Süleymân aleyhisselâm: Adalet timsali

Süleymân aleyhisselâm: Adalet timsali

Süleymân aleyhisselâm, çocuk iken de olgundur, onun ferasetine ve isabetine şaşarlar. Babası onunla müşavere eder, reyine saygı duyar.

Hazret-i Süleymân, Davut aleyhisselâmın “yaşça” en küçük oğludur.
Şu an müminlerin büyük sıkıntı çektiği Gazze’de doğar.
Uzun boylu, nurani sîmalı, gür saçlıdır, beyaz elbise giyer daima.
Hem sadık bir ümmet, hem de hayırlı bir evlât olur babasına.
Bilirsiniz peygamberler miras bırakmaz, onlardan geriye dinâr dirhem kalmaz. Nasipliler ilmine hikmetine varis olurlar.
Süleymân aleyhisselâm, çocuk iken de olgundur, onun ferasetine ve isabetine şaşarlar. Babası onunla müşavere eder, reyine saygı duyar.
Mesela o gece başıboş bir koyun sürüsü bağa girmiş mahsule zarar vermiştir.  Bağ sahibi zararının telafisini ister haklı olarak. Hesaplarlar, koyunlar satılsa tahribatı öder anca. Davud aleyhisselam tam “sürü arazi sahibine verilsin” diyecektir ki Hazret-i Süleymân (10 yaşındadır daha) söz alır. “Acaba der, bahçe çobana verilse, imarı ıslahı ile uğraşıp eski mamur hâline getirse. Sürü de tarla sahibine bırakılsa, hayvanların sütünden yününden istifade etse. Sonra her ikisi de eski sahiplerine iade olunsa…”
Hazret-i Davud oğlunun içtihadına uyar, dediği gibi hükmeder davaya.

GETİRİN BIÇAĞI!
İki kadın çocuklarıyla yürürken kurtlar gelir bebeklerden birini kapar. Sağ kalan çocuğa ikisi de sahip çıkar. Hazret-i Davut onları tek tek dinler ve büyük kadını haklı bulur. Küçük kadın da vazgeçmiş değildir, ısrarcıdır hâlâ.
Hazret-i Süleymân müdahil olur. “Öyleyse çocuğu bıçakla ikiye ayıralım” der,  “yarısını sana verelim, yarısını ona.”
Yaşlı kadın makûl görür, genç ise “sakın ha” der, “asla!”
-O zaman çocuğu ona veriyorum.
-Verin tamam. Yeter ki canı yanmaya.
Belli ki annesi küçük kadındır, kıyamıyordur yavrusuna.
Gerçi ilk karar da düzeltilecek, Cebrail aleyhisselâm gelip, doğrusunu söyleyecektir mutlaka.

DÜNYAYA HÜKÜMRAN
Süleymân aleyhisselâm hükümdarlığı üstlendiğinde 12 yaşındadır daha. “Ya Rabbi kalbimi babam gibi haşyet ve muhabbetle doldur” diye dua eder ve bir ömür huşu içinde yaşar.
 “İsmini duyduğunuz kimselerden, yeryüzüne dört kişi malik oldu. İkisi mü’min, ikisi de kâfir idi. Mü’min olan iki kişi, Zülkarneyn ile Süleymân (aleyhimesselâm) idi. Kâfir olan ikisi de, Nemrud ile Buhtunnasar.  Beşinci olarak, yeryüzüne, benim evlâdımdan biri yâni Mehdî mâlik olacak”  (Hadis-i şerif).
Cenâb-ı Hak Süleymân aleyhisselama kimseye vermediği nimetler verir. İnsanlar, cinler, kuşlar, her türlü mahlûkat ve rüzgâr emrindedir, dilediği yere gidebilir kolayca.
 (ve Süleymân aleyhisselâm) dedi ki: Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi” (Neml sûresi: 16)
Mâlum Mûsâ aleyhisselâm zamanında sihir yaygındır. Büyücüler iddialı ve itibarlıdırlar. Asayı Musa karşısında aciz kalırlar. Hazret-i İsâ da hekimlerin yapamadığını yapar, ölüleri diriltir biiznillah.
Resûlullah efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) devrinde ise edebiyat zirvededir, şairler Kur’ân-ı kerimi dinleyince “bu insan sözü olamaz” derler açıkça.
O günlerde ise mülk ve saltanatı ile övünen mağrurlar, devasa bina yapan mimarlar vardır. Gelgelelim esamileri okunmaz Hazret-i Süleymân karşısında.
Büyük nebi, şehirler kurar, yollar açar, çeşmeler, su kanalları, köprüler, barajlar…
Kendisine ism-i âzam duası, mahlûkâtın dili ve ilimlerin sırrı öğretilmiştir. Makâmına oturduğunda kuşlar üzerine gelip kanat gerer, gölge yaparlar.

