Erzurum: Doğunun Kilit Noktası

Erzurum: Doğunun Kilit Noktası

Erzurum dadaşlar diyarı....”Erzurum Doğu’nun ve Anadolu’nun kapısı, kilit noktası... ‘Erzurum’a sahip olan milletler Anadolu’ya da sahip olur’ diye bir söz vardır. Bu sebeple çeşitli devletler bu alana yerleşmiş ve uzun seneler hüküm sürmüştür.

SAİT EKEN

Zengin su kaynakları ve tahıl üretimi için müsait ovalarıyla yerleşim merkezlerinin tarihi, milattan önce 4000’lere kadar giden Erzurum, coğrafi konumu itibarıyla asırlardır Hititlerden Bizanslılara kadar pek çok millet ve devlet tarafından istila edilmiş  ve hüküm sürülmüştür. Anadolu’nun en eski milletlerden biri olan Hititlerin sınırında yer alan bölge, sonra sırasıyla Hurriler, Hayaşalar, Urartular, Asurlar, Kimmerler, İskitler, Medler ve Perslerin egemenliğine sahne olmuştur. Daha sonra  bölgeyi Makedonlar, Romalılar ve Bizanslılar ele geçirdi.  Erzurum, Bizanslılar ile Sasaniler arasında birkaç kere el değiştirdi.
Erzurum bölgesi halkı Hazreti  Ömer Efendimiz zamanında 638’de İyas bin Ganem hazretlerinin komutasındaki İslam ordusunun gelişi ile İslamiyetle şereflenmiş Müslümanların hâkimiyetine girmiş olmakla beraber daha sonra uzun seneler Bizans İmparatorluğu ile Emevi ve Abbasilerden müteşekkil Müslüman Araplar arasında pek çok defa el değiştirmiştir.
1071 Malazgirt zaferinden sonra Selçuklu Sultanı Alparslan’ın komutanlarından Ebû’l-Kāsım’ın, Bizanslıları yenerek Erzurum’u fethetmesiyle şehir tekrar Müslümanların hâkimiyetine geçmiştir. Erzurum ve civarında kurulan Saltuklular da Anadolu’da kurulan ilk Türk beyliği özelliğini taşır.
1242’de Moğolların eline geçen bölge, 1335 yılına kadar İlhanlı egemenliği altında kalmış, 14. yüzyıl sonlarında Karakoyunlular ve sonra Timur Han, 15. yüzyıl ortalarında Akkoyunlular, Erzurum’u ele geçirmiştir. 1514’te Yavuz Sultan Selim, Erzurum’u fethetmiş ancak Safeviler Erzurum’u geri alınca Kanuni Sultan Süleyman, Erzurum’u kesin olarak Osmanlı topraklarına katmıştır. O tarihten bu yana bu kadim topraklarda  Türk İslam medeniyeti süregelmiştir.
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi Doğu Roma’dan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar pek çok medeniyete ev sahipliği yapan Erzurum, tarihî eserleriyle âdeta açık hava müzesini andırmakta, şehrin her bir köşesinde özelillkle Selçuklu ve Osmanlının muhteşem eserlerine rastlamaktasınız.
Erzurum Kalesi, Çifte Minareli Medrese, Ulucami, Üç Kümbetler, Yakutiye Medresesi, Aziziye ve Mecidiye Tabyaları, Nene Hatun Kabri, Abdurrahman Gazi Türbesi ve nice kervansaray, han, hamam, çeşme, cami, medrese ve kümbet Erzurum’un  tarihî dokusunu gözler önüne seren kıymetli eserler olarak ön plana çıkmakta ve turizm açısından da çok büyük önem arz etmektedir... Tarihî eserlerin her biri son dönemlerde yapılan restorasyonlarla bozulmakta olan kısımları aslına uygun hâle getirilmekte ve korunmalarına büyük ehemmiyet verilmektedir.
Bu eserlerden kısaca bilgiler aktaralım;

Erzurum Kalesi ve Saat Kulesi;
Roma döneminde inşa edildiği bilinen kale, Erzurum’a hâkim, şehir merkezinde bir tepe üzerinde yer almaktadır. Saat Kulesi’nden şehrin panoramik gürüntüsünü temaşa etmek ayrı bir güzelliktir. Son senelerde yapılan Erzurum Kalesi çevresindeki tarihî eserleri gölgeleyen binaların yıkılması ile kale surlarını ve iç kalenin varlığını iyice belirginleştirmiştir.

Yakutiye Medresesi
İlhanlılar döneminde yapılan önemli bir medrese yapısı olan Yakutiye Medresesi, Olcaytu zamanında Hoca Cemaleddin Yakut adına inşa ettirildi. Dört eyvanlı, kubbe altı revaklı medrese planındadır. Kapalı avlulu, eyvanlı ve revaklı medrese tipinin Anadolu’daki en büyüğü olup günümüze kadar iyi korunarak varlığını koruyabilmiş örneklerinden biridir. Erzurum şehrinin sembollerinden birisidir.

