Resulullah'ın göz bebği, cennet kadınlarının seyyidesi Fatıma-tüz Zehra

Resulullah'ın göz bebği, cennet kadınlarının seyyidesi Fatıma-tüz Zehra

Cenab-ı Peygamber onun için buyurdu ki: "Kızım Fatıma’nın adı ‘Allah onu ve sevenlerini Cehennemden korur’ manasına gelir"

Fatıma benden bir parçadır. Onu inciten beni incitmiş olur. [Hakim]
Hatice, dönemindeki kadınların en iyisidir. Meryem, dönemindeki kadınların en iyisidir. Fatıma, dönemindeki kadınların en iyisidir. [Bezzar]
Bir melek geldi. Hasan ve Hüseyn’in Cennet gençlerinin seyyidi, Fatıma’nın da Cennet kadınlarının seyyidesi olduğunu müjdeledi. [İ. Asakir]
Allahü teâlâ, Fatıma ve nesline Cehennemi haram kıldı. [Hakim, Taberani]
Ya Fatıma, Allahü teâlâ senin gazabın için gazap eder, senin rızan için razı olur. [Hakim]
Fatıma’yı Ali’den çok severim, Ali bana, Fatıma’dan kıymetlidir. [Hakim]
Kızım Fatıma’nın adı “Allah onu ve sevenlerini Cehennemden korur” manasına gelir. [Deylemi]
Hazret-i Fatıma (radıyallahü teâlâ anha), Peygamber efendimizin, Hazret-i Hatice validemizden olan en küçük kızıdır. Hazret-i Meryem gibi, onun için “Betül” tabiri kullanılır ki temiz ve iffetli demektir.
Hatice validemiz vefat ettiğinde Fatıma-tüz-Zehra 10 yaşındadır daha. Efendimiz hem anne, hem baba olur biricik kızına.
Mekkeli müşrikler, kibirli, müstehzi ve saldırgandırlar. Nerede ne yapacakları belli olmaz. Babası evden çıktığında Hazret-i Fatıma endişelenir, dualar eder ardı sıra.
Nitekim mübarek babasının hırpalanmasına, hakarete uğramasına şahit olur defalarca. Mesela o gün Server-i âlem (sallallahü aleyhi ve sellem) Mescid-i Haram'a gitmiş, secdeye kapanmışlardır. Müşrikler getirip bir deve işkembesini üstüne bırakırlar.
Efendimiz namazını bozmaz, zorbalar gülmekten bayılırlar. İşte o sıra Hazret-i Fatıma koşarak gelir, mübarek babasını işkembelerden, bağırsaklardan kurtarır. Üstünü başını siler anne şefkatiyle. O gün kahkahadan kırılanların alayı kırılacaktır.
Bedr'de Ebû Cehil ve Ukbe bin Muayt ayaklarından sürüklenip atılacaktır kör çukura.
Server-i âlem, Hazret-i Ebu Bekir ile Medine-i Münevvere’ye hicret ettiler biliyorsunuz. Hanımı Sevde, kızları Ümmü Gülsüm ve Hazreti Fâtıma Mekke'dedir daha. Onları getirmeleri için, Zeyd bir Harise ile Ebû Râfî’i Mekke’ye yollar. Hazret-i Zeyd’in zevcesi Ümmü Eymen ve oğlu Üsâme’yi de (radıyallahü anh) alıp münevver beldeye ulaşırlar.

