Büyükler büyüğü Abdülhâlık Goncdüvânî... Melekler duasını alırdı

Büyükler büyüğü Abdülhâlık Goncdüvânî...  Melekler duasını alırdı

Öyle bir velî ki, daha doğmadan önce Hızır aleyhisselâm tarafından dünyayı teşrif edeceği müjdelenmişti... Henüz beş yaşında iken sorduğu suali hocası bilemedi. Daha o yaştan itibaren mürşidini beklemeye koyuldu...

Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleri... Evliyânın önderlerinden, İslâm âlimlerinin büyüklerinden... Semerkant onunla nurlanıyor. Öyle bir veli ki, daha doğmadan önce Hızır aleyhisselâm tarafından dünyayı teşrif edeceği babası Abdülcemîl Efendi’ye müjdeleniyor. Ki, babası da âlim ve ârif bir kimse olup, Malatyalıdır. İmâm-ı Mâlik hazretlerinin soyundan gelir.

SENİN BİR OĞLUN OLACAK
Hızır aleyhisselâm ile görüşür, sohbet edecek kadar da derece sahibi. Bir gün Hızır (aleyhisselâm) kendisine “Senin sâlih bir erkek evlâdın olacak, ismini Abdülhâlık koyarsın!” buyurur. Çocuk doğmadan Abdülcemîl (rahmetullahi aleyh) Buhara’ya göç eder ve nur parçası orada, Goncdüvân’da doğar. Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleri yine burada 575 (m. 1179) târihinde vefat eder.

BEŞ YAŞINDA BÖYLE BİR SUAL!
Henüz beş yaşındadır, hocasına (Hâce Sadreddîn) öyle bir sual sorar ki, içinde geleceğin büyüğü saklıdır, çok bellidir...
“Hocam bir âyet-i kerîme okudum. Allahü teâlâ, ‘Rabbinize tezarrû’ ederek ve gizli duâ ediniz’ (A’râf-55) buyuruyor. Bu gizliden murâd-ı ilâhi nedir? Kalb ile yapılan zikrin aslı nedir? Eğer zikir ve duâ, aşikâr (açıktan, sesli olarak), dil ile olursa riyadan korkulur. Araya riya girerse, hakkı ile (layık olduğu şekilde) zikir edilmemiş olur. Şayet kalb ile zik-retsem “Şeytan insanın damarlarında kan gibi dolaşır” hadîs-i şerîfi gereğince, şeytan bu zikri duyar. Ne yapacağımı bilemiyorum, bu müşkülümü halletmenizi istirham ederim, efendim!” der...
Beş yaşındaki bir çocuktan gelen bu sualin derinliği karşısında hocası şaşkındır, artık ona hayrandır... Cevabı kendisi de bilmez "Evlâdım! Bu mes’ele, kalb ilimlerinin bir konusudur. Allahü teâlâ nasîb ederse, sana bu ilimleri öğretebilecek bir üstada kavuşturur" diyebilir... Ve nur çocuğun bekleyişi işte o yaşta başlar. Hem de ne bekleyiş, ne hasret, ne taleple...
Eh talep yana yakıla olunca cevap da gelir elbet... Bir gün Hızır aleyhisselâm teşrif eder. Ledün ilminin sultanı olunca, emrin nereden geldiği de bellidir. Ona, Allahü teâlâyı gizli ve açık zikretme, anma yollarını öğretir, yetmez bir de manevi evlâtlığa kabul eder. Ve bir nasihat “Kalbinden 'La ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah' Kelime-i tayyibesini şöyle şöyle zikredersin!” diye tarîf eder. Ve sessiz, kalben zikr başlar... Bu hâl, kendisinin manevî makamlarda pekçok yükselmesine sebep oldu.

BİR MÜRŞİD GEREK
Abdülhâlık Goncdüvânî (rahmetullahi aleyh) hazretleri, “Yirmi iki yaşında idim. Hızır aleyhisselâm beni, Mâverâünnehr’de yaşayan büyük âlim ve velî Yûsuf-i Hemedânî hazretlerine gönderdi. Ondan tam istifâdeye kavuştum” buyururlar, kemal mertebelerini işaret ederler. Ki her ikisi de silsile-i aliyye denilen nübüvvet yolundan büyüklerindendir...

KERAMETLER HAZİNESİ
Abdülhâlık Goncdüvânî hazretlerinin sadece bir kerametini nakil etsek büyüklüğüne işarete yetişir. Her gün beş vakit namazını Kâ’be-i muazzamada kılar, tekrar Buhara’ya dönerler.
Bir Aşûre günü talebelerine ders vermekle meşgulken dehşet verici bir hadise yaşanır. Görünüşü Müslüman kıyâfetinde olan bir genç kapıdan girip, talebelerin arasına oturur. Göstermelik bir edeple, “Efendim! Resûlullah aleyhisselâm  'Mü’minin ferâsetinden korkunuz. Çünkü o, Allah’ın nûru ile bakar' buyuruyor. Bu hadîs-i şerîfin sırrı nedir?” diye sorar. Nur Dağı’ndan akıp gelen cevap, "Sırrı şudur ki; belindeki zünnârını (hıristiyanların ibâdette bellerine bağladıkları ve ucunda haç asılı parmak kalınlığında yuvarlak ip) kesip çıkar ve müslüman olmakla şereflen!” olur. Genç sahte itirazlara başvurur, “Allahü teâlâya sığınırım, benim belimde zünnâr mı var?” der çırpınır bir hâlde...
Büyük veli bir talebesine işaret eder, o da gelen gencin hırkasını çıkarır, küfrü aşikâr olur. Büyük mahcubiyeti onu İslam'a, imana yaklaştırır ve ellerine kapanır: - Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resulühü...

BU GELEN KİM?
Duasının kabul olduğu dalga dalga yeryüzüne yayılır. Onun için uzaklardan insanlar hatta cinler bile gelir duasını alırlardı. Bir gün müthiş bir hadise olur. Bir grup insan gelir duasını almaya. Fakat yanlarında daha önce hiç görmedikleri temizlikte ve güzellikte bir genç vardır ki, herkesin ister istemez dikkatini çeker. Bu genç Abdülhâlık Goncdüvânî hazretlerinden dua ister ve hemen ayrılır, bu durum daha bir dikkat çeker... Kendisine, “Efendim! Bu gelen genç kimdi acaba? Gelmesi ile gitmesi bir oldu” diye sorulur. O da “Bizi ziyârete gelip duâ isteyen bir melek idi” buyurur.

24.04.2021 - 06:02