Aziziye Tabyaları ve Nene Hatun
Aziziye Tabyaları, Sultan Abdülaziz ‘in emriyle Erzurum Valisi Müşir Fosfor Mustafa Sıtkı Paşa tarafından Topdağı’nda yaptırılmıştır. Gazi Ahmed Muhtar Paşa emrindeki Osmanlı ordusunun 27 Ekim 1877 de Ruslara karşı geri çekilmesi üzerine Aziziye Tabyalarında Osmanlı ordusu ile omuz omuza veren Erzurum halkı, başarılı bir savunma vererek Rusları geri püskürtmüştür. Söz konusu Erzurum müdafaası dünya kamuoyunda yankı bulmuştur. Kahraman Erzurumlu kadınların temsilcisi olarak günümüzde kabul gören Nene Hatun, Türk tarihinde “93 Harbi” diye adlandırılan 1878 yılındaki Türk-Rus savaşında destanlaşan yiğit, kahraman bir Türk kadını, Türk anasıdır. Aziziye Tabyalarında Ruslara karşı silah olarak kullandığı satırı ile bütünleşen yüreği, onu âdeta destanlaştırmıştır.

Erzurum Ulucami
Yakutiye ilçesinde bulunan ve şehrin en eski, en büyük camii olma hususiyetini taşıyan camidir. Kendilerine has özellik ve ustalıkla yapılmış eserlerin arasında önemli bir yeri olan, Atabey Camii diye de adlandırılan Erzurum Ulucami, 1179 senesinde Saltukoğullarından Melik Nasirüddin Muhammed Bey zamanında yapılmıştır. Çifte Minareli Medrese’nin batısında yer alır.

Coğrafi yapı:
Erzurum’un, çevresi dağlarla çevrilidir. Erzurum, yüksek bir yaylanın güney batı bölümünde yer alır. Şehir merkezi Palandöken dağlarının Batı ve Güney kısım eteğinde kuruludur. Şehrin batısı ve kuzeyi açık, ova görünümündedir. Erzurum şehrinin geneli dağlarla çevrilidir. Türkiye’nin en yüksek ve en soğuk şehirlerinden biri olan Erzurum’da sert kara iklimi hüküm sürmektedir. Genel olarak kışlar çok soğuk ve karlı; yazlar ise çok sıcak ve kurak geçer. Erzurum’un ekonomisini umumiyetle tarım ve hayvancılık ile sanayi ve ticaret unsurları oluşturmaktadır.  Erzurum’da kurulmuş üniversiteler şehirde ticari manada ciddi canlılık sağlamaktadır. Erzurum, Türkiye’nin ve Doğu Anadolu Bölgesi’nin en önemli ticaret merkezlerinden biridir. Bölgede, Oltu ilçesinde çıkarılan ve yarı kıymetli maden özelliğinde olan Oltu taşı ve bu taştan yapılan özel aksesuarlar, takı ve benzeri eşyalar bölge insanı ve esnafı için geçim kaynağıdır.
Palandöken Dağı, kış spor tesisleri ile kış turizmi, özellikle son senelerde önemli avantajlar elde etmiş ve bu özelliği ile Türkiye sınırlarını aşarak alanında dünyanın sayılı merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Spor tesislerinin bölge turizmine ve ekonomisine önemli katkıları söz konusudur.

Manevi önderleri;
Osmanlının son döneminde yaşamış, bölge halkının irşadı ve Ehl-i sünnet itikadının yayılması için çok gayret göstermiş, özellikle Rus ve Ermeni saldırıları sırasında düşmana karşı koymak için insanları galeyana getiren, gerektiğinde onlarla beraber çarpışmaktan geri durmayan Alvarlı Muhammed Lütfü Efe, Ahmet Taşkesenli ve İbrahim Taşkesenli gibi mübarek zatlardan bahsetmeden geçmek olur mu hiç?.. Ahmet Taşkesenli hazretleri Anadolu’da yetişen büyük velîlerden. 1848 (H. 1264) senesinde Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Hacılar köyünde doğdu. Çeşitli medreselerde ilim tahsil etti. Tasavvufta ilerlemek için  hem Seyyid Sıbgatullah Arvâsî’nin  hem de onun yüksek talebesi Şeyh Abdurrahmân-ı Tâgî hazretlerinin talebesi olarak onlardan ders aldı, sohbetlerinde kemâle gelerek yüksek derecelere kavuştu ve icazet aldı. Abdurrahmân Tâgî hazretleri , insanlara Allahü tealanın emir ve yasaklarını öğretmesi için Ahmed Efendi’yi Erzurum’a gönderdi. Amcasının oğlu olan ve 1855 (H. 1272) senesinde aynı köyde dünyaya gelen İbrahim Efendi de, Ahmed Efendi hazretlerinin sohbetlerinde kemâle geldi. Hocası Ahmed Efendi hazretleri ile Erzurum’a gidip Taşkesen köyüne yerleşerek halkı irşad etti.

