Sebe’de yanan kandil

Sebe’de yanan kandil

“Bu mektubu (Belkıs ve kavmine) götür. Onu onlara bırak. Sonra bir yere çekil, ne şekilde cevap verecekler bak” dedi. (Neml sûresi: 29)

Hüdhüd, Melike Belkıs ve ülkesi hakkında haberler getirdiğinde, Süleymân aleyhisselâm civardadır, Sebe’ uzak sayılmaz. 
Hemen bir mektup yazar. Allahü tealanın adıyla mühürleyip Hüdhüd’e uzatır. “Al bunu Belkıs’a ulaştır. Hemen ayrılma, bak bakalım nasıl karşılayacak?”
Melike Belkıs, her cuma kavminin istek ve şikâyetlerini dinlemek için dışarı çıkar. Altın tahtı, dört yüksek sütun üzerine kurulur. O halkı görür ama vatandaş kafasını kaldırıp bakamaz ona. Sonra sarayına çekilir, artık bir sonraki cumaya... 
Hüdhüd, Süleymân aleyhisselâmın mektubunu getirdiğinde görüşme bitmiş, kapılar kapanmıştır. Etrafta devriyeler dolanır, kuş uçurtmazlar. Bakar sarayın pencerelerinden biri açık, içeri süzülür. Koridorlardan, salonlardan geçerek has odayı bulur sonunda. Onun da camı açık mıdır acaba? Evet, umduğu gibi çıkar. Burası muazzam bir mekândır, tavan yüksekliği 20 metreyi aşar. Belkıs muhteşem tahtına uzanmış uyumaktadır o sıra. Mektubu yanına bırakır, bir pencere kenarına tüneyip perde arkasına saklanır, denildiği gibi beklemeye başlar. Ancak tezcanlıdır rahat duramaz, gider gagası ile dokunur, mışıl mışıl uyuyan Melike’yi uyandırır. 
Belkıs, elinin tersiyle gözlerini ovuşturarak kalkar, ne olup bittiğini anlamaya çalışır. Sonra tahtın üstündeki mektubu görür. Tuhaf! Kapılar kapalıdır oysa. 
Sorar: “İçeri giren oldu mu?” 
- Hayır efendim asla!
RAHMAN VE RAHİM OLAN
Mektup; “Bismillâhirrahmânirrahîm” diye başlamaktadır.
Okur ve tutulur. Tesirinde kaldığı bellidir açıkça. 
Hüdhüd’e bu kadarı yeter, geri döner. Melike ise kavminin ileri gelenlerini çağırtır ivedi kaydıyla. 
“Arkadaşlar” der, “bana bugün Süleymân imzası taşıyan şerefli bir mektup bırakıldı. Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlıyor. Üslubunda davet ve zarafet var.” 
Bâzı âlimlere göre Belkıs, sırf Süleymân aleyhisselâmın mektubuna hürmette bulunduğu için şereflenmiştir îmânla.  Nitekim Firavun’un sihirbazları da “Yâ Mûsâ! Asânı sen mi önce atarsın, yoksa biz mi” dedikleri için nimete kavuşurlar.  Edebi gözettikleri için kurtulurlar o girdaptan. 
Belkıs’ın komutanları sadıktır. “Sen yeter ki emret” derler, “sulhsa sulh, savaşsa savaş! Biz her hâlükârda uyarız sana!”
Belkıs mektuba değerli hediyelerle karşılık vermeyi düşünür. Ancak giden elçiler Süleymân aleyhisselâmın ihtişamını görünce, getirdiklerinin ehemmiyetsiz şeyler olduğunu anlar, utanırlar. 
Hazreti Süleyman elçileri ağırladıktan sonra “dönebilirsiniz” buyurur. İstediği sadece Allah’ın varlığını birliğine inanmalarıdır o kadar. Malda mülkte gözü yoktur asla. 
Ancak heyet, isterse kendilerini Sebe’den kolayca sökebileceğini anlar. Takışırlarsa kesin kaybederler, dünyada da ahirette de hor ve hakir olurlar. 
SIRA BELKIS’TA
 Elçiler gider gördüklerini anlatırlar. Belkıs, Süleymân aleyhisselâmın bir nebi olduğunu anlar. Besmelede adı geçen Allah’ı tanımak için büyük bir iştiyak duyar. Tahtını güç girilen bir yere koydurup kilitler, etrafına muhafızlar koyar. Ve Kudüs’e müteveccihen yola çıkar. 
