlar. Hattâ öyle olur ki, evinde başkasına âit bir taş olsa, söküp çıkarır duvarından. Adaklar keser, fukarayı doyururlar. Dulları sorar, yetim başı okşarlar.
 “Ey Yûnus’un Rabb’i! Pişman olduk, sana inandık. Yûnus’un peygamberliğini de kabûl ettik. Boynumuz bükük, hâlimiz perişan, ümidimizi kırmadan geldik huzuruna. Söz, Hazreti Yûnus’u bulalım, ne derse yapacağız bundan sonra.”
O gün cuma günüdür. Allahü teâlâ Rahmân ism-i şerîfi hürmetine tövbelerini kabul eder. Üzerlerinden azap kalkar. Ahali memnun mesrûr şehre döner, Yûnus aleyhisselâmı beklerler gözleri yollarda.
 “Hiçbir şehir ahalisi yoktur ki, (yeis hâlinde) îmân etmiş olsun da, bu îmânı ona fayda versin. Ancak Yûnus kavmi müstesna, îmân edince, kendilerinden dünyâ hayatındaki rüsvaylık azâbını uzaklaştırıp giderdik ve onları ecelleri gelinceye kadar (yaşatıp) faydalandırdık.” (Yûnus Sûresi: 98)  
Rahmeti, azabını aşmıştır açıkça.

YÜRÜMEYEN GEMİ
Bu arada Hazreti Yûnus sahile gelmiştir. Bir yolcu gemisine biner çıkar deryaya. Gemi bir müddet seyreder, gece olunca çakılmış gibi durur âdeta. Garip bir şekilde yalpalamaya başlar. Kaptan ve tayfalar şaşırıp kalırlar.
“Olacak iş değil. Ya bir suçlu, ya da efendisinden kaçan bir köle var aramızda!”
Mübarek “o benim” der, “aramayın boşuna. Atın beni gemiden devam edin yolunuza. “
“Olmaz kur’a çekelim” derler, Hikmet-i ilâhî, Yûnus aleyhisselâmın ismi çıkar. Mübarek büyük bir tevekkülle; “İşte o asî kul benim” buyurur “razıyım cezama!”
Sâlih bir kimse olduğu hâlinden bellidir, kur’ayı yenilerler yine isabet eder ona. Tereddütler, îtirâzlar ama üçüncü de Hazreti Yûnus’a çıkınca…
Atarlar karanlık suya.
Gemi o an hareketlenir ve uzaklaşır, Hazreti Yûnus’u ise bir balık yutar. Bu yüzden Zünnûn diye anılır.
Büyük nebi o ıslak karanlık izbede mahpus kalır. Ancak ibadetini aksatmaz, kıpırdayabildiği alanı kendine mescid yapar. “Yâ Rabbî! Emir ve hüküm senin, takdirine râzıyım. Fakat Ninevâ’ya dönmeye, kavmimi îmânlı bir şekilde görmeye ümidim var hâlâ.”
Bu arada deniz içinde Rabb’ini tesbîh ve takdis eden mahlûkatın sesini duyar. Vaktini zikrle geçirir. “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzalimîn” (Enbiyâ Sûresi: 87).

BİR AŞURE GÜNÜ
 Bu arada balık Übülle’ye oradan Dicle’ye geçmiş ve nehir boyunca yukarı yönelerek varmıştır Ninevâ civarına.
“Biz (Yûnus’un aleyhisselâm duâsına), icâbet edip onu gamdan halâs eyledik. Bunun gibi mü’minleri de halâs ederiz.” (Enbiyâ Sûresi: 88)
“Eğer (Yûnus aleyhisselâm) çok tesbîh edenlerden olmasaydı (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar (hayy veya meyyit, balık karnında) kalırdı.” (Sâffât)
 Balık onu aşure günü çıkarıp sahile bırakır. Yûnus aleyhisselâm zayıflamış, bitkin, himâyeye muhtaç kalmıştır. Cenâb-ı Hak, yanında geniş yapraklı, çabuk yükselen bir ağaç bitirir. Gölgesinde haşerat da bulunmaz. Rivâyete göre o bitkiden ağzına süt damlar.
Yûnus aleyhisselâm bir gün, kendisine gölge veren nebatın kuruduğunu görür ve üzülür. Cenâb-ı Hak vahy ile bildirir: “Bir ağaç kuruduğu için böyle acıyıp melûl olursun. Hâlbuki benim yüz binden ziyâde kulumu yalnız bıraktın. Niçin onların helâk olacaklarını düşünüp acımazsın?”
Yûnus aleyhisselâmı tekrar kavmine gönderir “tövbelerini kabûl ettiğimi müjdele onlara!”
Hazreti Yûnus, kendisini hasretle bekleyen kavmi ile kucaklaşır. Saadet içinde yaşarlar o günden sonra.

15.05.2019 - 07:25