Mansur... Tepeden tırnağa nur

Mansur... Tepeden tırnağa nur

Hallac-ı Mansur, saçtan tırnağına nur… ‘kuddise sirruh’... Hâllerine mağlup bir Allah dostu…

Bu hâllerine mağlup olmadan dolayı söylediği bir söz yüzünden idama mahkûm olur. İdamından bir gece önce bir dostuna “Yarın beni kesip biçip yakacaklar. Küllerimi Dicle’ye atacaklar. Nehir buna dayanamayacak taşacak. O anda şu hırkamı nehre at… Sular geri çekilir. İnsanlar bir zarar görmesin” der.
Arkadaşı ciğeri parçalanarak üzerine alır vasiyeti…
Ertesi günü darağacına nurdan bir dağ bağlamışlardır sanki… Araya olmadık kişiler karışır ve bir anda galeyan başlar. Mübareğin kollarını keserler… O Allah’ın sevgisiyle, Muhammed aleyhisselâmın aşkıyla, öteleri seyreder hâlde duymaz bile bu eziyetleri… Kolları kesilirken gülen bir insan da gördü bu yeryüzü… O anda kollarıyla abdest alır gibi hareketler yapar… Kolunu kaldırınca kanının gökyüzünde ALLAH yazdığı görülür… Dilini keseceklerini anlayınca, “Bir dua edeyim… Ondan sonra dilimi kesin” der… Müsaade edilir… O anda şu duayı ancak bir Allah dostu yapar… İki damla gözyaşınızı dökün şimdi:
- Allah’ım, bana bu işkenceleri yapan kullarını affet...
Çaresiz hırkasını göğsünde saklayan dostu, ağlamaktan başka bir şey yapamaz. Bu Cennet arkadaşının vasiyetini yapmak için kenarda bekler yüreği bin parça… Sonra aynen haber verdiği gibi olur her şey… O da hırkayı nehre atıp kurtarır kaçışan insanları…
Ey mübarek efendim… Bir mezarın bile yok… Ama kalbimizi senin sevginle örülmüş bir kabir olarak kabul buyur… Mahşer günü o güzel ellerini öpmek istediğimizde bu şefkatle elbette kabul buyurursun umudunda şimdi seni sevenler…    Ömer Çetin Engin (İlahiyatçı Yazar)

29.05.2019 - 06:28