Namazın incelikleri

Namazın incelikleri

Namazı kusursuz kılmak için hem farzlarını, vâciblerini, sünnetlerini ve müstehâblarını yerine getirmeli hem de bunları uyanık bir kalple yapmalı...

Dinimizde namaz çok mühim. Âlimlerimiz namazı anlatırken nelere dikkat edilmesi gerektiğini kitap ve sünnetten nakil etmişler. Bunlar namaz kitaplarında yazılıdır. Bu sayfanın hacmi sınırlı olduğu için bunlara girmeyeceğiz. Bu yazımızda en dikkat çekici olanları bildireceğiz.
İmam-ı Rabbani (kuddise sirrehül aziz) hazretleri Mektubat kitabı 1. cildinin 305. mektubunda buyuruyorlar ki, "Nemâzın kusûrsuz, kâmil olması, bu fakîre göre, fıkh kitâblarında uzun uzadıya yazılmış olan farzlarını, vâciblerini, sünnetlerini ve müstehâblarını yerlerine getirmekle olur. Nemâzı temâmlamak için, bu dört şeyden başka yapılacak birşey yokdur..."
"Ba’zıları, bu dördünü uzun uzadıya öğrenip ezberlemekle, nemâzımız temâm oldu deyip, bu öğrendiklerini iyi yapmakda gevşek davranmışlar. Bundan dolayı nemâzın kemâlâtından az birşey kazanabilmişlerdir. Bir kısmı da, nemâzda dünyâyı unutup, kalblerinin Allahü teâlâ ile olmasına ehemmiyyet verip, a’zâların edebli bulunmasını gözetmemişler. Yalnız farzları ile sünnetlerini yerine getirmişlerdir. Bunlar da nemâzın hakîkatini anlayamamıştır..."
* * *
Yüce imamın bu sözlerinden de anlaşıldığı gibi namazın farzlarını, vâciblerini, sünnetlerini ve müstehâblarını iyi öğrenmek gerekiyor. Sadece bununla da kalmayıp namazda bunları farkında olarak, uyanık bir kalple yapmak icab ediyor. Bu hususları öğrenmek insanın olsa olsa bir haftasını alır. Fakat bilerek kılınacak namazdan elde edilecek lezzetle ele geçecekler, iki dünyayı dolduracak zenginlikte olacaktır.

SÜNNETE UYGUN ABDEST
Yine 266. mektubun son bölümünde buyuruyorlar ki, "Allahü teâlânın emrlerini yapmağa, Onun beğendiği gibi yaşamağa çalışmalıdır. Onun en çok beğendiği ve emr etdiği şey, hergün beş vakt nemâz kılmakdır. Nemâz, dînin direğidir. Nemâzın, ehemmiyyetinden ve nasıl kılınacağından birkaç şey bildireceğim. Cân kulağı ile dinleyiniz! Önce, sünnete [ya’nî fıkh kitâblarında yazılana] tâm uygun olarak, abdest almalıdır. Abdest alırken yıkanması lâzım olan yerleri üç def’a ve her def’asında, her taraflarını temâm yıkamağa çok dikkat etmelidir. Böylece, sünnete uygun abdest alınmış olur. Başa mesh ederken, başın her tarafını kaplayarak sığamalıdır. Kulakları ve enseyi iyi mesh etmelidir. Ayak parmaklarını hilâllerken, [ya’nî parmak aralarını temizlerken] sol elin küçük parmağını, ayak parmaklarının alt tarafından, aralarına sokulması bildirilmişdir. Buna ehemmiyyet vermeli, müstehab diyip geçmemelidir. Müstehabları hafîf görmemelidir. Bunlar, Allahü teâlânın sevdiği şeylerdir ve beğendikleridir. Eğer, bütün dünyâyı vermekle, beğendiği bir işin yapılabileceği bilinmiş olsa ve dünyâyı verip o iş yapılabilse, çok kâr edilmiş olur ve birkaç saksı parçası verip kıymetli bir elması ele geçirmek gibi olur. Yâhud, birkaç çakıl parçasını verip, ölmüş bir sevgilinin rûhunu geriye getirerek, hayât kazandırmak gibidir...
* * *
Bu güzel satırlardan anlıyoruz ki, Allahü tealanın en çok beğendiği şey olan namaza hazırlanırken önce abdesti mükemmel almaya, müstehablarına kadar uymaya dikkat etmeli. Şüphesiz ki bunun için de bilmek lazımdır. Bilmeden nasıl uyulabilir? Abdest olsun, namaz olsun farzından müstehabına kadar güzelce öğrenmemiz gerekiyor. Öğrenmek için ayıracağımız vaktin iki dünyamızı yakından ilgilendirdiğini unutmamamız icab ediyor... O hâlde kendimize bir bakalım, yoklayalım. Rabbimizin en beğendiği ibadet olan namazı güzel kılmak için abdestin ve namazın hükümlerini şu satırları okurken ne kadar biliyoruz? Ömrümüz bir telaş ile geçerken, hem bu dünyada hem ölüm anında ve sonrasında imdadımıza yetişeceği bildirilen namazı ne kadar bilerek kılıyoruz...
* * *

