Fatıma anamızın gülleri

Fatıma anamızın gülleri

Zeyneb ve Ümmü Gülsüm bint-i Ali hem malumatlıdırlar, hem de hita- betleri ile tanınırlar

Hazret-i Ali ve Hazret-i Fatıma’nın (Allah şefaatlerine nail eylesin) çocukları denince aklımıza Hazret-i Hasan ve Hazret-i  Hüseyin geliyor ilk anda. Ancak bir oğlu daha var Muhassin. (Muhsin)
Hazret-i Ali (kerremallâhü vecheh) oğlunun adını Harb koymayı ve "Ebû Harb" diye anılmayı arzular. Resûlullah Efendimiz gelir şirin bebeği kucaklarına alır sorarlar: “Oğluma ne ad koyacaksınız?”  
-Harb!
Server-i âlem sallallahü aleyhi ve sellem Muhassin (ihsan eden bağışlayan) ismini münasip bulurlar. Ki mana olarak da Hasen ve Hüseyn’e yakındır. (Ahmed bin Hanbel)
Muhassin küçük yaşta vefat eder, beşikten alırlar, mezara.
Evlâd acısını yaşayan bilir, zor imtihan.

EVİN GÜLLERİ
Hazreti Fatıma’nın, Zeyneb ve Ümmü Gülsüm adında iki de kızı olur.
Zeyneb çok olgun bir çocuktur, zekâ küpüdür âdeta. Hazret-i Ali’nin Fâtıma’dan sonraki eşleri Ümmü’l-Benîn bint Hizâm (Ömer bin Abdülaziz’in kardeşidir, muhaddis ve fakihedir),  Leylâ bint Mes‘ûd, Esmâ bint Umeys (Cafer-i Tayyar’ın dul kalan hanımı) eşsiz insanlardır. Çocukları hoş tutar ilim ve edeple donatırlar.
Zeyneb'in muazzam bir hafızası vardır, öğrenmeye meraklıdır, fıkhi meseleleri kolay çözer ve çok güzel anlatır. Meselelere yaklaşımı ve bulduğu çarelerle babasını bile şaşırtır. Muhteşem bir hatiptir, Araplar arasında “Akīletü Benî Hâşim” diye tanınır.
Evlilik çağına geldiğinde birçok tâlibi bulunmasına rağmen babası (Hazret-i Ali) onu amcası Ca‘fer-i Tayyar’ın oğlu Abdullah'a verir. Abdullah babasının hicret ettiği dönemde Habeşistan’da dünyaya gelmiştir, asil, zengin ve cömert bir sahabedir. Bu evlilikten Ali, Avn, Muhammed, Abbas ve Ümmü Gülsûm adlı çocukları doğar.
Hazret-i Ali’nin hilâfeti döneminde Zeyneb kocası Abdullah’la birlikte Kûfe’ye yerleşir. Her ne kadar kendilerine saygılı davranılsa da ihtiyatla yaklaşır onlara. Nitekim mâlum sefer öncesi Hazret-i Hüseyin’i “Kufe’ye gitmemesi ve Kufelilere güvenmemesi” hususunda ikaz eder, vazifesini yapar.
Kerbela hadisesinden sonra çileli günler yaşar, Şam’da ve Kahire’de makamları var.

