Babil musallat olunca

Babil musallat olunca

Hükümdar Nabupolassar güçlü bir ordu ile gelip şehri kuşatmıştır. Kudüslülerin dayanacak güçleri yoktur ama...

Mûsâ aleyhisselâmdan sonra ne zaman İsrailoğullarının başına bir hükümdar gelse, bir de peygamber gönderilir onlara.
Hazreti Şâ’yâ bin Emsiya dahi Melik Sudîka devrinde insanları davet eder Hakk’a.
Melik Sudîka Hazreti Süleymân neslinden sâlih bir mümindir. Ama halk ne yazık ki onun kadar itaatkâr olmaz, Hazreti Şa’yâ’nın nasihatlerini ciddiye almaz.
Tehlikeli bir noktaya doğru gitmektedirler, Allahü tealanın gadabına uğramak da vardır işin sonunda.
Nitekim beklenen olur, Bâbil Hükümdarı Senharib (Nabupolassar) güçlü bir ordu ile gelir, dayanır Kudüs kapılarına. Melik Sudîka o sıralar ayağından yaralıdır, çaresiz kalır kuşatma karşısında.
Hazreti Şa’ya’ya sorar: “Allahü teala hakkımızda ne buyuruyor acaba?”
Henüz bir şey bilmiyordur, lakin vahiy inince haberi ulaştırır hükümdara. “Allahü teala ecelinin geldiğini bildirdi. Yerine hanedandan bir halîfe tâyin et ve ahirete hazırlan!” 

HALİS DUA
Melik takdire razı olur. Hulûs-ü kalp ile durur namaza. Kim bilir belki de bu son secdeleridir! Açar ellerini yakarır, dua, dua, dua…
Şa’yâ aleyhisselâma tekrar vahy gelir, melikin ömrünün uzatıldığı ve düşmanlarına karşı korunacağı bildirilir bu defa.
Sudîka yine ellerini açar, şükreder ağlaya ağlaya…
Hazreti Şa’yâ melikin ayağı için bir ilaç hazırlar, biiznillah iyileşip ayağa kalkar. Ertesi sabah ceset yığınları görürler sur dışında. Koca Babil ordusu vebadan erimiş tükenmiştir. Kral Nabupolassar beş adamıyla birlikte yakalanır ki oğlu Buhtunnasar (Nabukadnezar) da vardır aralarında.
Melik Sudîka bunları bağlatıp teşhir eder halka. Bâbil kralı: “Öldürülmek daha iyiydi” der, “böyle dolaştırılmaktansa.”
Şa’yâ aleyhisselâm mâni olur, “Onu memleketine gönder gitsin” buyurur.
Sudîka baş üstüne der emre uyar. Altlarına binek verir, yanlarına muhafız katar.
Hadiseden yedi sene sonra Nabupolassar ölür, oğlu Buhtunnasar oturur tahta.
Bu arada Melik Sudîka da vefât etmiş İsrâiloğulları arasında taht kavgaları başlamıştır. Çaresiz oldukları günleri çabuk unutur, birbirleriyle uğraşırlar. Şa’yâ aleyhisselâm nasihatte bulunur ama kimin umurunda? İşimize karışma der, öldürme kastıyla Allah’ın peygamberine saldırırlar. Hazreti Şa’yâ yanlarından uzaklaşır, o sıra bir ağaç yarılıp açılır, onu sarar saklar kovuğunda. Ancak eteğinin ucu dışarıda kalınca…
Azgınlar ağacı bıçkıyla keser Hazreti Şa’yâ’yı şehit ederler oracıkta.
O, Yahudilerin canına kıydığı tek peygamber değildir.
Hazreti Zekeriyya ve Hazreti Yahya’yı da anlatacağız sırasıyla…

