Ağlatan gerdanlık

Ağlatan gerdanlık

Müminlerin ilk zaferi olan Bedir Savaşı’nın esirleri arasında Şanlı Peygamber'in damadı Ebü'l Âs da vardır... Ebü'l Âs kurtulmalık fidyesi olarak hanımından bir şeyler ister... Gönderilen göz yaşartan bir hatıradır...

Kutlu Hicret’in ardından henüz bir yıl geçmiştir ki müşrikler atlanır pusatlanır, Medine'yi basmaya kalkarlar. Efendimizin kızı Zeyneb’in kocası Ebü'l-Âs da aralarındadır, mecburdur bir bakıma, Kureyş liderlerine itiraz eden Mekke'de barınamaz bir daha.
Evet kılıç kuşanır, ancak elini kabzaya atmaz, kenarda durur, savaşa karışmaz. Müslümanlar onu kolayca yakalar, esirlerin arasına koyarlar.
Şimdi bunları ne yapmalı?
Efendimiz eshabı ile istişare eder, Hazret-i Ömer “bunlar kafirlerin önderleri, yaşatmayalım” dese de umumi  temayül “fidye karşılığında serbest bırakılmaları” hususundadır.

HAZRET-İ HATİCE'NİN HATIRASI
Parası olandan alır, olmayana (dikkat) “on çocuğa okuma yazma öğretme” şartı koyarlar.
Ebü'l-Âs, Hazret-i Zeyneb'e haber gönderir, o da bir miktar para ile anneciğinin düğünde taktığı gerdanlığı yollar. Resul-i Ekrem fidyeler arasında Hazret-i Hatice'nin hatırasını görünce mahzun olur, gözleri yaşarır. Sahabeler haklarından feragat eder, gerdanlığı Ebul Âs’a geri verir "al sen bunu” derler, “götür Zeyneb kardeşimize tak".
Resulullah, damadı Ebü'l Âs'tan, kızı Zeyneb'i Medine'ye yollama sözü alır. Yeni gelen emir ile "Müslüman hanımlar, müşrik erkeklere haram kılınmıştır" zira.
Ebü'l Âs sözünde durur. Mekke'ye varır varmaz, Hazret-i Zeyneb'e "Gözün aydın, Medine'ye gidiyorsun" der, "haydi hazırlan!" Zeyneb radıyallahü anhâ anneciğinin kabrini ziyaret eder, kızı Ümame ve oğlu Ali ile yola çıkar. O günlerde hamiledir ayrıca, Ebü'l Âs onu uğurlarken bir hoş olur, hıçkırıklarını zor saklar. Bir yere kadar bizzat gelir, sonra kardeşi Kinane'yi muhafız katar yanlarına.

HİÇ ACIMADAN
Müşrikler haberi duyunca ayaklanır, soluk soluğa bir takip başlatırlar. Nitekim Zîtuva mevkiinde onlara ulaşırlar. Hazret-i Zeyneb'in bindiği deveyi mızrakla dürte dürte ürkütür, hevdecin (bir nevi tahtırevan) urganlarını keser, hamile kadıncağızı yere yuvarlarlar. Karnındaki bebek düşer, acı, ızdırap... Ortalık kan revan...

HEP BEYİNİ DÜŞÜNÜR
Kızı Ümame ve oğlu Ali şaşkındır, annelerine sarılıp ağlaşırlar. Usta bir atıcı olan Kinane yayını gerince müşrikler durur, "seninle meselemiz yok" derler, “sakın yapma.” O esnada Ebu Süfyan gelir. Kinane'yi kenara çeker "Niye böyle güpegündüz yola çıktınız” diye sorar, “Kureyş bunu hazmedemez, size saldırırlar, ben de mani olamam. Şimdi geri dönün, üç beş gün oyalanın, sonra bir gece vakti saklıca..."
Teklif mâkuldür, denileni yaparlar. Atike Hâlâ’nın müşfik bakımıyla nispeten toparlanan Hazret-i Zeyneb bir gece sessizce Mekke'den çıkar. Mescid-i Haram'a 10 km uzaklıkta Batn-ı Ye'cec mevkiinde kendilerini bekleyen Zeyd bin Hârise ve arkadaşlarının (radıyallahü anhüm) muhafazasında yola koyulurlar. Yolda hep beyini düşünür, dualar eder yalvara yakara. Dile kolay, Ebü'l Âs ile 16 yıl aynı yastığa baş koymuştur ve efendisi bir kere bile kaba davranmamıştır ona. Minik kafile yıpratıcı bir yolculuktan sonra Medine'ye vasıl olsa da gözü arkadadır hâlâ. Ah bir gün beyi de gelir mi, iman eder mi huzurda…
Ebü'l Âs da mahzun olur, biricik hanımını unutabilmek için kervanlar tertipler, vurur sahraya. O şehir senin, bu şehir benim,  gezinip avunmaya bakar.

