Lokman Hakîm'den ilaç gibi nasihatler

Lokman Hakîm'den ilaç gibi nasihatler

Az uyur, az konuşur, güldüğü görülmez asla. Suskunluğuma hiç pişman olmadım diyecektir ama ya konuştuklarıma…

Dinlediğimiz Lokman Hekimli efsaneler Adana Ceyhan’da geçer. Daha ziyade Misis Köprüsü civarında.
Yok ölümsüzlük iksirini bulmuş da, rüzgâr çıkmış da, kâğıt uçmuş da, nehre düşmüş de…
Lokman Hâkim’in Davut aleyhisselâm devrinde yaşadığına bakarsanız Ceyhan Çayı üzerinde öyle bir köprü yoktur daha.
Zikrolunan köprü Roma İmparatoru II. Flavius tarafından yaptırılır, Justinianus tarafından onartılır. Yani Ayasofya’nın bina edildiği yıllarda.
Üstelik “Lokman Hekim” ismi lûgat-ı fasih değil galat-ı meşhurdur (yayılan yanlış). Asıl ismi Lokman Hakîm’dir (hikmet sahibi Lokman)  
Mesleği hakkında da değişik rivayetler var. Marangoz ya da terzi olduğu söylenir ulema arasında.
Büyük ilim sahibidir, tababeti de biliyordur mutlaka.
Aslen Ummanlıdır, Lokman bin Sâran, bin Mürîd, bin Savun…
Eyyûb aleyhisselâmla teyze çocuğu olduğu da geçer kitaplarda.
Kudüs civarında mukimdir. Davut aleyhisselâmdan ilim hikmet öğrendiği vakıa.
Teni kavrukçadır. Rengine söz eden birine “nakışı mı tenkid ediyorsun” diye sorar “nakkaşı mı yoksa?”  
Aman Allah!

GÖZÜNÜ YUM, DİLİNİ TUT
Sizin gibi olmak istiyorum diyenlere “Gözünü yum, dilini tut, ihtirastan kaç, kıyamı uzat, sesini alçalt, malayaniyi bırak, sözünde dur, komşunu koru, konuğunu ağırla” der kısaca.
Az uyur, az konuşur, güldüğü görülmez asla.
Suskunluğuma hiç pişman olmadım diyecektir ama ya konuştuklarıma…
Hazret-i Lokman’ın birbirinden ibretli sözleri vardır. Ey oğlum diye başlar.
Ey oğlum! Dostun iyisi kızgınken sana adâletle davranandır.
Ey oğlum! Ölümden şüphe ediyorsan uyuma! Dirilmekten şüphe ediyorsan uyanma!
Kanaatkâr olursan, senden zengini yok cihânda.
Haset eden ıstıraptan kurtulamaz asla.
Sende olmayan faziletlerle methedenlere kanma, yanılıp da mağrur olma.
Az mal; güzel idâre ile çok olur. Çok mal; kötü idâre ile (israf) yok olur.
Allahü teâlâ Râfî (yükselten) ve Hâfıd’dır (alçaltan). Hakîri azîz, fakiri zengin yapar bir anda.
Oğlum! Tövbeyi yarına bırakma. Çünkü ecel, ansızın gelip yakalar.
Dünyanın sevinç ve neşelerini tattım, ilimden lezzetlisini bulamadım.
Ey oğlum! Horoz senden akıllı mı? Bak o her sabah, zikir ve tesbîh ediyor.
Altın, ateşle tecrübe edilir; kul da musibet ve belâlarla.
Mide dolunca; tefekkür uyur, hikmet dilsiz olur, azalar tembelleşir, ibadet gayreti kalmaz.

MALA TOK, HİKMETE AÇ OL
Bir gün Dâvûd aleyhisselâm demirden yelek örerken, Lokman Hakîm yanına girer.  İçinden ‘bunu ne yapacaksınız’ diye sormak gelir ama faydasız sözden sakınır, susar. Davud aleyhisselâm yeleği bitirip giyer: “İşte” der, “buna savaş elbisesi derler.”
Ey oğlum! Rabbigfir-lî (Yâ Rabbî beni affet) duâsını çok oku. Zirâ öyle bir an vardır ki, Allahü teâlâ dileğini geri çevirmez”.
Namazda gönlünü, halk arasında dilini, sofrada boğazını, yabancı evde gözünü koru.
İki şeyi aklından çıkarma: Allahü teâlânın varlığı birliği ve ölümün seni beklediği.
İki şeyi de aklına getirme: Birine yaptığın iyilikler ve sana yapılan kötülükler.
Âlimlerle otur, dizi dibinden ayrılma. Allahü teâlâ yeri göğün yağmuru ile diriltir, kalpleri hikmet ehlinin sözleriyle.
Büyüklerle konuşurken sözü uzatma! Akrabayla alakanı kesme! İttifâk olunmuş şeye muhalefet etme! Kimseye üstünlük taslama!

TERBİYEYİ KİMDEN...
Lokman Hakîm’e sorarlar: “Terbiyeyi kimden öğrendin?”
- Terbiyesizlerden!
- Hikmeti kimden öğrendin?
- Âmâlardan. Onlar basacakları yeri seçmeden, ayaklarını koymazlar.
Ey oğlum! Üç şey, üç şey ile bilinir: Hilm gadab anında, şecâat harb meydanında, kardeşlik ise ihtiyaç hasıl olduğunda.
Lokman Hakîm’in yüzük taşında; “Gördüğünü saklaman, şüphelendiğini açıklamandan güzeldir” yazar.
Mübarek Remle civarında vefat eder ve oraya defnedilir.

KÖLE DİYE SATILINCA
Günlerden birinde eşkıya tarafından yolu kesilir, onu yabancı bir şehre götürüp, köle diye satarlar. Kerpiç yap derler yapar, taş taşı derler taşır. Efendisi bakar ne şikâyet var, ne yakınma.
Bir gün mesireye çıkar, mangal kurarlar. Sözde sahibi “koyunun en iyi yerini pişir getir” der “dil ile yürek” götürür ona.
Biraz sonra “en fena yerini pişir getir” der yine “dil ile yürek” koyar tabağına.
Mesajı alacak kadar zekidir, sıradan bir köle olmadığı kesindir de kimdir acaba?
Derken Lokman Hâkim’i tanıyanlar gelir o diyara. Bir izzet, bir itibar “aman efendim siz buralar…” Satın alan da üzülür, helâllik ister, hürriyetini bağışlar.

EN HAYIRLI, EN ŞERLİ
Oğlu sorar “Bir insan için en hayırlı haslet nedir?”
- Dindir
- İki olsa
 -Din ve mal.
Her soruşunda ekler: Din, mal, hayâ, güzel ahlâk ve sehâvet (cömertlik)
- Peki altı olsa?
- Ey oğlum! Bir insanda bu beş haslet toplanırsa, o zaten müttekîdir, altıncı olsa da olur, olmasa da…
Yine oğlu sorar: En kötü haslet?
- Küfür!
- Yâ en kötü iki haslet?
- Küfür ve kibir!
Tek tek sordukça ekler: Küfür, kibir, şükür
azlığı, cimrilik ve kötü ahlâk!
- Altı olsa.
- Bu beş haslet kimde toplansa şakîdir. Artık altıncı olmasa da uzaktır Allahü tealaya.

 

 

 

24.05.2019 - 06:44