Minik kuşun büyük keşfi Diyar-ı Sebe

Minik kuşun büyük keşfi Diyar-ı Sebe

(Hüdhüd) Ey Allah’ın Nebîsi! Ben, senin bilmediğin bir şeye vâkıf oldum. Sebe’ şehrinden sana çok doğru bir haber getirdim dedi. (Neml sûresi: 42)

Süleymân aleyhisselâm ve ordusunun gidecekleri yere rüzgâr yardımı ile intikal ettiklerini biliyorsunuz. İşte Arabistan semalarında süzülürken Medîne-i münevvere görünür. “Burası, ahir zaman peygamberi Muhammed aleyhisselâmın hicret edeceği beldedir” buyurur “Ne mutlu ona kavuşacak olanlara.”
Sonra yollarına devam eder Mükerrem Mekke’ye varırlar. Hazreti Süleyman bir süre burada konaklar. Kavminin ileri gelenlerine; “Son peygamber Mekke’den çıkacak” buyurur, “O kimsenin hakkını yemez, herkesi bir tutar. Cenâb-ı Hakk’ın emrini yerine getirmek husûsunda, kınayanın kınamasına aldırmaz. O’na yetişip de îmân edenler ne kadar bahtiyar. O, peygamberlerin (aleyhimüsselâm) seyididir! Burada olanlar olmayanlar anlatsınlar.”
Süleymân aleyhisselâm, mükerrem beldede kurbanlar kesip, taat ve ibâdette bulunduktan sonra, Yemen tarafına doğru yola çıkar.
Onlar ayrılınca Kâbe-i muazzama ağlamaya başlar. Cenâb-ı Hakk sorar; “Seni hüzünlendiren nedir?”
- Yâ Rabbî! Etrafımdakiler sana değil, putlara tapıyorlar!
- Ağlama! Vakti gelince Habîbim Muhammed Mustafa’yı göndereceğim sana. Etrâfın secdeye varan âlimlerle dolacak. Haccı farz kılacağım, müminler yuvasına dönen kuşlar gibi yanına koşacak. Devenin yavrusuna, güvercinin yumurtalarına düşkünlüğü gibi hasret duyacaklar.

HÜDHÜD SEBE’ SEMALARINDA
Güzel bir arazi görür namaz için dururlar, aşçılar da bir şeyler hazırlayacaktır bu arada.
Kafile inişle meşgûlken, hüdhüd daha da yükseklere çıkar, gözleri yanıltmıyorsa bakımlı bahçeler vardır oralarda. Merak işte gider bakar ve başka bir hüdhüd ile karşılaşır orada.
Arkadaşı ona Yemen melikesi Belkıs’tan söz açar. Gücünü, zenginliğini, zarafetini anlatır tafsilatıyla.
Hakikaten tümen tümen orduları vardır, talim yapmaktadırlar o sıra.
İbn-i Abbâs’ın bildirdiğine göre, hüdhüd su bulmakta mahirdir, cinler onun gagaladığı yeri kazar, kaynağa ulaşırlar.
Ancak yerin kulaç kulaç altındaki suyu bulan kuşçağız, çocukların kurduğu basit tuzakların bile farkına varamaz. Gider düğümlü ipe basar.
Neyse… Kafilenin indiği yer, yeşil görünse de sudan yana sıkıntılıdır. Süleymân aleyhisselâm hüdhüdü sorar. Akbaba, kerkenez “bilmiyoruz” der, kafa sallarlar.
Süleymân aleyhisselâm, “bana ne oluyor ki, hüdhüdü göremiyorum” der. “Hüdhüde ne oluyor ki, görmüyorum” demek başkadır oysa, mübarek suçlamayı hep kendi üstüne alır, şefkatli davranır tebaasına.
Kuşların efendisi Ukab’a “Havalan” buyurur, “git onu bul, getir bana!”
Ukâb hemen yükselir, gözleri keskindir. Baksa ki Hüdhüd, Yemen taraflarından kanat çırpmakta.
- Neredesin? Süleymân aleyhisselâm seni soruyor.