AKD-İ NİKÂH
Ebû Bekir, Ömer ve Sa’d ibni Muaz (radıyallahü anhüm) mescidde konuşmaktadırlar. Söz Hazret-i Fatıma'dan açılır, Hazret-i Ebu Bekir "Ali’den gayri herkes istedi. Kimseye iltifât olunmadı" der, "gelin varalım, Ali’ye soralım, bakalım gönlü var mı? Eğer fakîrliğini öne sürerse yardım edelim ona."
Hazret-i Ali ensârdan birinin hurmalığını sulamaktadır o ara. Misafirlerini muhabbetle karşılar, teklifi duyunca gözleri yaşla dolar.
Ah keşke ama neyimle?
Hazret-i Ebubekir cesaret verir, “Sen Hane-i saadete git arzet, gerisi kolay.”
Ümmü Seleme (radıyallahü anha) anlatır. Hazret-i Ali geldi, mahcup bir şekilde talebini dillendirdi. Baktım Resûlullah (aleyhisselâm) tebessüm etti. "Sana müjdeler olsun Ya Ali. Hak teâlâ semâvâtta, senin ile Fâtıma arasında akd-i nikâh etti" buyurdular.
Hazret-i Bilâl, Muhâcirîn ve Ensârı mescide toplar, Efendimize minbere çıkar. Hamd ve sena eyledikten sonra, “Ey müslümanlar, biliniz ki, kardeşim Cebrâil gelip haber verdi. Hak teâlâ, melâikeyi Beyt-i mamura cem’ edip buyurdu ki: “Fâtıma binti Muhammed’i kulum Ali ibni Ebî Talib’e verdim, akd ettim.” Biz de emir üzerine bu akd-i tecdîd edip şahitler huzûrunda akd-i nikâh edelim.

VAR MI ZIRH İSTEYEN?
Devrin Medine evleri çok sadedir. Yeni evlenenler için dört kerpiç duvar, bir yaprak çatı yeter artar. Hurma lifinden bir yatak, ufak bir hasır ve üç beş kap kacak... İyi de Hazret-i Ali'nin bütün serveti kılıcı ve zırhından ibarettir. Ev eşya hayaldir daha. Kılıcına kıyamaz ama bundan böyle zırhsız da savaşabilir pekala. Bakın şu tevafuka o gün Hazret-i Osman pazar yerindedir.  Tellâlın elindeki zırhı görür ve tanır. Adamcağızı kenara çekerek sorar:
- Sahibi ne istiyor buna?
- 400 dirhem.
- Pazarlık edebiliriz değil mi?
- Az birşey kırmaya yetkimiz var tabii, yeter ki talip ol mala.
- 800 dirhem!
- Anlayamadım? Alay etmiyorsunuz ya.
- Buyur paranı.
- Böyle ticaret mi olur?
- Asıl ticaret böyle olur.
Tellal bedeli alır, zırhı uzatır. Hazret-i Osman "Senden bir şey rica etsem?"
- Tabii buyrun.
- Şimdi bu zırhı al ve götür sahibine ver. Eğer satmakta ısrar ederse, yine getir bana.
- Bir daha mı alacaksınız?
- Kaç kere gerekiyorsa.

 SADELİK ESAS
Efendimiz bu paranın dört yüz dirhemini (günümüz parası ile 38 altın) mehir olarak Hazret-i Fâtıma'ya ayırır. Hazret-i Fâtıma kendisine en güzel mihrin kıyamet günü İslâm ümmetinin affedilmesi olacağını söyler ve bilhassa dua eder ümmetin hanımlarına. Paraları düğünde harcasın diye Hazret-i Ali’ye bağışlar.
Efendimiz bir kısmını Hazret-i Ebû Bekir'e verir çarşıya yollar. Sadık dostu gider bir yün döşek ile içi hurma lifi dolu bir yastık alır. Sonra kap kacak filan. Efendimiz görünce hislenirler “Yâ Rabbi!" derler, "en iyi kapları toprak çanak olan bu kullarına bereket ver”
Ümmü Seleme (radıyallahü anha) ıtır (esans) alır gençlere.
Düğün şatafattan uzaktır, misafirlere bal şerbeti, hurma ve gül suyu ikram edilir. Yağ ve yoğurttan mamul düğün yemeği verilir. Yedi yüz misafir doyar. Allah bereketini verir, yeter, artar.
Hazret-i Fatıma için Mescid-i Nebiye bitişik, toprak zeminli bir ev yapılır, üç minderi, yaygısı, yastığı, bir koyun postu, el değirmeni, eleği,  kırbası, testisi, meşin bardağı, hurma yaprağından örülmüş bir sedir, iki elbise ve ayaklarını örttüklerinde başlarını açıkta bırakan küçük bir yorgan.

16.04.2021 - 06:59