Bir asır sonra uyanınca

Bir asır sonra uyanınca

İstiladan sonra ortalıkta Tevrat kalmamıştır. Hazreti Üzeyr 100 senelik ölüm uykusunun ardından uyanır ve Tevrat’ı ezberinden okur, yeni bir meşale yakar.

Hârûn aleyhisselâm neslinden Şureyhâ ilim ehli bir zattır. Oğlu Üzeyir’in de öyle olmasını arzular.
Küçük yaşında hafızlığa başlayan Hazreti Üzeyr, Tevrât’ı ezberler kısa zamanda.  
Anlatmıştık, Buhtunnasar kalabalık bir orduyla Şam, Ürdün ve İlya’yı basar.  Çok kan döker ki öldürülenler arasında Üzeyr aleyhisselâmın babası ve dedesi de vardır. İkisi de Tevrat okutmaktadırlar.
İstilacılar, arasında Hazreti Üzeyr’in de bulunduğu 70 bin çocuğu Babil’e götürürler. O arkadaşlarını teselli eder, kuvvet verir onlara.
Hafız olmanın güzelliği işte, daraldıkça Allah’ın kelâmını okur, ferahlar.
Yıllarca esir yaşadıktan sonra, baskılar azalır. Nitekim bir fırsatını bulur, Babil’den uzaklaşır.
Tekrar Kudüs’e vardığında 50 yaşındadır, sayısız hatırası olan şehir metruk ve perişandır. Yolları ot bürümüş,  binalar dökülmüş viran.
Karnı acıkmıştır bir miktar incir, üzüm toplar, hatta üzümün suyunu sıkıp şıra yapar.  
Bir ağaç altına oturup etrafı seyreder, çökmüş tavanlara, yıkılmış duvarlara, kuruyan kuyulara, çürümüş tenlere, iskelet yığınlarına bakar. Şüphesiz bu âlem de sona erecektir.  Gömülecek, diriltilecek, getirileceklerdir mahşer meydanına.

MÜMKÜN MÜ ACABA?
Kendi kendine tefekküre dalar; “Hak teala bu şehri bir daha nasıl ihya eder acaba? Bir daha yürüyenler olacak mıdır şu sokaklarda?”
Oturduğu yerde uyuya kalır, hissettirilmeden canı alınır ve 70 yıl geçer aradan.
Bu arada Fâris Meliklerinden Nûşek, Beyt-i Mukaddes’i ve Kudüs şehrini yeniden imar etmiştir. Bâbil’in zalim hükümdârı Buhtunnasar ölmüş, Ben-i İsrail serbest kalmıştır. Dönüp memleketlerine gelirler, şehirde hayat başlar. Otuz sene daha geçtikten sonra Üzeyr aleyhisselâm ölüm uykusundan uyandırılır.
Sorulur:  Ne kadar kaldın?
- Daldığımda öğlen vaktiydi, şimdi güneş batmak üzere. Hesaba göre 6- 7 saat, belki daha kısa.
- Hayır, yüz sene kaldın!
Yiyeceğine ve içeceğine bakar, incir ve üzüm sanki dalından yeni koparılmış gibidir. Şıra ekşimemiş bozulmamıştır daha. Lakin merkebinin bulunduğu yerde sadece kemikler vardır. Birbirlerinden ayrılıp dağılmışlardır.
Sonra kemikler bir araya gelir, iskelet şekillenir, ete bürünür, cilt giydirilir, tüylenir. Allahü tealanın kudretiyle tekrar ayağa kalkar. Bıraksan gidecek otlamaya.
Biliyorsunuz öldükten sonra tekrar diriltilmeye (neşr), hesap için mahşer meydanında toplanmaya (haşr) inanmak imanın şartlarındandır.
Üzeyr aleyhisselâm Cenâb-ı Hakk’ın kudretini, görür açıkça.

NE OLMUŞ BURALARA?
Hazreti Üzeyr, merkebine biner, Kudüs’e girer. Şehir çok değişmiştir, kendi mahallesini bile zor bulur. İnsanlar yabancı gelir ona. Gözleri görmeyen, eli ayağı tutmayan bir kadına sorar: “Üzeyr’in evi neresi? Acuze ağlamaklı bir üslupla “burası” der,  “fakat kendisi kayboldu, artık ümidi kestiler ondan.”
- Ben Üzeyr’im, işte döndüm geldim yuvama.
- Benim bildiğim Üzeyr’in duâsı kabûl olur. Eğer sen Üzeyr isen, duâ et de gözüm açılsın. Hastalığımdan şifâ bulayım!
Üzeyr aleyhisselâm; Rabbimize niyazda bulunur.  Kadıncağız sıhhatine kavuşur. Bedenini rahatlıkla taşıyan ayaklarına, hareketlenen kollarına hayretle bakar. Sevinç içinde içeri koşar, “gözünüz aydın Üzeyr geldi! Üzeyir geldi!”
İçeriden ak saçlı bir ihtiyar çıkar, “Ver elini öpeyim baba!”
Ayrıldıklarında 18’lik gençtir, şimdi 118 yaşında.  
Üzeyr aleyhisselâmın sırtında hilal şeklinde bir beni vardır, onu sorarlar. Gömleğinin yakasını indirir evet durmaktadır orada.
Hazreti Üzeyr’in döndüğü haberi, kısa zamanda şehre yayılır. Aradan geçen yıllar onu değiştirmemiştir, yaşlılar çeşitli sualler sorar, anlatılanların doğruluğuna ikna olurlar.

TEVRAT KALMASA DA…
Bu arada Tevrat unutulmuş,  tatbik edilmez olmuştur.
Üzeyr aleyhisselâm tekrar tebliğe başlar.
Kavmi ona da itirazda bulunur. “İyi de biz senin okuduklarının Tevrat olduğunu nereden bilelim? Belki uyduruyorsun şu anda.”
Bir bakıma haklılar, Buhtunnasar Kudüs’ü işgal ettiğinde bütün âlimleri öldürtmüş, Tevratları yaktırmıştır zira.  
İçlerinden biri “Dedem, o günlerde filan tepenin zirvesine bir Tevrat nüshası gömdüğünü söylerdi.  Bilmem duruyor mu acaba?”
Gider bakarlar, evet orada. Alıp getirirler “Haydi oku da karşılaştıralım. Bakalım ne kadarı kalmış aklında?”
Hazreti Üzeyr okur, onlar takip eder. Tek hata yok, ne eksik ne fazla, noktası noktasına.
İçlerinden bazıları yine sapıtır. Haşa! “Allah’ın oğlu” derler ona.
Üzeyr aleyhisselâm Tevrat nüshalarını çoğaltıp dağıtır, helâli haramı öğretir İsrail oğullarına.  Kâh müjdeler vererek kâh azaplarla korkutarak hakkı hakikati anlatır. Lakin pek azı katılır çağrısına.   
Üzeyr aleyhisselâm Kur’ân-ı kerîmde ismi zikredilen büyüklerdendir.  Onun peygamber mi, yoksa Allahü tealanın sevgili bir kulu mu olduğu hususunda bilgimiz yok.  Selâm olsun ona!
Mübareğin Adıyaman Gerger’de bir makamı var, ziyaret ediliyor.

27.05.2019 - 06:49