Anneciğim işte su

Anneciğim işte su

Soğuk bir kış günü, hasta annesine suyu zamanında vermek için buzlu testiyi sabaha kadar elinde tuttu... Öyle ki, parmakları testiye yapıştı. Annesi bunu öğrendiğinde öyle dua etti ki, işte ne olduysa bu duayla oldu...

ÖMER ÇETİN ENGİN

Veliler... Evliya... Allahü teâlânın dostları... Ne demek iyi düşünmeli... Rabb’imizin kendine dost edindikleri onlar...
İnsanların kalplerini yakan; kalpleri Allahü teâlâ ve Resûlünün (aleyhisselam) aşkı ile yanan nurlu büyükler... Bizzat Sevgili ve Şanlı Peygamberimiz ‘sallallahü aleyhi ve sellem’ alametlerini haber vermiş: Evliya ol kimselerdir ki, onlar görülünce Allah hatırlanır, diye...
Osmanlı zamanında Anadolu toprakları kum gibi evliya yatağıydı... Şimdi onlara ne kadar da hasretiz... Düşünebiliyor musunuz? Her mahallede bir veli... Sıkıldığınız, bunaldığınız zaman kapısı size ardına kadar açık... Hemen huzuruna koşturuyorsunuz; o gül yüzünü görerek, tatlı sözlerini işiterek kendinize geliyorsunuz. Sizi kurtarıyor o sıkıntının dünyaya bağlayıcı etkisinden... Ötelerden nimetler ikram ediyor size... Dağ gibi sıkıntıyla gidiyorsunuz; kuş gibi hafiflemiş, bulutların üzerinde dönüyorsunuz geriye...
Rabb’imizin bu dostları için insanı iliklerine kadar titreten bir ölçü var. İslam büyükleri koymuşlar o ölçüyü: Veliler o mertebeye namazla, oruçla yükselmediler. Güzel ahlakla yükseldiler... Namaz ve oruç zamanı geldiğinde zaten farz...

Büyükler büyüğü Bâyezîd-i Bistâmî ‘kuddise sirrehül aziz (Allah onun sırrını temiz, mübarek ve mukaddes etsin)’ ne zaman caminin kapısına gelse gözyaşlarına boğulur. Talebeleri niye böyle ağladığını sorarlar. Şu cevap karşısında insan nasıl kendinden utanmaz;
- Vücudumla camiyi kirleteceğim diye üzülüyorum. Ağlayarak tevbe ediyorum. Ondan sonra girebiliyorum...
O zamanın büyükleri, “Bâyezîd'in veliler arasındaki yeri Cebrail aleyhisselamın melekler arasındaki yeri gibidir” buyuruyorlar... O ise kendini nasıl görüyor... Bizler de her önümüze gelenden üstün görürüz kendimizi. Huzur yüzü bulamayız da sebebini bilemeyiz. Nasip işi çünkü...

PARMAKLARI TESTİYE YAPIŞTI

Soğuk ve dondurucu bir kış gecesi idi. Annesi yattığı yerden oğluna seslenip su istedi. Bâyezîd-i Bistâmî (radıyallahü anh) hemen fırlayıp su testisini almaya gitti. Fakat testide su kalmamış olduğundan çeşmeye gidip testiyi doldurdu. Buzlarla kaplı testi ile annesinin başına geldiğinde annesinin tekrar dalmış olduğunu gördü. Uyandırmaya kıyamadı. O hâlde bekledi. Nihâyet annesi uyandı ve “Su, su” diye mırıldandı. Bâyezîd elinde testi bekliyordu. Şiddetli soğuk te’sîri ile eli donmuş parmakları testiye yapışmış idi.

ANNE DUASIYLA GELEN BÜYÜKLÜK

Bu hâli gören annesi “Yavrum, testiyi niçin yere koymuyorsun da elinde bekletiyorsun?” dedi. Bâyezîd-i Bistâmî “Anneciğim uyandığınız zaman, suyu hemen verebilmek için testi elimde bekliyorum” dedi. Bunun üzerine annesi “Yâ Rabbî! Ben oğlumdan râzıyım. Sen de râzı ol!” diye cân-ü gönülden duâ etti. Belki de annesinin bu duâsı sebebiyle Allahü teâlâ ona evliyâlığın çok yüksek mertebelerine kavuşmayı ihsân etti.

KÖPEĞE GÖSTERİLEN TEVAZU…

Bir gün bu büyük veli dar bir sokaktan talebeleri ile geçmektedir. Karşıdan bir köpek gelir. Cübbesini toplar kenara çekilir. Onu gören talebeleri de hocalarının yaptığını yaparlar. Ancak bir talebesinin kalbinde “Hocamız çok mütevazı ama bir köpeğe de tevazu yapılır mı?” diye bir düşünce peyda olur. Hemen ona dönerler...

- Evlat o köpek lisân-ı hâl ile bana ne dedi biliyor musun?.. Talebe mahcuptur... Devam eder büyük veli: Bana dedi ki, “Ey Bâyezîd... Allahü teâlâ seni zamanın kutbu olarak yarattı. Beni de bir köpek olarak yarattı. Bunda ne senin ne de benim bir tesirim var. Rabb’imiz dileseydi beni Bâyezîd olarak yaratıp seni köpek olarak yaratabilirdi. Sakın kendinde bir üstünlük görme”...
Ben de dedim ki, “Senden cübbeme necaset sürünmesin. Namazıma mâni olur diye çekindim”...
O da bana dedi ki, “Ey Bâyezîd. Benden sana bulaşacak necaseti bir testi su temizlerdi. Senin kalbinde ise öyle bir kibir var ki, yedi derya bir araya gelse temizleyemez”. Bu sözlerin taraf-ı ilahiden söyletildiğini anladım ve o köpeğe yol verdim evlat...
Bu nasıl bir ahlaktır... Tevazu... Emsalsiz tevazu... Kibir sadece kibirliye gösterilir. Biz ise neredeyse 24 saatin hepsinde kibir gösteriyoruz.
Bu büyüklerin ikliminden uzaklaştıkça (uzaklaştırıldıkça) huzur, bereket kalmadı hayatımızda. Samimi dostlar edinemez olduk. Şehirlerimiz birbirine tafra yapan insanlarla dolu. Maske üzerine maske takan insanların oluşturduğu metropollerde yaşıyoruz artık.

SİDRE'DE İLİKLERİ TİTRETEN DUA…

Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri ruh yolu ile Mir'âc'a yükseltilir. Mübarek Sidretü’l-Münteha'ya varır… Orada bir dua eder: Allah'ım beni benliğimden kurtar… Yani beni benden kurtar… Nefsimden kurtar… Cevabı ilahi gelir: - Bunun için Habibimin ayağının tozunu gözüne sürme eyle… Yani O'nun emir ve yasaklarına, İslamiyete uymaya devam eyle…
(Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri 160 veya 188 (m. 803)’de İran’da Hazar Denizi kenarında Bistâm’da doğdu. 231 veya 261 (m. 874) senesinde Şa’bân-ı şerîfin on beşinci günü Bistâm’da vefât etti. Hanefî mezhebinde idi)

22.04.2021 - 04:33