İLK TEKBÎRİ KAÇIRMAMALI
Aynı mektuptan başka satırlar... "Erkekler, farz nemâzları cemâ’at ile kılmağa çok dikkat etmeli, hattâ birinci tekbîri imâm ile berâber almağı kaçırmamalıdır..."
"Rükû’de ve secdelerde hareketsiz durmak, herhâlde lâzımdır. Çünki, farz veyâ vâcibdir. Rükû’den kalkınca, öyle dik durmalıdır ki, kemikler yerlerine yerleşsin. Bundan sonra, bir mikdâr, bu şeklde durmak farzdır veyâ vâcib veyâ sünnet demişlerdir..."
"İki secde arasında oturmak da böyledir. Bunlara herhâlde çok dikkat etmelidir. Rükû’de ve secdelerde tesbîh en az üç kerredir. Çoğu yedi veyâ onbirdir. İmâm için ise, cemâ’atin hâline göredir. Kuvvetli bir insanın, sıkıntısı olmadığı zemânlarda, yalnız kılarken, tesbîhleri, en az mikdârda söylemesi, ne kadar utanacak bir hâldir. Hiç olmazsa, beş kerre söylemelidir..."
"Secdeye yatarken, yere dahâ yakın a’zâyı, yere dahâ evvel koymalıdır. O hâlde, önce dizler, sonra eller, dahâ sonra burun, en sonra da alın konur. Dizlerden ve ellerden, evvelâ sağlar yere konur. Secdeden kalkarken, yukarıda olan a’zâ evvel kaldırılır. O hâlde, evvelâ alın kaldırılmalıdır..."
"Ayakda iken, secde yerine, rükû’de iken ayaklara, secdede burun ucuna ve otururken iki ellere veyâ kucağına bakılır. Bu söylediğimiz yerlere bakıp da, gözler etrâfa kaymaz ise, nemâz, cem’ıyyetle kılınabilir. Ya’nî kalb de, dünyâ düşüncelerinden kurtulabilir. Huşû’ hâsıl olur. Nitekim, Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” böyle buyurmuştur..."
"El parmaklarını rükû’de açmak ve secdede birbirlerine yapıştırmak sünnetdir. Bunlara da dikkat etmelidir. Parmakları açık yâhud bitişik bulundurmak sebebsiz, boş şeyler değildir. İslâmiyyetin sâhibi [ya’nî Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”] fâidelerini düşünerek böyle yapmışdır. Bizler için, İslâmiyyetin sâhibine uymak kadar büyük bir fâide yoktur “aleyhissalevâtü vesselâm”...

 

28.04.2021 - 04:41