Kuşlar, cinler haberi ulaştırırlar. Süleymân aleyhisselâm sorar “aranızdan Belkıs’ın tahtını getirebilecek olan var mı?”
Cinlerden biri “Efendim siz makâmınızdan kalkmadan (öğleye kadar makâmında oturur) ben onu getiririm İnşallah. 
Bu cin çok hızlıdır, ayağını, gözünün gördüğü yere basar. 
Süleymân aleyhisselâm tekrar sorar; “Daha çabuk getirecek yok mu acaba?” 
Başveziri ve teyzesinin oğlu Âsaf bin Berhıyâ, getiriverir kaşla göz arasında. 
Âsaf duâsı müstecab bir mümindir, İsm-i âzamı bilir, hulus-u kalp ile yalvarmıştır Allahü tealaya. 
BİLLUR AVLULU KASR
 Kudüs Yemen arası iki aylık yoldur. Hazreti Süleyman, Melike Belkıs gelinceye kadar bir köşk yaptırır ki avlusu billurdandır (camdan) altı havuzdur, balıklar oynaşırlar. 
Ve Belkıs gelir, tahtını görünce “aaa tahtım” diye heyecanlanmaz, “sanki o mu ne” der kibarca. Bu olgun tavır çok yakışır ona. 
Avluya gelince eteğinin paçalarını kaldırır, bastığı yerin su değil billur olduğunu anlayınca çok şaşar, hayran olur mimarına. 
Süleymân aleyhisselâm “bu mülk ve bütün mülkler Allahü tealadandır” der,  “O’ndan başka ibâdete lâyık bir mâbud yoktur asla!” 
Belkıs zaten Hakkı hakikati duymak için gelmiştir, hemen iman eder oracıkta.  
“Ey Rabbim! (Güneşe ibâdet etmekle) nefsime zulmetmişim. (Şimdi) Süleymân’ın (aleyhisselâm) maiyetinde âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum dedi.” (Neml sûresi: 44)
 Rivâyete göre, Süleymân aleyhisselâm Belkıs’la evlenir ve bir oğulları olur, adını da…
Evet “Dâvûd” koyarlar. 
BASTON GÜVE
Süleymân aleyhisselâm Beytü’l-mukaddes’e girince uzun uzun ibadetle meşgul olur. Bazen aylar sürer hatta. Vefâtına yakın yine girer. O sabah bir Harnup (keçiboynuzu) fidanı görür balkonda. Sorar “Sen niçin bittin burada?” 
- Mescidini harap etmek için! 
Büyük nebi düşünceye dalar: “Ben hayatta iken Allahü teala bu mescidi harap ettirmez. Demek ki vefâtım yaklaşıyor!..”  
O günlerde cinler geleceğe dair asılsız haberler vermekte, insanları aldatmaktadırlar. Hazreti Süleyman Allahü tealaya yalvarır: “Ya Rabbi! Vefatımı cinlerden gizle ki gaybı bilmedikleri anlaşıla.” 
Bir gün asâsına dayanmış vaziyette ibadet ederken rûhu kabzolunur. Beytü’l-mukaddes’in ön ve arka yüzlerinde delikler vardır. Cinler, oradan bakar, Süleymân aleyhisselâmı yaşıyor sanırlar. 
İşlerine devam eder, bir tarafa ayrılmazlar. 
Taa ki bir ağaç kurdu değneği yiyip zayıflatıncaya kadar. Asa kırılınca mübarek bedeni yere düşer. Yıllar sonra emr-i Hakk’tan haberdar olurlar.
Cinler bırakın gelecekten haber vermeyi, olanı bile anlayamamıştır, artık kimse inanmaz onlara. 
Süleymân aleyhisselâmı büyücülerin ellerindeki sihir kitaplarını toplatmış, bir sandığa doldurtup gömdür-müştür. 
Vefat edince şeytan insan sûretinde görünüp; “Size bir hazîne göstereyim mi” deyip kürsî altını kazdırtır. Adı geçen kitapları çıkartır. 
Dönekler Süleyman aleyhisselam için “aaa bak o da büyücüymüş” deme cüretinde bulunurlar.  
Eh adam nasipsiz olunca…

21.05.2019 - 07:35