Onun sapanından kurtulan olmaz

Onun sapanından  kurtulan olmaz

Hazreti Dâvûd’un attığı taş Câlût’u (Galiot) atından düşürür. Gider bakarlar iki kaşının arasından girmiş, ensesinden çıkmış. O efsane komutan mevta olmuş ilk dakikada.

İsrailoğulları İşmoil Aleyhisselâmdan bir hükümdar isterler. O da Tâlut’u gösterir onlara. Tâlut hanedandan değildir, fakirdir ama içinde mukaddes emanetlerin bulunduğu Tâbût’u getirince itibar kazanır kavmi nazarında. Onun melikliğini kabul eder, emri altına girerler sonunda.
Şimdi esiri oldukları Amalikalılara karşı savaşmalı, çocuklarını ve yurtlarını kurtarmalıdırlar.
Beydâvî’nin (rahmetullahi aleyh) bildirdiğine göre, müminlerden Eyşâ ve on üç oğlu Tâlût’un askeri arasındadır. Bunların en küçüğü Dâvûd (aleyhisselâm) çobanlık yapar.  
Çeviktir, sapanla attığı taşlar hedefini bulur mutlaka.
 “Vaktâ ki, Tâlût, askeriyle (Kudüs-i şerîften) ayrıldı. Dedi ki: “Şüphesiz, Allah sizi bir ırmakla imtihân edicidir. Kim ki ondan (kana kana) içerse, benden değildir. Kim ki, ondan içmezse bendendir. Eliyle bir avuç içenler müstesna”.  (Bekara Sûresi: 249)

80 BİN KİŞİ KATILIR 313 MÜMİN KALIR
Melik Tâlut’un 80 bin askeri vardır ancak içlerinden 76 bini emre uymaz, artan sühuneti bahane eder, içerler doya doya.
Neticede, dudakları kararır, yürekleri daralır. Tâkatları kalmaz, elleri ayakları tutmaz.
Su içmeyen dört bini de durmaz, çoğu firar eder, dönenlere katılırlar.
Hasılı sâdıklarla isyankârlar ayrılır, Melik Tâlut’un emrinde 313 kişi kalır anca.
Eshab-ı Bedr sayısınca.
Tâlût’un içi rahattır. Az olsun, öz olsun. Zafere inanmayanla cenge gidilmez zira.  
Tâlût askerlerine “Câlût’u öldürene kızımı vereceğim” der, “mührü de geçerli olacak memleketin her tarafında!”
İki ordu karşı karşıya gelir Amalikalılar hem kalabalık, hem talimli, donanımlıdır. Savaşı kazanmaları gerekir, manzaraya bakılırsa.
Amalika ordusunun başında Câlût (Goliat) adlı bir müstebid vardır, silahlarını maharetle kullanır. O gün levha levha zırhlara bürünmüştür, iri atının üzerinde heyula gibi durmaktadır adeta. Nitekim öne çıkıp er diler: “Benimle dövüşecek biri var mı aranızda?”
O günlerde öyle bir adet vardır her iki ordunun iyi silahşörleri çıkıp vuruşurlar, yenen tarafın maneviyatı yükselir, iyi başlar savaşa.
Bu efsane cengâver ile baş edebilmek kolay değildir. Ancak Hazreti Dâvûd belinde sapanı, sırtında zembili, elinde asâsı ile yürür ortaya.

YOLUNU MU ŞAŞIRDIN?
Câlût küçümseyen bir tavırla “Ey Hakîr! Yolunu mu şaşırdın” der, “ne işin var senin burada.”
- Er dilemedin mi? Ben de çıktım meydana!
Ellerini göğsünde çaprazlayıp güler “Benimle nasıl vuruşacaksın? Kılıcın bile yok daha!”
Hazreti Dâvûd o gün yolda dile gelen taşları alıp heybesine koymuştur. Bismillâhi İlâh-i İbrahim (İbrahimin ilahı olan Allah’ın adıyla) Bismillâhi İlâh-i İshak (İshak’ın ilahı olan Allah’ın adıyla) Bismillahi ilahi Yâkub…
Baksa ki hepsi birleşmiş tek taş olmuşlar, kurşun gibi ağırlaşmış adeta.
Calut gülmektedir hâlâ, “ne o bana taş mı atacaksın yoksa?”
Ağır hareketlerle sapanını çıkarır, taşını yerleştirir. Câlût alaylı alaylı kalkanını indirir. “Bekliyorum haydi sapanını salla!”
Dâvûd aleyhisselâm tekbir getirip, taşı savurur. Melekler, ağaçlar, kuşlar da tekbire katılırlar. O sadânın heybeti korku salar düşmana. Taş Câlût’un iki kaşının arasından girer, ensesinden çıkar. Atından düşer, gider bakarlar mevta.
Beklenmedik bir şeydir donar kalırlar. Müminler coşkuyla hücum eder, münkirler bozulup dağılırlar.
Tâlût ganîmet olarak ele geçenlerin hepsini yaktırır. Mûsâ aleyhisselâmın şeriatinde öyledir zira.
Sözünde de durur ve kızını verir Hazreti Davud’a.

