Sefirler Medine yolunda

Sefirler Medine yolunda

Münevver belde âdeta başşehre döner, değişik kavim ve kabilelerden heyetler gelir, müzakereler sürer...

Devs kabilesinden Tufeyl bin Amr kavmin eşrafındandır, şairdir, hatiptir, hakîmdir (bilgedir).
Kureyş kâfirleri onu ikaz ederler: “Bak, aramızdan bir kimse peyda oldu, cemaatimize tefrika düşürdü. Oğulu babadan, zevci zevceden, kardeşi kardeşten ayırıyor. Korkarız ki, bu belâ sizin de başınıza uğrar. Sakın ona yaklaşma, ne bir söz söyle ne de sözünü dinle!”
Tufeyl, hâliyle çekinir, işitmemek için kulaklarını tıkar hatta.
Sonrasını kendinden dinleyelim: Kâbe’nin haremine girmiştim, baktım Fahr-i âlem yalnız başına namaz kılıyor, sesli okuyor.  Kendi kendime: Ben bir şairim dedim, sözden anlarım. Dur biraz dinleyeyim, eğer ma’kul ise kabul ederim, değilse terk eylerim.
Efendimiz namazı müteakip hanelerine doğru yöneldiler, peşinden yetiştim. “Ya Muhammed” dedim, “kavmin ikaz etmişti ama ben seni çok sevdim, bundan böyle emrindeyim!”

BİZE DÜŞEN  NE VARSA
Efendimiz bana risaletini bildirdi ve bir miktar Kur’ân-ı azîm kıraat eyledi. Vallahi ömrümde bundan güzel söz işitmemiştim, kelime-i şehadet getirdim.
Sonra “Ya Resûlallah” dedim, “ben kavmi arasında itibarlı biriyim. Sözüm dinlenir. Elçiniz olayım gidip onları da İslâm’a dâvet edeyim. Yalnız dua buyurun da, Hakk teala bana bir alâmet işaret versin.
Tam kabilemin görüneceği tepe üzerine varmıştım ki alnımda bir nur peydahlandı, çıra gibi ışık vermeğe başladı. Sonra o ışık, kandil gibi kamçımın ucuna asıldı.
Menzilime indim, ihtiyar bir babam vardı, beni böyle görünce çok sevindi. Ona Müslüman olmasını teklif ettim.
Beni can kulağı ile dinledi, şehadet getirdi, yıkandı temiz pak elbiseler giydi.
Sonra hatunum geldi. Aynı şekilde anlattım, da’veti kabul etti.  
Ama kabilem muhalefette kaldı, isyan ve tuğyandan ayrılmadı. Verdikleri sıkıntılar artınca Resûlullaha gelip şikâyette bulundum. “Efendim şu Devslilere bir beddua eder misiniz?”
Efendimiz “Allahümme ihde Devsâ (Allahım, Devslilere hidayet eyle) diye hayır dua ettikten sonra “şimdi git, kavmini İslâm’a da’vet eyle” buyurdular. “Onlara yumuşak söyle, tatlı dille anlat.”

BULUŞURUZ KAVUŞURUZ
Resûlullah Efendimiz eshâbına: “Size bir tâife gelecek ki, kalpleri sizinkilerden yufkadır” buyururlar.
Nitekim Eş’arîyyun kabilesinden bir kafile Medine’ye gelir. “Gaden nulkiye’l-ehibbete Muhammed ve hizbehu” diye şiir okurlar. (Yarın dostlarla buluşuruz, Muhammed’e ve eshâbına kavuşuruz!)
Ezd kavminin elçileri de Medine’ye gelir, daha evvel Müslüman olmuşlardır. Resûl-i zîşan Efendimiz Sard bin Abdullah el-Ezdî’yi emir tayin eder. Yemen müşriklerine karşı birlikte durma kararı alırlar.