Çifte Minareli Medrese
Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad’ın kızı Hüdâvent Hatun tarafından 1253 senesinde yaptırılmış olan bu tarihî yapı, Anadolu’nun en büyük sanat şaheserlerinden biridir. Hüdâvent Hatun’dan dolayı “Hatuniye Medresesi” olarak da adlandırılır.  Bu tarihî eser, günümüze kadar varlığını koruyabilmiş ve bulunduğu Erzurum şehrinin sembolü hâline gelmiştir. Her sene binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilir.

Abdurrahman Gazi Türbesi
Rivayete göre Peygamber Efendimizin sancaktarlarından olan Abdurrahman Gazi’nin İslam orduları, Erzurum ve havalisini fethederken burada şehit düşmüştür ve bulunduğu yere defnedilmiştir. Dönemin Erzurum Valisi Yusuf Ziya Paşa’nın eşi Ayşe Hanım tarafından 1796 senesinde kabir boyu 4,85 metre olan bir türbe yaptırılmıştır.

Alvarlı Muhammed Lütfü Efe hazretleri
Nakşibendî büyüklerinden. 1868 (H. 1285) tarihinde Erzurum’un Hasankale ilçesine bağlı Kındığı köyünde doğdu. Babası Hâce Hüseyin Efendi, annesi, Seyyide Hadîce Hanım’dır. İlk tahsilini babasından aldı. Sonra Erzurum’daki tanınmış bazı âlimlerin derslerine devam etti. 1890 senesinde Hasankale’nin Sivaslı Camii’ne imam oldu. Aynı yıl babasıyla Bitlis’e giderek Muhammed Küfrevî hazretlerine talebe oldu. Bâtıni ilimlerde ilerledi. İcazetini (diploma) aldıktan sonra bir müddet daha Sivaslı Camii’nde göreve devam etti.
Sonra tayini Erzurum’un Dinarkom köyüne çıktı. Burada iken 1916’da Rusların doğuda Van, Muş ve Bitlis’i ele geçirmeleri üzerine Erzurum’a geldi. Rus istilasının devam etmesi ile Tercan’ın Yavi köyüne gitti. Burada bir taraftan imamlık yaparken diğer taraftan gönlüne girdiği herkesi Rus zalimlerine karşı silahlandırdı.
1917’de Rusya’da Bolşevik ihtilalinin vuku bulmasından sonra Ruslar, Osmanlı topraklarından çekilirken silahlarını Ermenilere vererek onları masum ve müdafaasız Türkler üzerine kışkırttı.
Ermenilerin bu insanlık dışı fiillerine karşı Muhammed Lütfî Efendi, Yavi ve komşu köylerden topladığı altmış kişilik bir müfrezeyle harekete geçti. Önce Oyuklu köyü yakınında Rusların karargâh deposu olan ve Ermenilerin elinde bulunan bir silah deposunu bastı. Bu silah ve malzemeleri Haydari Boğazı’ndaki Zergide köyünde bulunan Türk ordusuna ulaştırdı. 12 Mart 1918’de Türk ordusu ile birlikte Erzurum’a girdi. Ancak aynı gün babası Hâce Hüseyin Efendi şehid düştü.
Doğu Anadolu’nun Ermeni mezaliminden kurtarılmasından sonra tekrar Hasankale’ye döndü. Kendisine Hasankale müftülüğü teklif edildi ise de kabul etmedi. Bu sırada Alvar köyü insanlarının ısrarları üzerine oraya yerleşti. Bundan sonra halk arasında”Alvar İmamı” ve “Efe Hazretleri” unvanıyla tanındı. Bir Nakşibendî-Hâlidî şeyhi olarak 1939’a kadar bu köyde, bu tarihten sonra da Erzurum’da halkı irşad ile meşgul oldu. 12 Mart 1956’da vefat etti. Türbesi, Pasinler ilçesi Alvar köyünde olup binlerce kişi tarafından ziyaret edilip istifade edilmektedir.

Erzurum  yöresine has yemekler
Ülkemizdeki birçok şehrin kendine has yemekleri ve ananevi mutfağı olduğu gibi Erzurum’un da hiç şüphesiz kendine has mutfağı olup en önemli et yemeği ise artık dünyaca meşhur cağ kebabı ve yanı sıra kadayıf dolmasıdır. Bu ikisini  tatmadan Erzurum’dan geçmek olmaz.

21.05.2020 - 06:22