RÜZGÂR EMRİNDE
Süleymân aleyhisselâmın cinler tarafından dokunmuş bir yaygısı vardır. Kendisi ve ordusu bu yaygının üzerine oturur, rüzgâr onları emredilen yere bırakır.
Ekin biçen bir çiftçi imrenerek baktığında aşağı iner ve “bunlara aldanma” buyurur, “Allahın kabul edeceği bir tek tesbih Dâvûd hanedanına verilenlerin tamamından kıymetlidir.”  
Abiddir, zahiddir, onca dünyalık içinde kulluğunu unutmaz. Aralarına oturur, arpa ekmeği yer fukarayla yanyana.
Babası gibi elinin emeği ile geçinir, hurma yaprağından zembil örüp satar. Ülkeler ötesine gelip giden ticaret filoları vardır oysa.
O gün Azrail aleyhisselam Süleymân aleyhisselamı ziyarete gelmiştir, yanında oturana dikkatle bakar. Adam ürker: Kimdi o?
-Ölüm meleği!
-Ne olur emredin, rüzgâr alıp beni Hindistan’a götürsün.
Bir zaman sonra Azrail aleyhisselam ile tekrar buluşurlar. Sorar “sahi niye dikkatle bakmıştın o şahsa?”
-Nasıl bakmam, bir saat sonra Hindistan’da canını almam emredilmişti, o ise oturuyordu burada.

BİRLİKTEN BEREKET
Eshâb-ı kirâmdan bazıları (aleyhimürrıdvân); “Yâ Resûlallah!” derler, “Yiyoruz, fakat doymuyoruz”.
-Herhâlde, ayrı ayrı yiyorsunuz?”
-Evet öyle yapıyoruz.
-Yemeği beraber yiyiniz ki bereketli olsun. Allahü teâlâ, üzerine çok el uzanan sofrayı sever.
Süleymân aleyhisselâm emrindeki cinniler havuz büyüklüğünde taş çanaklar oyar. Yemek vakti etrafında toplanır, birlikte uzanırlar taama. Sarayda her gün yüzlerce koyun, sığır kesilir. Binlerce ekmekçi hamur tutar.
Hazret-i Süleymân’ın terbiyeli Arap atları vardır. Üç ayak üzerinde bekler, işaret alınca yaydan boşanırlar âdeta. Zaman zaman gâzâ için hazırlanan atları seyre gider, boyunlarını sıvazlayıp, yelelerini okşar. Kim bilir neler konuşur onlarla.
Süleymân aleyhisselâm ve ordusu Tâif’de Sedir vâdisine, sonra da karıncaların çok olduğu Neml vâdisine ulaşmıştır.
Ana karınca bakar ordu vadiye girecek, telaşlanır, emirler yağdırır sağa sola. Büyük nebi seslerini duyar, yuvalarına girinceye kadar, ordusunu kıpırdatmaz.
Karıncada şuur mu olur demeyin, onlar da ilim sahibidir kendi çapında. Yuvalarına götürdükleri buğday tanelerini, ikiye bölerler ki çimlenmesin. Kişnişi ise dörde ayırırlar. Çünkü kişniş iki parça olsa da filizlenebilir tekrar.

19.05.2019 - 07:02