Adına sûre indirildi

Adına sûre indirildi

“Dünyâdaki kadınların efendileri dörttür. Fâtıma binti Muhammed, Hadîce binti Huveylid, Âsiye binti Müzâhim ve Meryem binti İmrân” (Hadîs-i şerîf)

Zekeriyyâ aleyhisselâmı işlerken Hazreti Meryem’in Mescid-i Aksa’ya nasıl bağışlandığını kendisine hususi bir oda verildiğini ve günlerini ilim ve ibadetle geçirdiğini anlatmıştık. Meryem ibadet eden demektir zaten, ismiyle müsemma.
“Vaktâ ki, Meryem (radıyallahü anhâ) kıyam rükû ve sücûd ile emrolundu, namazda çok durmaktan ayakları şişti...”  İmâm-ı Evzâî
Meryem ismi, Kur’ân-ı kerîmde de zikredilir. Söyleyin adına sure inen kaç hanım var dünyada?
Hazreti Meryem 15 yaşında iken yine kendisi gibi mescide azat edilen salih bir gençle (Amca oğlu Yûsuf-i Neccâr) nişânlanır.
Hazreti Meryem Beyt-ül-mukaddes’in doğusunda bir kuytuda iken Cebrâil aleyhisselâm gelir yanına. İnsan şeklindedir. Meryem validemiz sakınır, endişelenir, kalbine ürperti gelir hatta.
Cebrâil aleyhisselâm, “Ben” der, “benden kendisine sığındığın Hak tealanın habercisiyim. Senin temiz bir oğlan doğuracağını müjdelemek için gönderildim”.
- Benim çocuğum olur mu? Henüz evlenmedik ki daha.
- Biliyorum şer’î hudûdun dışına taşmadın, iffetsizlik yapmadın. Hak teala sana, babasız bir çocuk ihsân edecek. O, her dilediğini yapmaya kâdirdir.
“Allahü teala, îmân edenlere Fir’avn’un hanımı Âsiye binti Müzahim’i bir misâl yaptığı gibi İmrân’ın kızı Meryem’i de bir misâl yaptı ki, o ırzını, bir kale gibi korumuş, pek sağlam bir şekilde muhâfaza etmişti.”  (Tahrim Sûresi: 12)

TOHUMSUZ EKİN
 Hâmile olduğunu ilk fark eden, nişanlısı Yûsuf-i Neccâr olur. Hazreti Meryem’den yana emindir. Ama merak eder lâf arasında sorar.
- Tohumsuz ekin biter mi Meryem?
- Biter!
- Yağmursuz ağaç yetişir mi?
- Yetişir!
- Peki babasız…
- Sen Allahü tealanın ilk ekini tohumsuz,  Âdem ve zevcesini erkeksiz kadınsız yarattığını bilmiyor musun?  O “Ol” der, olur, o kadar.  
- Âmennâ!
Öyle ya Hazreti İbrâhim’i ateşe yaktırmayan, Hazreti İsmâil’i bıçağa kestirmeyen Allah babasız çocuk da yaratabilir pekâlâ.
O günden sonra Hazreti Meryem’in mescitteki işlerini Yûsuf üstlenir. Karnı büyümüş, benzi sararmıştır zira.  
Hazreti Meryem hamileliği iyice belirginleşince Kudüs’ün 10 kilometre güneyindeki bir tenhalığa (Beyt-i Lahm) çekilir.  Sırtını kurumuş bir hurma ağacına verir.
Hazreti Îsâ dünyaya gelir gelmez ayağının altında bir pınar belirir, ağaç yeşermiş, kış olmasına rağmen meyve ile bezenmiştir. Hurmalardan yiyip sudan içer, hararetini giderir.

SUİZAN İFTİRA
 Peki şimdi ne derler ona?
“Ah ne olurdu ölmüş olsaydım da, unutulup gitseydim şurada!”
Kuru hurma ağacından kış günü biten hurmalar ümit verir ona. Müfteriler, çıngıl çıngıl meyveye duran ağacı görünce susacaktır ihtimal.
Cebrail aleyhisselâm ona “oruçlu gibi davranmasını” tembihler.
Sükût!
Musa aleyhisselâmın şeriatında oruç, “terk-i taam” kadar “terk-i kelâm” etmektir zira.  
Ve gün gelir çıkar kavminin karşısına. Ona  “Ey Hârûn’un kardeşi” derler,  “baban İmrân böyle biri değildi. Annen Hunne de çok iffetliydi. Sen nasıl oldu da…”
Hazreti Meryem hiç cevap vermez. Sadece kucağındaki Hazreti Îsâ’yı işaret eder.  Nurlu bebek elini kaldırır ve fasih cümlelerle konuşmaya başlar. “Ben, hakikatte Allah’ın kuluyum. O beni mübarek ve anneme hürmetkâr kıldı. Zorba ve bedbaht yapmadı.”
Hazreti Îsâ, ileride peygamber olacağını, namaz ve zekâtla emrolunacağını, kendisine Hak teala tarafından kitap verileceğini haber verir açıkça.
Konuşan bir bebek. Hele hele böyle ulvi mevzularda.
Hayır gayri meşru olamaz asla.  
Vardır bunda bir hayır der dağılırlar. Bir yandan da gözleri beliren pınarda, meyveli hurma ağacında…
Tefsîr-i Hâzin’e göre; Îsâ aleyhisselâmın evvelemirde Allahü tealanın kulu olduğunu beyân etmesi çok mühimdir. Bu sıra dışı doğumdan dolayı kendine tapınılmasına mani olmuştur açıkça.

MİLLATTAN ÖNCE SONRA
 Peki, İsa aleyhisselâmın doğduğu yılın kullandığımız takvim ile ilgisi âlâkası?
Tarihçilere göre yok. Zira Hazreti Îsâ ile aynı dönemde yaşadığı bilinen Platon’un (Eflatun) ölüm tarihi MÖ 347
Büyük âlim İmâm-ı Rabbânî ve Burhân-ı Kâtı’ın bildirdiklerine göre, miladî sene, en az üç yüz küsur sene eksiktir. Çünkü Îsâ aleyhisselâm ile Resûlullah Efendimiz arasındaki zaman, bin seneden az değildir.
Kaldı ki 1 Ocak’ta da herhangi bir atmosfer hadisesi de vaki olmaz, sıradan bir gecedir kozmoğrafik kıymeti bulunmaz.
Bütün bunlar Kral Konstantin’in Hıristiyanlığa soktuğu hurafelerdir. Avrupalı putperestler Hazreti İsa’yı da Babillilerin Tammuz’una, Perslerin Mithras’ına, Mısırlılar Oziris ve Amonra’sına benzetmeye kalkarlar. Araştırın bakın Dionysus, Hercules hep 24 Aralık’ta doğar.

30.05.2019 - 06:47