MÜHİM İSTİHBARAT
Hüdhüd usul erkân bilen bir kuştur, huzura alınınca mevzuya girer kibarca.
“Ey Allah’ın Nebîsi! Ben, senin bilmediğin bir şeye vâkıf oldum. Sebe’ şehrinden sana çok doğru bir haber getirdim dedi.  (Neml sûresi: 42)
 Ve başlar anlatmaya.
Hazreti Süleymân ne o ma’mur ülke ile ilgilenir ne de Belkıs’la. Ne zaman ki bu kavmin güneşe taptığını duyar. Büyük bir yük çöker omzuna.
Sebe’, Yemen şehirlerinden biri olup, Himyerîlerin merkezidir. Gümrah yeşillik yüzünden zemine güneş düşmez adeta. Vadilerin iki yanında kasırlar sıralanır, bağları bahçeleri vardır iki yanlarında.
Kadınlar ağaç altına oturup iplik eğirirken başlarının üzerinde tabla taşırlar, beş on büküm gidemeden tabla olgunlaşıp düşen meyvelerle dolar.
Burada sinek, sivrisinek, pire, akrep, yılan çiyan bulunmaz. Havası sağlamdır, sakinleri sıhhatli yaşar.
Evet Sebe’ toprağı bereketlidir ama suyu mevsimliktir. Ya çok yağar, ya da hiç yağmaz. Onlar da vadileri setlerle kapatır (Merib Barajı) gölette toplanan suyu bahçede bostanda kullanırlar. Bu işte hayli mahirdirler mühendislik değeri olan kanallar yapar, suyu ustalıkla akıtırlar arklara.  
Ancak nimetleri kendilerinden bilir, yaratan yaşatan Allah’a asi olurlar. Gönderilen peygamberleri alaya alır “Rabb’inize söyleyin, eğer gücü yetiyorsa,bize yiyecek vermesin” deme cüretinde bulunurlar.

ZARİFE’NİN ENDİŞESİ
Ezd kabilesinin meliklerinden Amr bin Âmir (Muzaykıyâ), Zarîfe adlı bir zeki bir kızla evlenmiştir. Birileri baraj üzerinde dolanan faremsi hayvanlardan söz açtığında Zarife “Felaket yakın” der, “Sat malını mülkünü gidelim buralardan.”
Melik hanımını dinleyip başka bir beldeyi mekân tutsa da aklı Sebe’dedir hâlâ. Ancak çok geçmeden barajın patladığı haberi gelir, ortalık perişan.
Hâlbuki o bend için iki dağın arasına devasa kayalar yuvarlanmıştır. Kille kireçle sıkıştırılmış, ziftle sıvanmıştır itinayla.
O çok güvendikleri baraj (Sedd-i Arim) birkaç köstebek tarafından delinir, “Seylü’l-arim” (Arim seli) ile malları mülkleri helak olur bir anda. Sebe’ halkı dağılır, Gassâniler Şam’a, Ezd kabîlesi Amman’a, Huzâalılar Tihâme’ye, Evs ve Hazrec Yesrib’e gider. Huzeyme ise Irak’a...

RAHATSIZLIKLARI RAHATLIKTAN
Bu bentler tekrar yenilenecek, yeni yeni beldeler kurulacaktır daha sonra. Nitekim Melike Belkıs’ın hüküm sürdüğü yıllarda da ortalığı gümrah bir yeşil sarar, köyler kasabalar birbirine yaklaşırlar. Sabah yola çıkan kuşluk vakti mola verebilir rahatlıkla, öğlen bir mola daha, ikindi bir daha. Evler bahçeler arasında irtibat kesilmez, kervanlar yanlarına azık ve su almazlar, yol boylarında her şey vardır nasıl olsa.
Şam yolunda 4.700 kasaba bulunur ki, biri bitmeden öbürü başlar.
Lâkin Sebe halkı bolluk içinde yaşamaktan bıkar, rahatlıktan rahatsız olurlar.
Arada ıssız çöller, sarp vadiler, şakiler, haramiler olsun ki ticaret zorlaşa. Meşakkat paraya dönebilsin fazlasıyla.
Açıkça macera isterler, huzur batar onlara.
“Onlar ise; Ey Rabb’imiz! Seferlerimizin arasını uzaklaştır dediler, (bu şımarıklıkları sebebiyle) nefislerine zulmettiler.”  (Sebe’ Sûresi: 19)

20.05.2019 - 06:24