Kime niyet kime kısmetr

Kime niyet kime kısmetr

Ebû Süfyân anlatır: “Gazze’deydik, askerler saldırır gibi üzerimize geldiler. “Siz şu Hicaz’daki zâtın kavminden misiniz” diye sordular. “Evet” dedik.

-Bizimle geliyorsunuz, İmparatorun soracakları var.
Beni ve 30 arkadaşımı Herakl’in yanına çıkardılar, başına tacını giymiş, kaftanını kuşanmış, belli ki ehemmiyet veriyor mevzuya.
Tercüman “İçinizde Resûl olduğunu söyleyen zâta, en yakın hanginiz” diye sorunca öne çıktım. Herakl sordu: “Akrabalık dereceniz nedir?”
-Amcası sayılırım (Babaları amca çocuklarıdır)
Beni yanına çağırdı. “Onun, soyu nasıldır?”
-Nesebi temizdir, sahihtir. Kureyş’in seçkinlerindendir.
-Peki daha evvel içinizde nübüvvet iddiasında bulunan oldu mu?
-Hayır olmadı.
-Âba ve ecdadı hükümet makamında oturdu mu?
-Oturmadı.
-O’na halkın eşrâfı mı tabi’ oluyor?
-Hayır, daha ziyade fakir fukara. Gençler, köleler ve kadınlar.
-Bağlıları artıyor mu azalıyor mu?
-Artıyor.
-Müslüman olduktan sonra dönen var mı?
-Ben duymadım.
-O’nu hiç yalanla suçladığınız oldu mu?”
-Hayır. “Emin” deriz biz ona.
-Peki ahdini bozduğu, sözünde durmadığı…
-Hayır hayır olmadı. Ahidlerine sâdıktırlar.
-Aranızdaki harpler nasıl neticelendi?”
-Bir kere o yendi, bir kere de biz.
-O insanları neye çağırıyor?
-Şerîki ve nâzırı olmayan Allaha inanmaya. Namaz kılmaya, oruç tutmaya, sadaka vermeye, sıla-i rahm yapmaya, emanete sahip çıkmaya...

KAVUŞSAM DA...
Herakl, Ebû Süfyan’a “yaklaş” der ve içini açar: “Ceddi asil ve şerefli, kimseyi taklit etmiyor, hükümdarlık istemiyor, fukara ve zayıflarla bulunuyor, savaşıyor, yeniyor, yeniliyor. Bütün peygamberler bu mecradan geçtiler. Ah kavuşmak müyesser olsa da, ayağının tozunu gözüme sürme yapsam.”
Ebû Süfyan “yalnız” der, “inanılması zor şeyler de söylüyor, yok gece Beytü’l-Makdis’e gitmiş de filan...”
Beytü’l-Makdis’in patriği meclistedir. “Ben o geceyi hatırlıyorum efendim” der, “her akşam kapıları sürgülerdik, o gece muvaffak olamadık. Sabah hayvanın bağlandığı kayayı gördük ve çok şaşırdık. Ki bunları Melik cenâplarına da bildirmiştim, kendileri hatırlar.”
Sonra mektup okunur. Görünmemiş bir heybet yaşanır. Herakl’ın alnını ter kaplar.
Ebû Süfyan “İşte o gün anladım ki” der, “Muhammed, âleme galip gelir, dîni her yanı tutar. Eğer Benî Asfar (Rum) melîki dahî ondan bahsederken titriyorsa bizim işimizde bir yanlışlık var.
Bakın şu işe ki gönlü İslâm’a Mükerrem Mekke’de, Efendimiz ve sahâbe-i kirâm arasında değil de Bizans saraylarında ısınır. Kendi tereddütlerini yenemeyen Herakl vesile olacaktır ona.
Hidayet Allah’tan! (Celle Celalüh)
Herakl, Hazreti Dıhye ile bir kere daha görüşür. “Ben biliyorum ki” der, “seni bana gönderen, nicedir beklediğimiz âhir zaman peygamberi. Yalnız O’na uyarsam; Rumlar ayaklanır, beni hayatta bırakmazlar. Şimdi seni halkın canı gibi sevdiği bir âlime yollayacağım. Eğer o Müslüman olursa işimiz kolay.”
Herakl bir mektûb yazıp, Hazreti Dıhye’ye verir. “Al bunu, götür Safâtır’a!”
Safâtır, yaşlı bir rahiptir. Mektubu okuyunca düşüncelere dalar. Resûl-i Ekrem hakkında sorular sorar “O, Hazreti Mûsâ ve Hazreti İsâ’nın haber verdiği ahir zaman peygamberidir. Mümine iman düşer anca.”
Sonra evine kapanır ve o hafta pazar vaazını yapmaz. Görülmüş şey değildir hiç aksatmaz oysa. Sonraki hafta da yapmaz, sonraki hafta da...
Cemaati onu pek özlemiştir kapısına dayanır seni istiyoruz diye bağırırlar. Safâtır karşılarına alışageldikleri siyah cüppe ile değil, kar beyaz bir elbise ile çıkar. “Ey Nasârâ” der “biliniz ki, bize Ahmed’den (Aleyhisselâm) mektûp geldi. Hak dine davet ediyor. Ben açıkça biliyor ve inanıyorum ki; “O Allahü tealanın resûlüdür!”
Rumlar hep birlikte saldırır, yaşlıdır, âlimdir demez canına kıyarlar.
Herakl paniklemiştir: “Ben söylemedim mi sana? Safâtır, onların katında azizdi güya. Eğer seninle konuştuklarımı duysalar bana da aynısını yaparlar.

HEDİYE, METHİYE
Herakl, Hazreti Dıhye’yi uğurlarken hediyeler hazırlatır. Efendimize hitaben bir de mektup yazar.
Dıhye (radıyallahu anh) yorucu bir yolculuktan sonra Medine’ye vasıl olur, evine bile uğramadan Server-i kâinatın kapısını çalar. Olup biteni anlatır ve Herakl’in mektubunu takdim eder.
Hazreti İsâ’nın müjdelediği Allah’ın Resûlü Muhammed’e, Rum hükümdarından:
Elçin mektubunla birlikte geldi. Ben şehâdet ederim ki sen Allah’ın resûlüsün. Zaten seni İncil’de yazılı bulduk, İsâ bize müjdelemişti. Rumları sana imân etmeğe çağırdım. Fakat yanaşmadılar. Dinleselerdi muhakkak hayırlı olurdu. Yanınızda olmayı, size hizmet etmeyi, ayaklarınızı yıkamayı arzu ederdim.”
Efendimiz bu cümlelere itibar etmezler. Nitekim aynı Heraklius bir müddet sonra tarafını belli eder, Müslümanlar üzerine asker sürer.

 

13.05.2020 - 06:28