Vermeyi öğretti

Vermeyi öğretti

Enes bin Mâlik “radıyallahü teala anh” anlatır. “Resûl “aleyhisselâm” ile birlikte gidiyorduk. Üzerlerinde bürd-i Necrânî (Yemen kumaşından bir kaput) vardı.

Arkadan bir bedevi geldi, yakasından öyle bir çekti ki, mübârek boynu çizildi. Resûl-i Ekrem geriye döndü. Köylü zekât malından bir şeyler istedi. Habibullah gülümsedi, verilmesini emretti.
“Resûl aleyhisselâmın komşusu ihtiyâr bir kadın vardı. Kızıyla haber yolladı. “Nemâz kılmak için örtünecek bir şeyim yok. Aman bana bir ântari!”
Efendimizin o ânda arkasındakinden başka elbisesi yokdu. Sırtındakini çıkarıp verdi, lakin bu sefer kendileri mescide gidemedi.
Eshâb-ı kirâm (radıyallahü teala aleyhim ecma’în) bunu işitince, Server-i âlem o kadar cömertlik yapıyor ki, gömleksiz kalıp cemâ’ate bile gelemiyor. Biz de her şeyimizi fakîrlere dağıtalım dediler. Allahü teala, İsrâ sûresinin yirmi dokuzuncu âyetini gönderdi. Önce habîbine, hasîslik etme, bir şey vermemezlik yapma buyurup sonra da, “sıkıntıya düşecek ve namâzı kaçırıp üzülecek kadar da dağıtma! Sadakada ortalama davran” emri geldi.
O gün, namâzdan sonra Hazreti Alî (kerremallahü vecheh) gelip, “Yâ Resûlallah. Bugün, çoluk çocuğum için sekiz dirhem gümüş borç almıştım. Yarısını size vereyim. Üstünüze bir şeyler bakın” dedi.
Efendimiz çarşıya çıkıp iki dirhem ile bir antârî satın aldı. Geri kalan iki dirhem ile yiyecek almaya giderken gördü ki, bir âmâ oturmuş, “kim cennet elbiselerine kavuşmak ister, kim bana bir gömlek verir” diyordu. Antârîyi âmâya uzattı. Adamcağız onun elinden geldiğini anladı. Çünki, Fahr-i âlemin mübârek teni değen elbise eskiyip dağılsa bile misk gibi kokardı. Âmâ duâ ederek “Yâ Rabbî! Bu gömlek hürmetine, gözlerimi aç” dedi, duası kabul edildi.

KAPISINDA GÖRÜNCE...
Resûl “aleyhisselâm” bir dirhem ile daha ucuz bir antârî satın aldı. Kalan bir dirhem ile de yiyecek almağa giderken bir hizmetci kızın ağladığını gördü. “Kızım, niçin ağlıyorsun?”
-Efendim ben bir Yahûdî’nin hizmetçisiyim. Sahibim para vermiş yağ almaya göndermişti. Aldım dönüyordum, elimden düştü. Hem şişe kırıldı, hem de yağ gitti. Şimdi ne yapacağımı bilemiyorum.
Resûl “aleyhisselâm”, son dirhemini de kıza verdi. “Bununla şişe ve yağ al.”
- Eve çok geç kaldım, korkarım beni döverler.
- Korkma! Seninle gelir, bir şey yapmamalarını söylerim.
Birlikte gelip kapıyı çaldılar. Yahûdî, Server-i Kâinatı karşısında görünce çok şaşırdı. Efendimiz ona olanı biteni anlattı, “Zaten çok korktu, lütfen affedin” dedi.
Yahûdî bir hoş oldu. Binlerce müminin baş tâcı, nice savaşçının emrini beklediği bir peygamber, küçük bir hizmetçi kız için, benim gibi bir miskînin kapısını şereflendirsin olacak şey mi? “Yâ Resûlallah! Bu kızı senin hatırıma âzâd ettim. Bana İslâmı öğretir misin” dedi.
Çoluk çocuğunu da çağırdı, hepsi Müslimânlıkla şereflendi. (Zâdü’l-Mukvîn’den -Tam İlmihâl)

02.05.2020 - 06:42