Edep timsali iki inci

Edep timsali iki inci

Efendimiz Bedir zaferinin sevinciyle Medine'ye döndüğünde ciğerpâresinin vefat haberini alır... Bir evlat acısı bitmeden sanki diğeri gelir, gözyaşları diğer evladının da kabrini nurlandırır...

ÖMER ÇETİN ENGİN

Hazret-i Rukayye (radıyallahü anhâ) doğduğunda Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) otuz üçündedir, cennet yaşında. 
Ablası Zeyneb gibi Rukayye’yi de büyük bir şefkatle bağrına basar. 
Sonra Ümmü Gülsüm doğar. Rukayye ile birlikte birlikte büyür, boylanırlar. 
İkisi de edepli, sevimli, becerikli kızlardır. Efendimizin amcası Ebû Tâlib bayılır onlara, sırf yabancıya gitmesinler diye kardeşi Ebû Leheb'in oğulları Utbe ve Uteybe’ye ister. 
Efendimizin amcaları Ebû Talib’e karşı büyük bir saygısı vardır, kıramaz asla.
Hatice validemiz, kızlarının Ümmü Cemile gibi cerbezeli bir kaynana yanına gitmelerini istemez ama sesini de çıkarmaz. 
Kureyş’te bir âdet vardır, gelin olacak kızlar düğünden önce bir ay kadar dünür evinde kalır, o ailenin tertibine düzenine alışırlar. 

ELLERİ KURUYASICA
İşte tam da o günlerde Efendimize vahiy gelir ve İslâm’ı tebliğe başlar.
Bu büyük davayı önce akrabalarına anlatmalıdır. Bir yemek hazırlatır, amcalarını davet eder, yeğenler, halalar. 
Neyle vazifelendirildiğini anlatıyordur ki Ebû Leheb patlar. “Elleri kuruyasıca” der, “Bizi bunun için mi topladın yoksa?” 
Ebû Leheb’in karısı Ümmü Cemil de kocasından aşağı kalmaz, kırıcı konuşmalar yapar.  
"Ebû Leheb'in elleri kurusun" meâliyle başlayan Tebbet sûre-i celilesi nazil olunca Ümmi Cemil’i iyice heyheyler basar Efendimize nasıl zarar verse acaba?
Ve ilk aklına geleni yapar, oğullarını kışkırtır, onları Rukayye ve Ümmü Gülsüm’ü boşamaya zorlar.  
O devir Mekke’sinde bir kızın geri gönderilmesi büyük hakarettir, itibar kaybettirir babasına. 
Ama vaki olanda hayır vardır, Hazret-i Rukayye ve Ümmü Gülsüm cendereden kurtulmuş olurlar. 

ZİNNÛREYN...
Utbe’nin boşadığı Rukayye Osman radıyallahu anh gibi zengin, zarif, hatırnaz bir mümine hanım olur. Hani o, Efendimizin “hayâ sahibi” dediği Affan’ın oğluna. 
Aradan geçen yıllardan sonra Utbe de iman edecek katılacaktır halkaya. 
Şüphesiz pişman olmuştur yaptıklarına. 
Rukayye (radıyallahu anha), Hazret-i Osman ile evlendikten sonra Habeşistan'a hicret eden kafile içinde yer alır. Efendimiz uzun süre kızından haber alamaz. "Osman, Hazret-i İbrahim ile Hazret-i Lût'tan sonra karısı ile birlikte ilk hicret edendir” buyururlar. 
Rukayye (radıyallahu anha) ilk çocuğunu zayii eder. Bir oğlu daha olur (Abdullah) İki yaşında iken yüzünü horoz gagalar o da yürür dar-ı bekaya.
Hazret-i Osman ve Rukayye, Mekke'de gerginliğin bittiği şeklinde haberler alır ve  dönerler yurtlarına. Bakarlar baskı devam ediyor fazlasıyla, Medine’ye hicret ederler bu defa.

