Sandıktaki sır...

Sandıktaki sır...

Hebhab bir Yahudi’nin oğludur... Babası tahrif edilmiş Tevrat’ı eline sıkıştırır her vesileyle “Oku” der.

Hebhab bir Yahudi’nin oğludur... Babası tahrif edilmiş Tevrat’ı eline sıkıştırır her vesileyle “Oku” der.
Ancak delikanlının bir husus dikkatini çeker... Babası Tevrat’tan bazı sayfaları yırtmıştır... Ve öğrenir ki mahzendeki bir sandıktadır onlar... 
Bir gün fırsatını bulur... Babası evde yoktur... Hebhab mahzene iner ve bin bir zahmetle zincirleri kırarak tılsımlı sandığı açar... Kalbinin atışlarını kulaklarında duymaktadır... Nüshaları eline alır ve okumaya başlar Hebhab...
Okudukları karşısında buz tutar… “Allah’ın (celle celalühü) Arap ırkından göndereceği son bir peygamber daha vardır. Adı Ahmed’dir… Güneyden çıkacaktır…”
Zangır zangır titremeye başlar Hebhab… Bir anda tutuşur kalbi… Dilinden iradesi dışında hep aynı kelime dökülmeye başlar o andan itibaren: 
-Ya Habibi... Ya Habibi... (Ey sevgilim… Ey Sevgilim...)
Babası döndüğünde sürekli sevgilim diyen, sevgilisini arayan oğlunu ve açılan sandığı görünce beyninden vurulmuşa döner… 
“Baba bana son bir peygamberin geleceğini niye söylemedin” sorusuna aldırmaz bile… Kıskançlık damarlarıyla O’na göre dinden çıkan ve Müslüman olan oğluna en kötü işkenceleri reva görür… Sahrada direklere zincirletir. Gece gündüz bağlı hâlde “Ya Habibi… Ya Habibi” der o zor şartlarda Hebhab… Öyle âşık olmuş, öyle yanmıştır ki aldırmaz aslında zincirlere, üzerine yağan yağmurlara…
Bir gece bir anda zincirleri kâğıt helva gibi çatır çatır dağılır… Yürümeye başlar… Allahü teala Cebrail aleyhisselâmı gönderir… Hebhab yürümektedir ama nereye bilmez… Cebrail aleyhisselâm yolu üzerindeki dağları önünden çeker… Yönünü Medine’ye çevirir…
Hebhab şehrin kenar bir semtine çöker kalır sabahleyin… Ebu Hüreyre ‘radıyallahü anh’ bulur O’nu… Yüzüne su serper… “Evlat kimsin” sen, der ama cevap şu olur: Ya Habibi… (Ey Sevgilim neredesin, neredesin…)
Öyle söyler ki Hebhab bu sözleri; ölümle hayat arasında… Dayanamaz büyük sahabi, hayran kalır aşkına… Tutamaz kendini sicim gibi gözyaşı döker ve en güzelini yapar… “Gel ey mübarek genç… Seni sevgiline götüreyim.”
Ve kavuşur sevgili sevgiliye…

Ömer Çetin Engin (İlahiyatçı Yazar)

21.05.2019 - 07:36