ESARET AZAD
Hicri 6. yıldır... Ebü'l Âs  kervanıyla Şam'dan dönüyordur, Zeyd bin Harise’nin komutasındaki seriyye tarafından kuşatılırlar. Müminler teslim olanın canını yakmaz, itmez, kakmaz, elini ayağını bağlamaz. Gölgeye alır, döşek gösterir, su verir, yemek sunarlar. Ona da müşfik davranırlar.
Düşünün hanımı birkaç sokak ötededir, Ebü'l Âs seher vaktini bekler, müminler namazda iken gider Hazret-i Zeyneb'in kapısını çalar. Kocasını eşikte gören Zeyneb radıyallahu anhâ hemen mescide koşar ve Ebü'l Âs'a eman verdiğini açıklar. Efendimiz "Zeyneb'in eman verdiğine biz de veririz" buyururlar.
Fahr-i Kâinat "Kızım, ona ikramda bulun. Fakat uzak dur. Çünkü birbirinize helâl değilsiniz" buyururlar.
Hazret-i Zeyneb kocasını oğlu ve kızıyla içeri aldırır, sofra yollar. Efendimiz Ebü'l Âs'ın içindeki kıpırtıların farkındadır. Damadının kalbini İslam'a ısındırmayı çok arzular. Nitekim eshabıyla yaptığı istişarenin ardından kervanı tek pul almadan geri verir, adamlarını da serbest bırakırlar.  
Ebü'l Âs Mekke'ye varır. Mezkur kervanda hissesi olanlara mallarını teslim ettikten sonra sorar. "Bende alacağı olan kaldı mı?"
- Hayır!
- Hesabı görülmeyen, parasını almayan?
- Yok.
- Öyleyse iyi dinleyin. Vallahi ben Medine'de Müslüman olmaya karar verdim, sırf "mallarımızın üzerine konmak için din değiştirdi" demeyesiniz diye imanımı sakladım. Şimdi emanetleri teslim ettiğime göre mâni kalmadı. Eşhedü en la ilahe illallah...
Donar kalırlar, ortaya koyduğu servet göz ardı edilecek gibi değildir zira. Kolayca el koyabilmek varken sen tut hazine dağıt ortaklara. Gel de saygı duyma.
Ebü'l Âs güpegündüz Münevver Beldeye yönelir, biri bile çıkmaz karşısına.

MUTLU SON
Efendimiz kızıyla damadının nikâhını tekrar kıyar. Hazret-i Zeyneb nasıl sevinir anlatılamaz. Çok şükreder, mutluluktan ağlamaya başlar. Ancak...
Ancak deve üzerinden düşürüldüğünde aldığı yaralar onu çok hırpalamıştır. Kocası ile buluştuktan 2 yıl sonra kavuşur rahmet-i rahmana...
Hicri 8… Otuz yaşına girmemiştir daha.
Narin Zeyneb’in nurlu naaşını muhterem annelerimizden Hazret-i Sevde ve Ümmü Seleme yıkar. Hanım sahabîlerden Ümmü Eymen ile Ümmü Atıyye (radıyallahü anhüma) yardımcı olurlar.
Efendimiz biricik kızını kendi gömleklerine sardırır, cenaze namazını bizzat kıldırır ve elceğizi ile bırakır toprağa.
Çıktıklarında sevinç içerisindedir! "Zeyneb'in zayıflığını düşündüm. Allahü teâlâ'dan onun kabrini genişletip sıkıntısını gidermesini diledim. Duamız kabul oldu" buyururlar.
Peki Ebü'l Âs?
Hanımının vefatından sonra sadece bir kaç gün yaşar, o da gözlerini yumar. Ayrılığın olmadığı âlemde buluşurlar. Ne aşk ama...

EN SEVDİĞİME!
Fahr-i Kâinat Hazret-i Zeyneb'in yetimlerini şefkatle bağrına basar. Düşünün Ümâme mescidde namaz kıldıran dedesinin omuzlarına çıkar. Efendimiz her rükûya eğilişinde torununu itina ile yere koyar. Secdeden kalkarken tekrar omuzlarına alırlar.
Hani o camilerde çocuklara “hıışşt” diye parmak sallayanlar var ya, burayı bir daha okusunlar.
Eve hediye olarak bir takı getirildiğinde Efendimiz "Bunu en sevdiğime vereceğim" buyurur, yetim kızcağızın boynuna takar. Ki o Ümame, Hazret-i Fatıma'nın ardından hanım olacaktır, Hazret-i Ali gibi bir sultana.
İslam ordusu Mekke'ye girerken Efendimiz (sallalahü aleyhi ve sellem) Zeyneb'in oğlu Ali'yi devesine alırlar. Bir çocuk için ne unutulmaz hatıra.  
Bakın şu işe ki muhabbet, zarafet, sadakat denilince adı hatırlanan Hazret-i Zeyneb'in kabri başında çatık kaşlı zorbalar nöbet tutuyor. Dünyanın dört bir yanından gelen gözü yaşlı ehl-i beyt âşıklarını itiyor, dürtüyor, kovuyor kalplerini kırıyorlar.

 

14.04.2021 - 03:20