Hazreti ERMİYA
Cenâb-ı Hakk bu defa Harun bin İmran neslinden Ermiyâ bin Hılkıya’yı (Aleyhiselâm) yollar İsrailoğullarına. Hükümdar da değişmiş Nâşiye bin Emvâs oturmuştur tahta.
İlim azalmış, bidatler çoğalmıştır. Halk ne helale aldırır, ne harama.
Zor zamanlarda gelen imdadı ilahiyyeyi unutur, asi olurlar Hakk Tealaya.  
Yeni bir azap yoldadır, Hazreti İrmiya çok ağlar çok yalvarır. “Ya Rabbi kimi mûsâllat edeceksin onlara?”
 -Ateşe tapanları, azabımdan korkmayanları, sevabımı ummayanları!
Ermiya aleyhisselâm kavmine yapmayın etmeyin diye yalvarır,  Allah’ın gazabına uğrarsınız yoksa. Buhtunnasar üzerinize gelirse çocuklarınızı alır, mabetlerinizi yıkar, kitaplarınızı yakar.
İsrailoğulları “yine başladı” der, kulaklarını tıkarlar.
Tekrarında hırpalar, kapatırlar zindana.
Düşünün bir nebi, küflü parmaklıklar arkasında.
Başlarında bir felaket dolanıyordur ama…
Neticede Babil Hükümdarı Buhtunnasar 600 bin kişilik bir ordu ile gelip Kudüs’ü kuşatır (MÖ 586). Muhasaraya dayanamaz, anahtarı sunarlar. İstilacılar çekirge sürüsü gibi şehre doluşurlar. Erkekleri kırar, kadınları ve çocukları köle yaparlar. Mücevherle bezeli Beytülmakdisi yağmalar, taşlarını söker, kaldırırlar ortadan. Askerler kalkanlarıyla toprak taşıyıp doldurur, izini bile bırakmazlar. Şehir alev alevdir yanmaktadır, ellerinde Tevrât nüshası da kalmaz.
Buhtunnasar yüz bin çocuk seçer alır, komutanlarına dağıtır ki bir kısmı nebiler soyundandır. Hazreti Ermiyâ’nın yaşananları kavmine önceden haber verdiğini duyunca çok şaşar. Zindandan çıkartıp sorar “Benim buraya geleceğimi nereden biliyordun?”
- Rabb’im bildirdi.
Bakar emin, asil, zarif bir insan. Serbest bırakılmasını emreder adamlarına. Hatta “istersen benimle gelebilirsin” der, “dilersen burada kal, emân vereyim sana!”
- Ben Rabb’imin emânındayım zaten. Eğer kavmim de tâbi olsaydı, düşmezlerdi bu duruma.

SÖZ DİNLESELER...
Babilliler Kudüs’ten hesapsız servet kaldırır, dönerler yurtlarına. Hazreti Ermiyâ yapa yalnız kalır harap sokaklarda. Derken sağda solda saklananlar çıkar, birer ikişer toplanırlar.
Bazıları Medine’ye gider, bazıları Vadilkura’ya taşınırlar.
Bir kısmı da yeni bir hayat için Mısır’a yerleşme kararı alırlar.
Ermiyâ aleyhisselâm da onlarla birlikte düşer yola. Kavmini her fırsatta tövbeye çağırır, bırakın bu isyanı, kul olun Allah’a. Yoksa Buhtunnasar yine yapışır yakanıza!
İsrailoğulları yaşadıkları felaketlerden ibret almaz, “Yok canım” derler, “Mısır’a da gelecek hali yok ya! Hadi diyelim geldi, savaş mı açacak koskoca firavuna?”  
O sıra Nil kenarındadırlar. Hazreti Ermiyâ dört yassı taşı toprağa gömer ve “bakın” buyurur, “Buhtunnasar bu şehre gelir, tahtını da işte tam buraya kurar!”

KORKTUKLARI BAŞINA
Çok geçmez. Buhtunnasar, Firavun A’rec’ten İsrâiloğullarını teslim etmesini ister, tehdit kokan bir üslupla.
Firavun “Bunlar köle değil” diye mektup yollar, “kaldı ki himâyeme girmişler, vermek yakışmaz bana.”
İhtimal böyle basit bir meselenin büyütüleceğini sanmaz ama Babil ordusu bir anda görünüverir ufukta. Firavun hiç de beklemediği bir mağlubiyet tadar.
Buhtunnasar’ın derdi İsrâiloğullarıyladır, onları tek tek toplar.
Bu esnada Hazreti Ermiyâ’yı görüp sorar: “Ben sana Kudüs’te emân vermemiş miydim? Niçin katıldın düşmanlarıma?”
Peygamberlerin vazifesi kavimlerini hakikate çağırmaktır, dinleseler de dinlemeseler de tebliğde bulunmalıyım onlara.
İsrailoğulları “Evet bizi ikaz etti” derler, “hattâ, Buhtunnasar buraya gelir dedi ve delil olarak dört taş gömdü toprağa.”
- Nerede o taşlar?
- Şu anda tahtınızı kurdurduğunuz noktada.
Kazdırır tahtın ayaklarına gelen yerde dört taş. Büyük bir hürmetle “Serbestsiniz” der “Size dokunamam asla!”

25.05.2019 - 06:30