BENÎ HÂRİS YORMADAN
Resûlullah Efendimiz, onuncu yılın Rebiülâhirinde Hâlid bin Velid’i (radıyallahu anh) Necran vilâyetine yollar. O günlerde Benî Hâris kabilesi mukimdir civarda, sahâbeleri hoş karşılarlar. Allah’ın hidayeti müyesser olur, İslâm’da karar kılarlar.
Hazreti Hâlid olup biteni mektupla bildirir, dönerken küçük bir kafileyi de yanına alır, Efendimizle tanıştırır.
İçlerinde Kays bin Husayn, Yezid bin Muhaccel ve Şeddâd bin Abdullah vardır.
Bunlar zaferleriyle tanınan bir taifedir. Resûlullah Efendimiz sual eder: Siz nasıl galip gelirdiniz?
-Ya Resûlallah! Biz savaşı zulümle başlatıcı olmazdık. Eğer haklıysak, mağdursak cengi göze alırdık. Muharebede bir araya toplanır ve birbirimizden ayrılmazdık.
Resûlullah Efendimiz dikkatle dinler ve Kays bin Husayn’ı kavmine emîr yapar.

BENÎ HEMDÂN COŞKUYLA
Bilahare Hazreti Ali Yemen’e yollanır. Halkı saf eyler, Fahr-i âlemin şerefli mektubunu çıkarıp okumaya başlar. O gün Hemdân kavminden kimse kalmaz ki iman etmiş olmaya.
Daha evvelce de denenmiş netice alınmamıştır oysa.
Demek ki, vakit saat. Hazreti Ali olup biteni Resulullaha arz eder yazdığı mektupla.
Fahr-i âlem (Sallallahü aleyhi ve sellem) şükür secdesi yapar ve mübarek başını kaldırıp iki kere: “Esselâmü alâ ehli Hemdân” buyururlar.
Efendimiz Tebük gazâsından dönmektedir, bir heyetle karşılaşırlar. Alımlı develere binmişlerdir, sırtlarında alaca hırkalar, başlarında zarif sarıklar…
İçlerinden Mâlik bin Namt, Efendimizin önü sıra yürür ve beyitler okumağa başlar. Lisanı fasih, sesi davûdidir, muhabbeti aşikâr.
Evet bunlar Server-i kâinatı ziyarete gelen Hemdânlılardır. Bağlılıkları tamdır Resulullah’a.

BİLİRLER AMA...
Bir gün Behrân Hristiyanlarından 60 kişilik bir kafile Medine’ye gelir, alayı bineklidir.
İkindi namazını müteakiben Mescid-i şerîfe girer, doğuya yönelip ibadet ederler.
Gençlerden mâni olmak isteyenler çıkar, Efendimiz “bırakın, incitmeyin” buyururlar.
İçlerinde yirmi dördü kavmin eşrafındandır. Üçü daha itibarlıdır. Birine Akib derler ki, reisleridir. Abdü’l-Mesîh diye anılır hey’et arasında. Şurahbil ise seraskerleridir (komutan) “Seyyidimiz” derler ona. Ebû’l-Hâris bin Alkame ilim ehlidir. Âhir zaman nebisi hakkında çok şey işitmiştir. Efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem risalet ahvâlini bilmektedir. Eski kitaplarda vasıflarını okumuştur, peygamber olduğundan emindir. Ancak hakikati söyleyecek kadar cesur değildir. Resûlullah Efendimiz Kur’ân-ı azîmüşşândan birkaç âyet okur. Beğenir ama söylemekten çekinirler. Fahr-i âlem tereddütlerini izale için onları mübâheleye davet eder.
Şöyle ki: İki fırka bir hususta ihtilâf ettiklerinde birbirlerine: Behletallahu ale’z-zâlimi minnâ (Hangimiz zalim isek Allah’ın la‘neti üzerine olsun) der neticeyi beklerler.
Şurahbil “sakın ha” der, arkadaşlarını men eder. Lânetin üzerlerine gelmesinden çekinirler.
Resûlullah Efendimize “Ya Muhammed! Bizden ne istersen verelim” derler, “Ashâbından emin bir kimseyi yanımıza kat, vergilerimizi ona teslim edelim!”
Sahâbe-i kiramın hepsi emindir. Efendimiz şöyle bir bakar, “Kalk, ya Ebâ Ubeyde” (bin Cerrah) buyururlar. Zikrolunan tâife ile sulh yapılır. Buna göre dinlerinde hür ve muhtar kalacak, her yıl iki bin hülle (izâr ve ridâdan müteşekkil elbise) verecek, her elbisenin yanına kırk dirhem gümüş katacaklardır.
Seyyid ve Akib sonradan İslâm’a gelecek, Efendimizin emrine gireceklerdir büyük bir ihlâsla.

09.05.2020 - 02:27