PEYGAMBER HÜKÜMDAR
Tâlût 40 yıl hükümdârlık yaptıktan sonra vefât eder, Dâvûd aleyhisselâm geçer İsrâiloğullarının başına. 12 sıbtın tamamı kabûl eder, emrine uyarlar.
Cenâb-ı Hak peygamberlikle de şereflendirir. Zaten saltanatla nübüvveti birlikte taşıyan ilk odur İsrâiloğullarında.
 “Daha evvel de Nûh’u ve onun neslinden Dâvûd’u, Süleymân’ı, Eyyûb’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u (aleyhimüsselâm) hidâyete (nübüvvete) kavuşturduk. Biz, ihsân sâhiplerini işte böyle mükâfatlandırırız.”  (En’âm Sûresi: 84)
 “O’nun mülkünü de kuvvetlendirdik. Ona hikmet ve fasl-ı hitâb verdik.”  (Sâd Sûresi: 20)
Tefsîr âlimleri, hikmetten murâdın; peygamberlik, Zebur ve kâmil bir ilim olduğunu söylerler. Fasl-ı hitâbdan maksat ise, reyde isabet, kemâlât-ı belâgat, hakkı bâtıldan ayırma.
Davud, sevilen kişi, göz bebeği anlamına gelir. Soyu Hazreti İbrahim’e dayanır. Kur’ân-ı kerîmde Bakara, Nisâ, Mâide, En’âm, İsrâ, Enbiyâ ve Sâd Sûrelerinin birçok âyet-i kerîmelerinde  (16 yerde) adı geçer.
Dâvûd aleyhisselâm, kendisine gelen davalarda “şâhid arar” ve “yemin” ile hükmeder mutlaka. Adaletinden kimsenin şüphesi kalmaz.
 “Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O hâlde insanlar arasında adaletle hükmet!”  (Sad: 26)

ŞAŞMAZ ADALET
O gün biri gelir “filan şahıs öküzümü gasbetti” diye şikâyette bulunur. Dâvûd aleyhisselâm dâvâlıyı çağırtır. “Ben almadım” der, inkâr eder. Dâvâcı üsteleyemez şâhidi yoktur zira. Dâvûd aleyhisselâm delil arar, bulamaz. Gece rüyâsında, dâvâlının öldürülmesi emredilir. Üstelik üç defa tekrarlanarak. Hazreti Dâvûd, ertesi sabah dâvâlıyı huzûruna çağırıp kararı söyler. “Senin infazına!”
Adam şaşkındır “delilsiz şahitsiz insan öldürülemezsiniz. Hakkınızda ne derler sonra?”
Dâvûd aleyhisselâm “Kararım kesin” der, “Vahiy geldi zira!”
Kurtuluş ümidi kalmadığını gören da’vâlı “Ey Allah’ın peygamberi! Öküz işinde haklıyım ama yıllar evvel iddia sâhibinin babasını öldürmüştüm Allah onun için emretmiştir mutlaka.”
İtirâf üzerine unutulan cinayet çıkar ortaya.
Bu hadise halka çok tesir eder, ıssız yerde bile suç işleyemez olurlar. Hazreti Dâvûd’a bildirilebilir zira…
Adalet tesis edilince memleket gelişir, devlet güçlenir. Düşünün sınırlar Sûriye’den taşar tâ Arap Yarımadası’na. Amman, Halep, Nusaybin ve Ermenistan da bağlanır onlara.

 

17.05.2019 - 07:16