ÜMMÜ GÜLSÜM BİNT-İ ALİ
Ümmü Gülsüm “güzel yüzlülerin annesi” gibi bir manaya gelir ve Efendimizin sevdiği isimlerden biridir. Hatırlarsanız muhterem kerimelerine de bu ismi vermişlerdir, yani teyzesinin adını taşır bir bakıma.
Ümmü Gülsüm doğduğunda Hazret-i Ali seferdedir, döndüğünda sevimli bebeği kucağına uzatırlar. İsmini Âlemlerin Efendisi koymuştur bu yüzden çok değer verir kızına. Çocuklarına bir kardeş daha gelmiş, evi şenlenmiştir, şükreder Allah'a.
Ümmü Gülsüm önce mübarek dedesini, ardından biricik annesini kaybeder. Hazret-i Ali onlara hem babalık hem de annelik yapar. Sevimli öksüzlerin boynunu eğik tutmaz.
Ümmü Gülsüm ilme meyyaldir, bildiğini anlatmakta zorlanmaz. Medine kadınları sohbetine hayran olurlar. İlerleyen yıllarda Hazret-i Ömer ile evlenecek huzurlu bir yuva kuracaktırlar.  
Devlet geleneğine aşinadır, İslâmiyetin Arabistan hudutlarını aştığı günlerde İmparator Herakl'e bir postacı çıkarılır. Ümmü Gülsüm de Herakl'in eşine bir hediye yollar.
Herakl’ın hanımı bu incelikten fevkalade mütehassis olur, bir mektupla teşekkür edip yanına değerli bir gerdanlık koyar.
Hitap açıkça onadır: “Müslümanların Peygamberinin torunu ve Halîfesinin hanımına!”  
Postacı emaneti Hazreti Ömer’e bırakır, Emir-ül müminin gerdanlığı görünce arkadaşlarına sorar. “Bunu ne yapmalı acaba?”
Meclisten Ümmü Gülsüm'e (radıyallahu anha) verilmesi kararı çıksa da kul hakkından korkar, beytülmâle bırakır. Kendi parası ile başka bir hediye alır, hanımının gönlünü yapar. Normalde kadınların incineceği bir mevzuudur “Ümmü Gülsüm “doğrusu oydu” der, destek olur kocasına. 

YEK HUN BİN GAM
Ümmü Gülsüm annemizin Hazret-i Ömer’den Zeyd adında bir oğlu, Rukıyye adında bir kızı olur. Onları itina ile yetiştirir, ki faziletleri ile tanınırlar.
Hazret-i Ömer mecûsi bir köle (Ebû Lü'lü) tarafından şehit edilince  Hazret-i Ali  kızının dul kalmasını uygun bulmaz, Merhum Hazret-i Ca'fer'in oğlu Avn'a nikâhlar. Avn güzel huylu ve hatırnaz bir insandır, hanımını hoş tutar. Ancak mutlulukları uzun sürmez, Avn ibni Ca'fer’in vefatıyla dul kalır bir daha.
Dünya rahatlık yeri olsa, Allahü teâlâ habibinin torununa nimetler yağdırır.
İnsan bin damla kan bin elem demişler, Ümmü Gülsüm de musibetler yaşar.  
Hazret-i Ali zehirli kılıçla yaralandığında evine kaldırılır. Şehit olana kadar babasının başucundan ayrılmaz.
Acısı büyüktür ama o bir peygamber torunudur, boyun büker, sabreder, metanetini bozmaz.
Zaten dünyaya ve dünyalığa meyli yoktur, büyük bir gayretle ahirete hazırlanır ondan sonra.
Ümmü Gülsüm, Avn’ın vefatından sonra onun kardeşi Muhammed ile evlenir. O da hayata veda eder. Bu sefer Hazret-i Ca‘fer’in diğer oğlu Abdullah ile yuvasını kurar. Kaynanam (yengesi) Esmâ bint Umeys’ten utanıyorum” der “iki oğlu da benimle evliyken vefat etti, Rabbim üçüncüsünün acısını yaşatmasın ona.”
Duası kabul olmalı ki gözlerini kocasından önce yumar.
Bakın şu tevafuka ki oğlu Zeyd de aynı gün ruhunu teslim eder. Benî Adî’de kavga eden gençleri ayırmak isterken kılıç yarasıyla…

HATUN KİŞİ NİYETİNE
Cenaze namazını Abdullah İbni Ömer kıldırır. Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyn saf tutar.
Ha unutmadan söyleyelim kızı Rukıyye İbrâhim bin Nuaym ile huzurlu bir yuva kuracaktır. Siz onun ceddini tanıyorsunuz. Hani Hazret-i Ömer iman etmeden evvel hışımla gidiyordu da biri "vazgeç, kız kardeşin Fatıma ile enişten Said bile Müslüman oldu, neyin davasını sürüyorsun hâlâ” demişti ya.
İşte Nuaym bin Abdullah odur ve ilk on Müslüman içindedir, çok tevbe eder, çok ağlar. Bu yüzden nehhâm (göğsü hırıldayan) diye tanınır sahabe arasında.
Aleyhisselatü ve selâm efendimiz “Nuaym’ın göğsünün hırıltısını cennette işittim” müjdesini verir.
O mübarek de Mute’de şehit düşecektir daha sonra.
Rabbim şefaatlerine nail eylesin. Mâkâmları âlâ ola.

17.04.2021 - 07:10