HENÜZ 22 YAŞINDA  
Bedir Savaşı’ndan kısa bir süre önce Rukayye rahatsızlanır, Efendimiz Hazret-i Osman’ı muharebeye götürmez, hanımının başında bırakırlar. Zafer haberleri Münevver Beldeye ulaştığında Rukayye ruhunu teslim etmiştir. Efendimiz çok sevdiği kızının cenazesinde bulunamaz. 
Rukayye'nin naaşını Ümmü Eymen yıkar, kefenler. Cenaze namazını kocası Hazret-i Osman kıldırır. Sonra da Mescid-i Nebî'nin yanındaki Baki kabristanında defnedilir ki, henüz 22 yaşındadır daha. 
Hazret-i Ömer Rukayye’nin vefatı dolayısıyla ağlayan kadınlara mâni olmak ister.  Efendimiz “bağırıp çağırmadan ağlamanın merhametten kaynaklandığını” söyler, serbest bırakırlar. 

ÜMMÜ GÜLSÜM
Ümmü Gülsüm radıyallahu anha, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin üçüncü kızıdır... Ablası Rukayye Habeşistan’a gidip nispeten rahatlar ama o Mekke müşriklerinin baskı ve saldırılarını yakinen yaşar. Ambargo yılları, dayanılmaz bir eza, cefa. Annesi ve iki ablasının vefatlarını gördüğünde gencecik bir kızdır daha. Babası gibi metanet sahibidir, sığınır sabra. 
Biliyorsunuz, o da Ebû Leheb’in oğullarından Uteybe ile nişanlıdır zamanında. 
Evet eniştesi olacak Utbe de ablasını boşar ama Uteybe daha ileri gider. 

EDEPSİZ UTEYBE
Efendimize “Senin dinini inkâr ettim, kızını da boşadım. Sen beni sevmezsin, ben seni sevmem” der ve üzerine hücum edip mübarek gömleğini yırtar. 
Resûl-i ekrem hayatı boyunca çok az beddua etmiştir, biri de isabet eder ona.
- Allahım, Uteybe’nin üzerine canavarlarından birini musallat eyle!
Uteybe mel’unu başına iş geleceğinden emindir artık yola filan çıkmaz. Kureyş tüccarları Şam’a giderken onu da çağırırlar, “Korkma” derler “bu kadar silahlı adamız, dört bir yanda muhafızlar. Gece kenarlarda biz yatarız seni alırız ortaya.”
Zerka mevkiinde konaklar, dedikleri gibi onu kuşatırlar.  Sabah baksalar ki, paramparça.  Kurt mu çakal mı bilmiyoruz, böyle büyük yaraları aslan açabilir anca. 
Resûlullah Efendimiz, Rukayye’nin vefatından sonra diğer kızı Ümmü Gülsüm’ü de  Hazreti Osman’a nikâhlar.
Ümmü Gülsüm (radıyallahü anhâ) Hazret-i Osman ile altı sene, mesûd bir hayat yaşar. Hudeybiye muâhedesinde Beyat-ı Rıdvan’da bulunur, kaza umresine, Mekke Fethi’ne iştirak eder.

BİR KIZIM DAHA OLSAYDI
Babası ve kocası Tebük Seferi’nde iken hastalanır. İslâm ordusu Medine'ye girdiğinde yürür rahmet-i rahmana. Namazını Resûlullah Efendimiz kıldırır. Defnolunurken kabri yanında durur, mübarek gözlerinden yaşlar akar. Resûlullah Efendimiz, damadına döner “Ya Osman” buyururlar, “bir kızım daha olsaydı onu da verirdim sana.”
Ona bu yüzden, "Zinnûreyn” (iki nur sahibi) denir. 
Hazreti Osman talipleri hem nübüvvet, hem de vilayet yolunda yetiştirebilir. "Zinnûreyn” diye anılmasının bir sebebi de budur ayrıca. 

15.04.2021 - 02:57